duşan kovaçeviç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duşan kovaçeviç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2013 Perşembe

Ankara Tiyatro Rehberi 14 (1 Kasım 2013 - 10 Kasım 2013)

Nihayet Kasım ayı geldi. Havalar açısından belki Kasım ayının gelmesi sıcak seven kişilerin pek hoşuna gitmese de özellikle Kültür Sanat etkinliklerinin yavaş yavaş olgunlaşmaya, daha çok etkinliğin seyirci karşısına çıkmaya başladığı bir aydır Kasım. Bu yönden Ankara'nın kısır tiyatro döngüsüne ilaç gibi gelebilecek 18. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali (15-25 Kasım) başta olmak üzere Kasım ayı Ankaralı tiyatroseverler için oldukça iyi geçecek bir ay gibi görünüyor.

Herhalde Kasım ayına dair Ankaralı tiyatroseverler adına en güzel haberlerden birisi de geçtiğimiz yıl kaldırıldığı söylenen, yıllardır Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalıgişe oynayan hatta biletleri karaborsa'da değerinin 20 katına bile alıcı bulan Bir Delinin Hatıra Defteri oyununun geri dönüşü ve kasım ayı içerisinde tekrar sahnelenmeye başlaması. Devlet Tiyatroları umarım Bir Delinin Hatıra Defterinde olduğu gibi Cyrano de Bergerac oyunu konusunda da benzer bir girişim yapar.

Ayrıca bu rehberle beraber Blog'da daha önce 2 kez düzenlediğimiz bilet çekilişinin üçüncüsünü 10 Kasım 2013 Pazar günü saat 15.00 temsilli Sarı Naciye oyunu için yapıyoruz. Bu sefer çekilişe ilişkin bilgiler rehberin altında değil, ayrı bir postta yer alıyor. Sarı Naciye Çekiliş bilgilerine ulaşmak için tıklayınız.

Bu rehberde de her zamanki gibi haftanın öne çıkan oyunlarına değinip, sahnelenecek bütün oyunlara da yer vereceğiz.

1- Hayvan Çiftliği (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Hayvan Çiftliği Afiş
Yeni sezon Devlet Tiyatroları oyunları arasındaki az sayıda yabancı oyunlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor Hayvan Çiftliği. Benim bu sezon en çok merak ettiğim yapımların da başında geliyor. Geçen yıl Ankara izleyicisi Erdal Beşikçioğlu yönetiminde gençlerden kurulu bir kadro ile Stüdyo Cer'de izlemişti bu oyunu. Oyunun Stüydo Cer sahnelenişi ile ilgili inceleme daha önce bu blog'da da yapılmıştı. Buradan ulaşabilirsiniz. 

Oyunun yönetmen koltuğunda Barış Erdenk var. Yenilikçi, yaratıcı ve başarılı bir rejisör kendisi. Bu sebepten ötürü de Hayvan Çiftliğinin rejisi merak konusu. İster istemez bir yıl önce başka bir tiyatroca sahnelenmesinden ötürü, Ankara izleyicisi iki oyun arasında karşılaştırmalar yapacaktır. Bu oyun için ve yönetmen için bir handikap olsa da gerçekten bu yılın en heyecanlandırıcı projelerinden birisi ve çok başarılı bir yapım Ankara izleyicisini bekliyor. George Orwell'in unutulmaz romanından Peter Hall tarafından sahneye uyarlanan oyun 2 Ekim 2013 günü prömiyerini yaptı ve oldukça iyi yorumlar aldı. Oyun'un İrfan Şahinbaş sahnesinde sahnelenmesi de oldukça farklı bir reji ve dekor göreceğimizin habercisi. Bu yılın en çok ilgi gören oyunlarından olacaktır. Biletler neredeyse çıktığı anda tükeniyor kısacası Ankara izleyicisinin ilgisi büyük. Oyun 2-6-7-9 Kasım tarihlerinde İrfan Şahibaş Sahnesinde sahnelenecek. Ben de bir aksilik olmazsa sonunda oyunu 2 Kasım tarihinde izleyebileceğim. İzledikten sonra blog'a bir yorum yazmak da şart olur.

2- Çalıkuşu (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Çalıkuşu Afiş
Neşat Nuri Güntekin'in kaleminden çıkan ve edebiyatımızın en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilen Çalıkuşu yıllardır ülke çapında pek çok tiyatro tarafından pek çok kez sahnelenmiş bir eser. Hatta eserin yıllar boyunca filmleri çekildi, dizileri televizyonlarda yayınlandı. (Şu anda da güncel bir versiyonu yayınlanıyor hatta).  Necati Cumalı tarafından oyunlaştırılan eser, Halil Akarsu rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosunca bu yıl sahneleniyor. Devlet Tiyatrolarının bu yılki yerli oyun politikalarına paralel olarak çıkan oyun 22 Ekim tarihinde prömiyerini yaptı. Oyun kalabalık kadrosuyla dikkat çekiyor ve Ankara Devlet Tiyatrosu müdavimlerinin yakından tanıdığı isimler oyunda yer alıyor.

Hiç şüphesiz bu sezonun önemli prodüksiyonlarından birisi Çalıkuşu. Zaten Ankara izleyicisi de oyuna epey ilgi göstermiş durumda. Neredeyse bütün biletleri çıktığı andan itibaren tükeniyor. Oyunu izlemeden bir yorum yapmak da zor, fakat izlenmesi gerekecektir zira bu yılki yerli oyunlar arasında en ön plana çıkan oyun gibi duruyor. 10 gün önce prömiyerini yapan oyun 1-2-3 Kasım tarihlerinde Akün sahnesinde sahnelenecek ve bir süre ara vererek yerini Sarı Naciye oyununa bırakacak.

3- Sarı Naciye (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Sarı Naciye Afiş
Bu yıl prömiyerini yapan oyun, şu ana kadar Ankara Devlet Tiyatrosunun 2013-2014 sezonunda en çok beğenilen oyunları arasına şimdiden girdi. Ankara izleyicisi tarafından tam not alan ve Recep Bilginer tarafından yazılan oyun Zafer Kayaokay tarafından sahneye konuluyor. Töre ve Göç konularının işlendiği oyunda, yıllarca Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan Fosforlu Cevriye'nin Cevriyesi Feray Darıcı bu oyunda da başrolü üstleniyor. Feray Darıcı'nın Fosforlu Cevriye'deki performansı pek çok kişi tarafından oldukça başarılı bulunmuştu. Oyun 5 Kasım tarihlerinden itibaren Kasım ayının sonlarına değin Akün sahnesinde sahnelenecek.

Oyuna dair iki not: 1) Benim gibi silah patlama sesinden ürken tiyatroseverler biraz diken üstünde olacaklar oyunu izlerken. 2) Oyunun 10 Kasım temsiline blog'da bir çekiliş düzenleniyor. Ayrıntılı bilgi ve katılmak için tıklayın.

4- Aklımdaki Kadınlar (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Aklımdaki Kadınlar Afiş
Komedi oyunları beni fazla cezbetmese de, izleyicilerin büyük kısmının onca dert-tasa arasında bir rahatlama yeri olarak komedi oyunlarını gördüğü aşikar. Bu durum da göz ardı edilemez ve yadsınamaz. Aklımdaki Kadınlar etiketi bir komedi olsa da izleyiciye aslında bundan çok daha fazlasını veren, vaad eden bir oyun. Usta yazar Neil Simon'un kaleminden çıkan oyun Sinan Pekinton yönetmenliğinde geçtiğimiz yıl sahneye taşındı ve oldukça iyi tepkiler aldı. Oyun bu yıl da sahneleniyor ve yukarıda belirttiğim gibi sadece bir komedi oyunundan fazlasını vaad ediyor.

Oyun, başarısız/saplantılı bir yazar olan Jake'nin hayatındaki kadınlarla yaşadığı sorunlu ilişkileri hayal dünyasındaki konuşmalarla çözümlemeye ve bunların gerçek hayattaki yansımalarının ne şekilde olabileceğini izleyiciye aktarıyor. Oyunun ismi veya tanım yanıltmasın. Jake'in aklındaki veya hayatındaki kadınlar, eşi, ölen eski eşi, kızı, psikoloğu ve hatta annesi. İzleyiciyi oldukça eğlendiren, güldüren bir oyunun peşi sıra sizi derinden etkileyebilecek ve duygulandırabilecek sahneleri de barındırıyor Aklımdaki Kadınlar. Belki komedi ile dramın iç içe geçmesi halinin bir yansıması bu. Fakat kesinlikle oyun, sadece güldürmüyor. İnsanın ilişkilerini, hayatındaki insanlarla yaşadıkları sorunlarını, geçmiş takıntılarını ve hayatımızın büyük kısmını işgal eden küçük dertlerimizi sorgulatmaya yelken açan imgeler bırakıyor izleyicinin zihninde. Tüm oyuncuların başarılı performansları göz doldururken, oyun boyunca neredeyse sahneden hiç inmeyen ve her daim repliği olan Jake rölünde Levent Şenbay göz dolduruyor.

1-2-3 Kasım tarihlerinde Küçük Tiyatroda sahnelenecek oyun kısa bir ara verip Kasım ayının ortalarından itibaren Şinasi sahnesinde sahnelenmeye devam edecek.

5- Kontrabas (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Kontrabas Afiş
Koku isimli eseriyle tanınan Patrick Süskind'in kaleminden çıkan Kontrabas, Ankara Devlet Tiyatrosunun demirbaş oyunlarından birisi. Yıllardır sahnelenen oyun belki de Ankara Devlet Tiyatrosunda yer alan tek kişilik oyunlar arasında şu ana kadar en çok ilgi çeken oyunların başında yer alıyor. "Bir müzisyen üzerinden toplumun, bireyin, müziğin, cinselliğin, hiyerarşinin ve pek çok şeyin dedikodusunu yapan" oyun Metin Belgin tarafından sahneye konulmuş durumda. 

Şahsım adına Ankara Devlet Tiyatrosunun en başarılı oyuncularından birisi olarak gördüğüm Olcay Kavuzlu ise tek kişilik performansıyla gerçekten göz dolduruyor. Oyunu izlemekte, 'tek kişilik oyun' fobisi olanların bile görmesinde fayda var. Kaçırılmaması lazım. 5-6-7-8-9 tarihlerinde Oda Tiyatrosunda sahnelenecek Kontrabas'a bilet bulmak neredeyse olanaksız. Bu da izleyicinin ilgisini ortaya koyuyor. 

Kontrabas oyununa dair ilginç bir not. Oyunun yönetmeni Metin Belgin, İstanbul Devlet Tiyatrosunda da Kontrabas oyununun yönetmeni ve oyunun tek oyuncusu olarak yer alıyor. Devlet Tiyatrolarının iki ayrı bölgede aynı oyun seçimi yapması ilginç bir durum oluşturmuş.

6- Teneke (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Teneke Afiş
Usta yazar Yaşar Kemal'in aynı adlı eserinden sahneye taşınan oyunda, Çukurova bölgesine atanan idealist bir kaymakam'ın çıkarları için insanların ölmesine dahi göz yumman Çeltik Ağaları ile olan mücadelesi ve halkın bu mücadele esnasında gösterdiği kabullenmişlik, çaresizlik sahneye taşınıyor. Epik tarzda sahnelenen oyunda izleyiciye sadece mesajlar verilmekle kalmıyor aynı zamanda oldukça duygusal bir dram izleyicileri bekliyor. Kaymakam'ın çaresizliği ve halkın kabüllenmişliği adeta Franz Kafka'nın Davasındaki Joseph K.'nın çaresiz yolculuğu ve mücadelesini andırıyor.

Hikaye, oyunun sahnelenişi, yer yer izleyiciyi tebessüm ettiren sahneler bir bütün olarak gerçekten başarılı bir oyun çıkarmış karşımıza. Fakat tüm bunların yanı sıra Cem İdiz tarafından bestelenen oyunun müzikleri tek kelimeyle olağanüstü ve gerçekten oyunun dramatik yapısıyla bir bütünlük içerisinde yer alıyor. Tellal rölüyle Nusret Şenay ve Resül rolüyle Şahin Ergüney ise tek kelimeyle mükemmel birer oyunculuk örneğini sahneye taşıyorlar. Diğer oyuncuların performansları da görülmeye değer. Güral Tombul rejisindeki oyunu 5-6-7-8-9-10 tarihlerinde Cüneyt Gökçer sahnesinde izlemek mümkün.

Son bir not benim gibi sahnede silah gördüğünde panik yapan tiyatroseverlere. Çehov bir kere demiş sahnede görülen / duvarda asılı olan silah oyunun sonunda muhakkak patlar diye. Belki oyun sonunda değil ama oyunun bir yerlerinde o silahlar illaha ki patlıyor, ama yarattığı gerilimi karşılamayacak kadar cılız bir şekilde. Silah patlama gerilimi yaşayıp oyunu takip edemeyen tiyatroseverler bu uyarıyı dikkate alırlarsa benim gibi bazı replikleri yaşadıkları gerilimden kaçırmamış olurlar.

7- Kösem Sultan (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Kösem Sultan Afiş
Şahsi olarak tarihi içerikli ve kalabalık castlı oyunları sevmesem de Ankara Devlet Tiyatrosu yıllardır bu tarz oyunları sahneliyor. Genç Osman, Hürrem Sultan, Kerbela gibi oyunlar akla ilk gelen örnekler. Fakat bu tarz oyunların genel izleyici kitlesi tarafından oldukça beğeniliyor. Turhan Oflazoğlu tarafından kaleme alınan oyunun yönetmen koltuğunda Murat Atak var. Oldukça kalabalık kadrosuyla dikkat çeken oyunda, Elvin Beşikçioğlu, Mithat Erdemli, Yavuz Sepetçi, Tolga Çiftçi gibi Ankara Tiyatro izleyicisinin aşina olduğu pek çok başarılı oyuncu kadroda yer alıyor.

Oyun adından da anlaşılacağı üzere, Osmanlı İmparatorluğu'nun en etkili kadın sultanlarından birisi olarak kabul edilen 4. Murad'ın Annesi Kösem Sultan'ın hikayesi üzerine kurulu.  1 Ekim 2013 Salı günü prömiyerini yapan oyun 2-3 Kasım tarihlerinde Cüneyt Gökçer Sahnesinde Sahnelencek ve temsillerine kısa bir süre ara verip 12 Kasımdan itibaren tekrar sahnelenmeye başlayacak.

8- Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Ankara Sanat Tiyatrosu):

Dar Ayakkabıyla Yaşamak Afiş
Profesyonel, Buluşma Yeri, İntiharin Genel Provası gibi oyunları ülkemizde sahnelenmiş usta Yazar Duşan Kovaçeviç'in Dar Ayakkabıyla Yaşamak isimli oyunu Zurab Siharulidze rejisiyle sahneye taşınıyor ve Ankara Sanat Tiyatrosunca sahneleniyor. Duşan Kovaçeviç'in yazım kabileyiti ve Ankara Sanat Tiyatrosunun son yıllardaki, eski günlerini anımsatan ivmesiyle, izlenmesi gereken bir oyun Ankaralı Tiyatroseverlerle buluşuyor. 

"Sosyal ortamın istediğimiz gibi olamadığını herkes biliyor, herkes farkında… Sosyal hayattaki problemler hepimizi rahatsız ediyor ama bu problemleri hepimiz farklı şekilde algılıyor ve çözmeye çalışıyoruz. Çünkü hepimiz aynı çevreye ait olmamıza rağmen ayrı ayrı bireyleriz. Bu yüzden bakış açılarımız da bireyseldir, aynı problemler üzerinde bile. Ama bizi birleştiren ve omuz omuza getiren hepimiz için aynı tutkudur: YAŞAMA TUTKUSU… Bu oyunda biz hep beraber tek bir birey gibi çalıştık. Düşüncelerimizi, acılarımızı ve tutkumuzu bütün samimiyetimizle seyircimizin önüne koyduk. Umuyoruz ki düşüncelerimiz bizi size yakınlaştıracak."  tanıtım bültenine sahip oyun 1-2-3-8 Kasım tarihlerinde Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenecek.

9- Adolf (Bo Sahne / Turne Oyunu):

Adolf Afiş
2. Dünya Savaşına ilişkin eserler hep ilgimi çekmiştir. Dünya tarihinin gördüğü en kanlı liderlerden birisi olan Adolf Hitler yaptığı insanlık dışı eylemler, yol açtığı milyonlarca ölüm ve bunlara paralel olarak özel hayatındaki ilginç yaşantısıyla herhalde dünya tarihi sahnesinin en ilginç ve elikanlı figürlerin başında gelir. Bo Sahne tarafından sahneye konulan Adolf oyunu, Adolf Hitlerin ölümünden önceki son 12 saati, içinde yer aldığı sığınakta anlatıyor. Pip Utton tarafından yazılan oyun Levent Özdilek tarafından sahneye konuluyor ve tek kişilik performansla Adolf Hitleri Burak Sergen canlandırıyor. Hitlerin son saatlerini ve psikolojisini anlatmak, çözümlemek çok zor olmalı. İlginç bir oyun izleyiciyi bekliyor.

Turne oyunlarının bu aralar pek uğramadığı Ankara izleyicisi için farklı bir tat olsa da bilet fiyatları çok can sıkıyor. Uzun zamandır söylüyoruz, İstanbul izleyicisinin belki artık fazla bulmadığı bilet fiyatları Ankara izleyicisi için hala çok yüksek. 3-4-11 Kasım tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek oyunun, Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında bir kez daha gösterileceğini hatırlatmakta fayda var.

10- Diğer Oyunlar:

- Ankara Devlet Tiyatrosu:  En Son O Gitti, Nalınlar, Aşk Hastası, Para, Bizim Yunus, Ramiz İle Jülide, Mevlana Aşk ve Barış Çığlığı, Miyhavlar Tiyatrosu (Çocuk Oyunu), Horoz Adam ve Korsan (Çocuk Oyunu), Narnia Günlükleri (Çocuk Oyunu), Keloğlan Keleşoğlan (Çocuk Oyunu) 

- Başkent Oyun Atölyesi: Doğaçlama Geceleri (1-8 Kasım 2013 Cuma), Adaptasyon Hayvanı (9 Kasım 2013 Cumartesi), Sen Var Mısın (6 Kasım 2013 Çarşamba)

- Tiyatro Kafe: Dehşet Odası (9 Kasım 2013 Cumartesi), Matruşka (2 Kasım 2013 Cumartesi)

- Simurg: Hayyam (1-2 Kasım 2013)

- Mavi Sahne: Hiç - Neyzen Tevfik (9 Kasım 2013 Cumartesi)

- Ankara Halk Tiyatrosu: Jeanne D Arc'in Öteki Ölümü (2-3-9 Kasım 2013)

- Başkent Kültür Sanat Tiyatrosu: Kanlı Nigar (2 Kasım 2013 Cumartesi)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Selamün Kavlen Karakolu (9 Kasım 2013 Cumartesi)

Başkent Tiyatroları: Tipe Bak, Akıllı Soytarı, Aşkın Pazarı

Çocuk Oynları: Aslan Nasıl Başkan Oldu, Başa Bela Mikroplar, Bilgiç ile İşengeç, Bremen Mızıkacıları, Caretta Caretta, Hiçyemez Prenses, İbiş ile Memiş, Karınca Li, Keloğlan Masalları Müzikali, Keloğlan Veziroğlan, Kırmızı Başlıklı Kız Çocuk Müzikali, Masal Masal İçinde, Nasrettin Hoca ve Masal Perisi, Papi'nin Kukla Dünyası, Ponpon Kuyruğun Pastası, Sevimli Tavşanlar, Sincap Sinsin, Tom ve Jerry, Uçmak Özgürlüktür.

4 Kasım 2012 Pazar

Profesyonel (İstanbul Devlet Tiyatrosu)

Profesyonel

Profesyonel, yıllardır İstanbul Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan bir Duşan Kovaçeviç oyunu. Işıl Kasapoğlu rejisindeki oyun geçtiğimiz hafta Ankara'ya uğradı ve izleyiciyle buluştu. Oyuna geçmeden önce bir kaç noktayı belirtmekte fayda var. İstanbul'da oldukça rağbet gören ve bilet bulmanın zor olduğu bu oyun Ankara'da da büyük ilgiyle karşılandı ve Şinasi sahnesinde sergilendi. İstanbul'daki sahneleri bilmediğim için yorum yapamayacağım fakat Şinası Sahnesi gözümde iyi bir sahne değil benim. Hem oturma düzeni hem sahnenin küçüklüğü oyunların bir şekilde istenilen etkiyi verememesini sağlıyor olabilir. Bu durum Profesyonel'de çok geçerli değildi fakat dekorun sahneye tam oturmadığını, boşlukların olduğunu gözlemlemek oyunun başlangıcı için bir handikaptı. Buraya şerh düşmekte fayda var, dekorun bu durumu yani dekorun sahnede boşluklu durması bir şekilde sahneye oturmaması bir tercih meselesi veyahut zaten var olan bir durum olabilir.

Oyun yıllarca edebiyatla uğraşmış, şimdilerde bir yayınevinin genel yayın yönetmenliğine getirilmiş Teja'nın (Yetkin Dikinciler) odasında başlıyor. Geri planda politik değişime uğramış bir Yugoslavya var. Oyuna dair hiç bilgi olmadan gidilmezse bu geri plan biraz geç anlaşılabiliyor, oyunun başlarında duyulan Balkan müzikleri ilk ipuçları olsa da sonrasında yer alan bolca politik göndermeyle karakterlerimizin ait olduğu çevreye hakim oluyoruz.

Okuduğu başarısız kitap denemelerinden sıkılmış vaziyetteki Teja, izleyiciye bir kişinin gelip hayatlarını değiştirip değiştiremeyeceğini sorarken, izleyici beklentisi bu noktaya çekiliyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'nın (Bülent Emin Yarar) başlardaki gizemi, kendini açıkladıkça yerini Teja'nın geçmişine bir yolculuğa, geçmişi, geleceği sorgulamasına yol açan olaylar bütününe yol açıyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'yı ilk başta, romanını okutmaya gelen başarısız bir Yazar adayı olarak gören ve onunla görüşmeyi dahi kabul etmeyen Teja karşısında Luka, kendini açıkladıkça ve Teja'ya geçmişinden kesitler sundukça iki kişi arasındaki soğuk başlangıç kısa süreli bir dostluğa, bir kader birlikteliliğine yol alıyor.

Teja (Yetkin Dikinciler) - Luka (Bülent Emin Yarar)
Luka karakterinin gizemi çabucak çözülse de şüphesiz izleyicide yarattığı merak oyunun başında izleyiciyi hikayeye tutunduran temel öğe. Bir evrak çantası, bir bavul, saç-baş dağılmış görüntüsüyle Teja'nın ofisinde beliren Luka, Teja'ya 4 adet ciltlenmiş kitap verirken, Teja'nın bunları önce başarısız birer yazı denemesi zannetmesi, Luka'yı küçümsemesi sonrasında ise bu yazıların aslında Teja'nın 18 yıl boyunca yaptığı konuşmaların yazıya aktarılmasını öğrenmesiyle yerini hüzünlü bir yolculuğa bırakıyor. Emekli bir polis olan Luka, görevi gereği Teja'yı 18 yıl boyunca takip edip onun konuşmalarını ses kaydına alırken, zamanla Teja'nın bu ziyarete kadar bilmediği bir ilişki başlıyor aralarında. Luka için Teja, 18 yıldır tanıdğı bildiği, bütün hayatını takip ettiği, pek çok kez ölümden kurtardığı bir kişi olarak yer alırken, Teja'nın kendi geçmişine olan yabancılığı oyun boyunca izleyiciye aktarılıyor.

Luka önce görevi gereği, Teja'nın tüm konuşmalarını kayıt altına aldıktan sonra kağıda döküp rapor ettikten sonra, zamanla bu konuşmaları bir edebiyat antolojisi haline getirmeye başlıyor. Önceleri Teja'nın öldürülmesi gerektiğini dahi düşünüp bunu amirlerine bildiren, hatta bir kaç kez Teja'yı öldürmek isteyip çeşitli sebeplerle bunu başaramayan Luka, zaman içerisinde Teja'ya karşı bir yakınlık duyuyor hiç kuşkusz.

Luka'nın Teja'ya olan ziyareti ve Teja'nın son 18 yılını ona hatırlatışı sadece kişisel sebeplere dayanmıyor. Aslında bu 18 yıl, aile ilişkilerinden başlayıp ülkenin politik değişimine kadar pek çok noktaya değiniyor. Oğlu edebiyat öğretmeni olan Luka, konuşmalarını kitaplaştırdığı Teja'nın bu kitaplarını okulunda okuttuğu için okuldan atılan ve 'yasaklı' ilan edilen oğluyla yaşadığı çatışmanın bir benzerini, Teja'nın hayatında görüyor. Teja'nın babasıyla yaşadığı politik çatışmayı kendi oğluyla yaşayan Luka belki de bu noktada, yıllarca takip ettiği ve görevi olan bu 'adam'a karşı görevden farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Bu noktada Teja'nın yıllardır kendi çocuğunu görmemiş olması ise Luka ve oğlunun yaşadıklarını öğrendikten sonra Teja'ya bir uyarı niteliği taşıyor adeta.

Luka - Teja

Oyunda üstünde çok durulmayan fakat ciddi olduğu anlaşılan bir ameliyata girecek Luka, belki de ölmeden önce, oyunda da belirttiği üzere herkese karşı borçlarını kapıyor ve Teja'ya geçmişini, göremediklerini, yitirdiklerini hediye ediyor. Geçmişine dair pek çok eşya, çok sevdiği annesinin kendisine yazdığı fakat eline hiç ulaşmayan mektuplar, Teja'ya yıllar sonra gelen hem büyük armağanlar niteliği hem de hayatını gözden geçirmesi için birer düşündürücü sebep oluyor.

Kendi ifadesiyle hayata dair öğrendikleri sadece polis okuluyla sınırlı olan Luka, bir edebiyat adamının hayatına bu denli girince bir değişime uğruyor. Bu yaşanılan değişimi hem görüşler, hayat bilgisi, aile ilişkileri olarak özetlemek mümkünken, bir zamanlar İktidar için çalışan Luka, iktidar değişimiyle birlikte polislikten emekli edilip, taksi şöforlüğü yapmaya başlarken, Teja da tam tersi olarak bu iktidar değişimiyle yükselişe geçip, bir genel yayın yönetmeni oluyor ve Luka'nın değişiyle artık 'onların' adamı oluyor.

Ülkede ve karakterlerde yaşanılan değişimler bir yana, aile ilişkileri oyunun önemli bir noktasını hatta en büyük trajedisini kapsıyor. Teja'nın babasıyla kavgalı ayrılması, annesini yıllarca görmemiş olması ve aslında her iki ebeveyninin de ona dair özlemini belirten şeyleri yıllar sayesinde Luka sayesinde öğrenmesi onun geçmişle hesaplaşmasındaki en önemli noktalar oluyor. Aynı zamanda bu durumları yıllarca gözleyen Luka'nın da benzer bir çatışmayı oğluyla yaşaması ve oğlunun ondan uzaklaşması ve belki de Luka'nın ölecek olmasından ötürü oğlunu bir daha göremeyecek olması Luka'nın trajedisi olurken Teja'ya da adeta uyarı niteliği taşıyor.

Marta-Teja
Luka, Teja'nın odasına ilk geldiğinde 4 kitap ve 1 oyundan bahsederken, Teja hiç bir zaman bir oyun yazmadığını hatırlıyor ve Luka'ya soruyor. Luka ise kendinden emin bir şekilde, oyunun başından beri 4 kitabı göstermiş olmasına rağmen bu 'oyun'u en sona saklıyor ve çantasından bir ses kayıt cihazı çıkarıyor. Teja'dan 18 yıl boyunca kendi yaptığı şeyi, yani konuşmaları kağıda dökme işini bu sefer onun yapmasını, bu oyunu yazmasını istiyor. Ayrıca ölmesi durumunda ise Teja'nın, oğluna ulaşmasını da son istek olarak belirtiyor.

Luka ve Teja'nın geçmişle, günümüzle ve gelecekle olan bu hesaplaşmasında, Teja'nın asistanı Marta'a da yer yer görünerek uzaktan uzağa onun trajedesine de göndermelerde bulunuluyor. Fakat Teja ve Luka'nın hikayeleri ne kadar doyurucuysa, Marta'nın hikayesi de bir o kadar içi boş ve yetersiz kalıyor. Bu noktada Marta karakteri ve hikayesinin boşluğu/yetersizliği oyunun akışına biraz sekte uğratıyor gibi. Oyun, geçtiğimiz aylarda ölen ünlü Çek oyun yazarı ve Devlet başkanı Vaclav Havel'e de selamını çakarken, sanata, siyasete ve aileye dair önemli mesajları yer yer güldürerek yer yer düşündürerek izleyiciye aktarıyor.

Konu itibariyle çok şaşırtıcı unsurların olmamasına rağmen, bir nevi 'hesaplaşma' temasını başarıyla işleyen oyunda epik tiyatroya dair öğeler bolca yer alıyor. Belki tam anlamıyla düşündürtmeyi amaçlamasa da, oyun boyunca Teja karakterinin, izleyiciyle olan diyaloğu, oyun bitene kadar karşımıza bir yabancılaştırma efekti olarak çıkıyor. Kişisel olarak, epik tiyatroyu ve yabancılaştırma efektine antipati ile yaklaşmama ve Teja karakterinin izleyici ile olan diyaloğunun gereğinden fazla uzun olmasına rağmen Profesyonel gerçekten harika bir oyun.

Oyunda ışık kullanımı bir iki sahne hariç hep sabit kalırken, tek dekor ve arasız 2 saatlik oynanış süresi izleyici sıkmıyor. Zira Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar sahnede harika işler çıkarıyorlar. Işık kullanımının azlığı gibi, oyunda çok fazla müzik veya efekt kullanımı da yer almıyor.

Luka Giriş
Bu güzel oyuna dair göze batan bir kaç noktadan daha bahsetmekte fayda var. Öncelikle olarak, Marta karakterinin oyunculuğu göze batmasa da, yukarıda değindiğim üzere hikayesi gerçekten oyun için bir boşluk yaratıyor. Fakat asıl sıkıntı, kitabı yayınlanmadığı için, yayınevini basan karakterde. Oyuna hiç bir katkısı olmadığı gibi ne yazık ki çok sönük bir oyunculuk karşımıza çıkıyor ve bu durum, akıcı devam eden bir oyunda izleyicinin oyundan kopmasına rol açabiliyor.

Son olarak 2 şerh düşelim ve yorumlayalım:

1- Luka karakterinin, dil hareketleri, tavrı, gülmelerinin yönetmen tercihi olduğunu düşünüyorum. Zira hatırladığım kadarıyla orjinal oyun metninde, Luka için böyle bir tasvir tam olarak yer almıyor. Eğer durum böyleyse, riskli bir seçim zira, Luka'nın hareketleri oyunu absürt bir çizgiye taşımaya çok elverişli. Ama aynı zamanda, alt metin dramın izleyiciye daha iyi aktarılmasını sağlıyor.

2- Orjinal metinde, Luka'nın Teja'ya doğrulttuğu silah patlıyor. (Yine yanlış hatırlıyor olabilirim) Fakat o silahın oyunda patlamaması sanki daha yerli yerinde olmuş. Zira oyunun akışını etkileyecek bir gerginliğe, o silahın bir daha patlayıp patlamayacağını izleyiciye düşündürtmeye gerek yok.

Ek bir not. Yıllardır sahnelenen bir tiyatro oyununda ilk kez bütün salonun ayağa kalktığına şahit oldum. Fakat oyun da zaten fazlasıyla hak ediyordu. Ayakta alkışlayan kişilerin arasında pek çok tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve gönüllüsü olduğunu da belirtmekte fayda var.