şinasi sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şinasi sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2012 Perşembe

Ankara Devlet Tiyatrosu Sahneleri

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
Bu blogda da çokça değinildiği üzere, Ankara ve Tiyatro kelimeleri yan yana gelince, Devlet Tiyatrolarından bahsetmemek olmuyor. Zira son yıllarda özellikle İstanbul'da pek çok özel ve butik tiyatro gelişme gösterirken, Ankara'da bu gelişim aynı hızda olamadı ve üretkenlik oldukça düşük bir seviyede kaldı. Bu durum da insanların Devlet Tiyatrolarına yönelimini arttırdı. Son yıllarda klasik tiyatro sahnelemelerinin artık izleyiciye hitap etmemeye başlamasıyla, daha deneysel, yenilikçi oyunlar ortaya çıkarken, devlet tiyatroları bünyesinde de bu oyunları görmek mümkün oldu. Belki Ankara'da özel tiyatroların üretkenliği son derece kısıtlı olsa da Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde bu tarz yenilikçi, çağdaş oyunlar izleme şansına erişti Ankara izleyicisi.

Bu blogda daha önce değindiğimiz Yastık Adam, yıllardır kapalı gişe oynayan Bir Delinin Hatıra Defteri, bu sezonun yenilerinden Jerry ve Tom gibi oyunlar bu ihtiyacı bir nebze olsun karşıladı ve bu tarz oyunlar sahnelendikçe karşılamaya da devam edecek. Son derece tiyatroya bağlı ve gerçekten tiyatroyu takip eden bir izleyici kitlesine sahip Ankara. Bu da Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki oyunlara ilginin hiç ortadan kalkmamasına, oyunların çoğunlukla dolu salonlarda oynanmasına yol açıyor.

Bu yazıda, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki sahnelere bir bakış atacağız. Sahne Bilgisi tekniğine çok girmeden, sahnelerle ilgili basit bir rehber olması temel amaç.

1- Cüneyt Gökçer Sahnesi (Çayyolu):

Cüneyt Gökçer Sahnesi
Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde bulunan, en yeni ve en modern sahnelerden birisi. İsmi Usta tiyatrocu Cüneyt Gökçer'in anısını yaşatıyor ve yaşatmaya devam edecek. Çayyolunda bulunan Arcadium alışveriş merkezinin hemen arkasında bulunan sahne, Ankara'daki diğer pek çok sahneden farklı olarak hem derinliği hem de barındırdığı mekanizmalarla, farklı oyunların sahnelenmesine elverişli bir ortam sunuyor. Hem klasik tarzda, normal bir çerçeve sahnede sahnelenebilecek oyunlar hem de daha farklı mekanikler getiren dekorları rahatlıkla ağırlayabiliyor. Hem normal hem de balkon oturma düzeni mevcut. Öyle ki örneğin, klasik çerçeve sahnede sahnelenen Kerbela oyunu hem Büyük Tiyatro'da hem Cüneyt Gökçer Sahnesinde sahnelenebiliyor. Bununla beraber daha önce Stüdyo Sahne ve Akün Sahnesinde sahnelenen Bir Delinin Hatıra Defteri de farklı rejisi ve oturma düzenine rağmen burada sahnelenebiliyor.

531 koltuğa sahip sahnenin (Bazı oyunlarda, örneğin Bir Delinin Hatıra Defteri, oturma düzeni ve sayısı değişebiliyor) en büyük handikapı Çayyolunda yer alıyor olması. Çayyoluna ulaşım toplu taşıma ile kolay olsa da özellikle hafta içleri 20.00'deki oyunlara iş veya okul çıkışı yetişmek biraz zor, zira sahneye şehir merkezinden gelmek için, Eskişehir Yolu'nun yoğun trafiğine girmek gerekiyor. Ayrıca Çayyolundan şehire dönüş kısmı da biraz sıkıntılı olabiliyor. Özellikle toplam süresi 3 saate varan oyunlardan sonra, saat 23.00 civarı Çayyolundan şehir merkezine toplu taşıma araçları ya çok seyrekleşiyor ya da hiç kalmıyor. Devlet Tiyatrolarının, Stüdyo Sahne veya İrfan Şahinbaş Sahnesinde olduğu gibi bu sahneye de bir servis koyması izleyicileri oldukça rahatlatabilir.

2- Akün Sahnesi (Tunalı):

Akün Sahnesi
Önceleri sinema olan daha sonra bir tiyatro salonuna dönüştürülen Akün Sahnesi, Atatürk Bulvarı üzerinde yer alıyor. Çerçeve sahnelerden farklı olarak, sahne ile izleyiciler arasında bir boşluk veya yükselti olmaması, sahnenin hemen izleyicilerin önünde yer almasıyla bir İtalyan Sahne olarak dikkat çekiyor. Sahnenin izleyiciyle olan bu yakınlığından dolayı şahsi olarak Ankara'da en beğendiğim sahnelerin başında geliyor. Cüneyt Gökçer Sahnesi gibi, Akün Sahnesi de hem klasik sahnelemelere hem de farklı, yenilikçi sahnelemelere kolaylıkla ev sahipliği yapabiliyor. Yine Cüneyt Gökçer Sahnesi gibi farklı mekanizmalara ve dekorlara ev sahipliği yapabilen bu sahnenin de derinliği oldukça fazla.

Akün Sahnesinde bir balkon sistemi bulunmamasına rağmen, diğer tiyatro sahnelerinden farklı olarak, eski bir sinema olmasının da etkisiyle koltuklar aynı seviyede yer almıyor ve önden arkaya doğru yükseliyor. 361 koltuğa sahip sahne, Kızılay'dan yürüme mesafesinde olmasıyla oldukça merkezi bir konum taşıyor. Bu nedenle de Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde ulaşımı en kolay sahnelerden birisi. Başta da belirttiğim üzere, sahne düzeni, oyunların izleyici ile daha etkileşimli bir halde buluşmasını sağlıyor. Bu noktada sahne ile izleyici arasında mesafe olmaması, bu sahnenin izleyici koltukları dışında, daha butik tiyatro denemelerine de ev sahipliği yapmasına imkan tanıyor. Bununla beraber sahnede yer alan mekanizma, oyuncuların sahne altına girmelerine, ya da sahne altından bir anda oyuncu çıkmasına imkan tanıyabiliyor.

3- Şinasi Sahnesi (Tunalı):

Şinasi Sahnesi
Akün Sahnesiyle arkalı önlü yer alan, Şinasi Sahnesi, Tunus Caddesi üzerinde bulunuyor ve bu nedenden ötürü, yine Akün Sahnesiyle beraber ulaşımı en rahat sahnelerin başında geliyor. Klasik bir çerçeve sahne olarak nitelendirebileceğimiz bu sahnede farklı tarz oyunların sahnelenmesinin oldukça zor olacağını düşünüyorum. Zaten daha önce İrfan Şahinbaş Sahnesi ve Akün Sahnesinde sahnelenen Yastık Adam'ın yönetmeni İlham Yazar, oyunun Şinasi Sahnesinde sahnelenmesinden önce attığı bir tweette de bu noktaya değinmişti.

490 koltuğa ev sahipliği yapan bu sahne, Cüneyt Gökçer Sahnesi ve Akün Sahnesinden farklı olarak çok da rahat olmayan bir oturma düzenine sahip. Adı geçen sahnelerde oturma düzeni ve koltuklar, izleyicilere oldukça rahat oyun izleme imkanı sunarken, Şinasi Sahnesinde böyle bir durum olmadığını belirtmekte fayda var. Kişisel olarak, hem sahnenin çerçeve sahne olması, hem oturma düzeninin bu sıkıntısı nedeniyle, çok da beğenmediğim bir sahne Şinasi Sahnesi.

4- Küçük Tiyatro (Ulus):

Küçük Tiyatro
Devlet Tiytroları bünyesinde açılan ilk sahne olan Küçük Tiyatro, Ulus'ta yer alıyor ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Sahne dışında bulunduğu bina içerisinde hem Oda Tiyatrosuna hem de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne ev sahipliği yapıyor. Küçük Tiyatro sadece bir tiyatro sahnesi değil. Zira mimarisi, içinde yer alan tarihi dokusuyla aslında tiyatrodan çok daha fazla şeyi bünyesinde barındırıyor.

Balkon'lu oturma düzeninin mevcut olduğu sahnede 467 koltuk bulunuyor ve sahnenin akustiği tek kelimeyle mükemmel. Hem Balkondan hem en ön sıradan bu sahnede oyun izlemiş birisi olarak bunu söylemem mümkün. Çerçeve sahne olmasına rağmen, izleyici ile sahne arasındaki boşluk Şinasi Sahnesindeki kadar rahatsızlık yaratmıyor, ayrıca koltukların ve oturma düzeninin de Şinasi Sahnesindeki kadar rahatsız edici olmadığını belirtmek gerekiyor. Konumu itibariyle de merkezi bir noktada yer alması, ulaşım açısından Küçük Tiyatronun en büyük artılarından.

Küçük Tiyatroyla ilgili son bir not. Diğer pek çok sahnede gişeler sahneye yakın yerlerde yer alırken, Küçük Tiyatro'nun ayrı bir gişesi var. Özellikle İnternet'ten alınan biletlerde, eğer oyuna çok yakın bir zamanda Küçük Tiyatro'ya ulaşırsanız, biletiniz gişede değil, sahne girişine yakın bir yerde görevlilerde oluyor. Telaşa kapılıp gişeye gidip vakit kaybetmeye lüzum yok.

5- Oda Tiyatrosu (Ulus):

Oda Tiyatrosu
Ulus'ta bulunan Küçük Tiyatro ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile aynı binada yer alan Oda Tiyatrosu, 60 kişilik kapasiteye sahip. Adından da anlaşılabileceği üzere diğer sahnelerden farklı olarak küçük bir sahnesi ve oturma düzeni mevcut. Genellikle az sayılı casta sahip ve bu tiyatronun sahnesine uygun oyunlar sahneleniyor.

Oturma düzeni nedeniyle özellikle arka sıralarda oturan izleyiciler tarafından şikayet görse de, bu sahnede gerçekten çok başarılı oyunlar sahneleniyor. Fakat bir yanılgıya düşmemek lazım. Oda Tiyatrosu farklı bir konsept olarak yer alıyor ve 50-60 kişilik butik tiyatro salonlarından ayrılıyor. Burada butik bir oyun oynamak mümkün değil, zira butik oyunlar genellikle farklı oturma düzenlerine ve italyan sahnelere sahip yerlerde sahneleniyor. Oda Tiyatrosu ise küçük bir çerçeve sahne. Burada sahnelenen oyunlar, diğer oyunlardan farklı olarak 18.30'da başlıyor.

6- Büyük Tiyatro (Ulus):

Büyük Tiyatro
 Hem tiyatrolara hem de operalara ev sahipliği yapan bu sahnenin geçmişi 1930'lu yıllara kadar dayanıyor ve Küçük Tiyatro gibi burası da sadece bir tiyatro sahnesinden çok daha fazlasını veriyor izleyiciye. Balkonlu ve localı oturma düzeni, 595 oturma kapasitesi ile Ankara'da yer alan en büyük Tiyatro sahnesi Büyük Tiyatro. Burada sahnelenen oyunlar da genellikle dekor ve oyuncu sayısı itibariyle büyük oyunlar olarak dikkat çekiyor.

Oturma düzeni rahat olmasına rağmen, salonun büyüklüğü nedeniyle, oturma sırasında geriye gidildikçe seyir keyifi biraz düşebiliyor, fakat oturma düzeninin rahat olduğunu da söylemek gerekiyor. Bina önünde bulunan Leyla Gencer ve Cüneyt Gökçer heykelleri ise diğer tiyatro yapılarından ayırmaya yetiyor Büyük Tiyatro'yu.

7- İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi - Stüdyo Sahne (Ostim):

İrfan Şahibaş Atölye Sahnesi
 Ankara'da yer alan en ilginç iki sahne İrfan Şahinbaş ve Stüdyo Sahne. Ostim'de yer alan Devlet Tiyatroları yerleşkesindeki bu sahneler, izleyiciye Devlet Tiyatroları bünyesinde, alışılmışın dışında oyun deneyimi yaşamalarına imkan tanıyor.

Bunun başlıca sebebi her iki sahnenin de, klasik sahne kurallarında olmaması. Yani, izleyicilerin kafalarını kaldırıp bakacakları bir sahne yok. İzleyiciler aslında sahneye konulmuş koltuklarda oturuyorlar ve oyun izleyicilerin arasında sahneleniyor. İrfan Şahinbaş sahnesinde, karşılıklı oturma düzeni dikkat çekiyor. Oyun izleyicilerin ortasında oynanıyor. Bu açıdan, her türlü yenilikçi ve farklı rejiye ev sahipliği yapabiliyor.

Stüdyo Sahne - Bir Delinin Hatıra Defteri
Stüdyo Sahne'de ise, oturma planı oyundan oyuna göre değişkenlik gösterebiliyor. Dahası bir oturma düzeni mevcut değil. Yani, Stüdyo Sahne'de yer alan bir oyuna bilet alan kişinin oturacağı yer belli değil. O an boş olan bir yere oturuyor izleyici. Klasik anlamda bir sahne olmadığı için ve oturma düzeni klasik olarak önden arkaya doğru yer almadığı için, nerede oturduğunun çok bir önemi yok. Örneğin, Bir Delinin Hatıra Defterinde izleyiciler bir çember şeklinde otururken, Jerry ve Tom oyununda izleyicilerin oturdukları yerler oyun etrafında dönüyor.

Her iki sahne için de temsillerden 1 saat önce Büyük Tiyatro önünden servis kalkıyor ve oyunlardan sonra izleyiciler yine servislerle Büyük Tiyatro önüne bırakılıyorlar.

8- Altındağ Tiyatrosu (Altındağ): 

Altındağ Tiyatrosu
Şehire uzak bir konumda yer alan, 307 koltuklu oturma düzenine sahip Altındağ Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki diğer sahnelere nazaran adeta biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Klasik Çerçeve sahneye sahip bu tiyatroda dikkat çeken bir nokta özellikle önceki yıllarda çoğunlukla komedi, vodvil tarzı oyunların sahnelenmesi.

Son Bir Not, Her Sahnede My Bilet Dokunmatik Ekranı bulunuyor fakat kimi zaman bunlar çalışmıyor. Ayrıca İnternetten aldığınız biletler oyun günü, oyundan yaklaşık 1 saat önce gişide oluyor, kimlik karşılığı alabiliyorsunuz.

4 Kasım 2012 Pazar

Profesyonel (İstanbul Devlet Tiyatrosu)

Profesyonel

Profesyonel, yıllardır İstanbul Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan bir Duşan Kovaçeviç oyunu. Işıl Kasapoğlu rejisindeki oyun geçtiğimiz hafta Ankara'ya uğradı ve izleyiciyle buluştu. Oyuna geçmeden önce bir kaç noktayı belirtmekte fayda var. İstanbul'da oldukça rağbet gören ve bilet bulmanın zor olduğu bu oyun Ankara'da da büyük ilgiyle karşılandı ve Şinasi sahnesinde sergilendi. İstanbul'daki sahneleri bilmediğim için yorum yapamayacağım fakat Şinası Sahnesi gözümde iyi bir sahne değil benim. Hem oturma düzeni hem sahnenin küçüklüğü oyunların bir şekilde istenilen etkiyi verememesini sağlıyor olabilir. Bu durum Profesyonel'de çok geçerli değildi fakat dekorun sahneye tam oturmadığını, boşlukların olduğunu gözlemlemek oyunun başlangıcı için bir handikaptı. Buraya şerh düşmekte fayda var, dekorun bu durumu yani dekorun sahnede boşluklu durması bir şekilde sahneye oturmaması bir tercih meselesi veyahut zaten var olan bir durum olabilir.

Oyun yıllarca edebiyatla uğraşmış, şimdilerde bir yayınevinin genel yayın yönetmenliğine getirilmiş Teja'nın (Yetkin Dikinciler) odasında başlıyor. Geri planda politik değişime uğramış bir Yugoslavya var. Oyuna dair hiç bilgi olmadan gidilmezse bu geri plan biraz geç anlaşılabiliyor, oyunun başlarında duyulan Balkan müzikleri ilk ipuçları olsa da sonrasında yer alan bolca politik göndermeyle karakterlerimizin ait olduğu çevreye hakim oluyoruz.

Okuduğu başarısız kitap denemelerinden sıkılmış vaziyetteki Teja, izleyiciye bir kişinin gelip hayatlarını değiştirip değiştiremeyeceğini sorarken, izleyici beklentisi bu noktaya çekiliyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'nın (Bülent Emin Yarar) başlardaki gizemi, kendini açıkladıkça yerini Teja'nın geçmişine bir yolculuğa, geçmişi, geleceği sorgulamasına yol açan olaylar bütününe yol açıyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'yı ilk başta, romanını okutmaya gelen başarısız bir Yazar adayı olarak gören ve onunla görüşmeyi dahi kabul etmeyen Teja karşısında Luka, kendini açıkladıkça ve Teja'ya geçmişinden kesitler sundukça iki kişi arasındaki soğuk başlangıç kısa süreli bir dostluğa, bir kader birlikteliliğine yol alıyor.

Teja (Yetkin Dikinciler) - Luka (Bülent Emin Yarar)
Luka karakterinin gizemi çabucak çözülse de şüphesiz izleyicide yarattığı merak oyunun başında izleyiciyi hikayeye tutunduran temel öğe. Bir evrak çantası, bir bavul, saç-baş dağılmış görüntüsüyle Teja'nın ofisinde beliren Luka, Teja'ya 4 adet ciltlenmiş kitap verirken, Teja'nın bunları önce başarısız birer yazı denemesi zannetmesi, Luka'yı küçümsemesi sonrasında ise bu yazıların aslında Teja'nın 18 yıl boyunca yaptığı konuşmaların yazıya aktarılmasını öğrenmesiyle yerini hüzünlü bir yolculuğa bırakıyor. Emekli bir polis olan Luka, görevi gereği Teja'yı 18 yıl boyunca takip edip onun konuşmalarını ses kaydına alırken, zamanla Teja'nın bu ziyarete kadar bilmediği bir ilişki başlıyor aralarında. Luka için Teja, 18 yıldır tanıdğı bildiği, bütün hayatını takip ettiği, pek çok kez ölümden kurtardığı bir kişi olarak yer alırken, Teja'nın kendi geçmişine olan yabancılığı oyun boyunca izleyiciye aktarılıyor.

Luka önce görevi gereği, Teja'nın tüm konuşmalarını kayıt altına aldıktan sonra kağıda döküp rapor ettikten sonra, zamanla bu konuşmaları bir edebiyat antolojisi haline getirmeye başlıyor. Önceleri Teja'nın öldürülmesi gerektiğini dahi düşünüp bunu amirlerine bildiren, hatta bir kaç kez Teja'yı öldürmek isteyip çeşitli sebeplerle bunu başaramayan Luka, zaman içerisinde Teja'ya karşı bir yakınlık duyuyor hiç kuşkusz.

Luka'nın Teja'ya olan ziyareti ve Teja'nın son 18 yılını ona hatırlatışı sadece kişisel sebeplere dayanmıyor. Aslında bu 18 yıl, aile ilişkilerinden başlayıp ülkenin politik değişimine kadar pek çok noktaya değiniyor. Oğlu edebiyat öğretmeni olan Luka, konuşmalarını kitaplaştırdığı Teja'nın bu kitaplarını okulunda okuttuğu için okuldan atılan ve 'yasaklı' ilan edilen oğluyla yaşadığı çatışmanın bir benzerini, Teja'nın hayatında görüyor. Teja'nın babasıyla yaşadığı politik çatışmayı kendi oğluyla yaşayan Luka belki de bu noktada, yıllarca takip ettiği ve görevi olan bu 'adam'a karşı görevden farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Bu noktada Teja'nın yıllardır kendi çocuğunu görmemiş olması ise Luka ve oğlunun yaşadıklarını öğrendikten sonra Teja'ya bir uyarı niteliği taşıyor adeta.

Luka - Teja

Oyunda üstünde çok durulmayan fakat ciddi olduğu anlaşılan bir ameliyata girecek Luka, belki de ölmeden önce, oyunda da belirttiği üzere herkese karşı borçlarını kapıyor ve Teja'ya geçmişini, göremediklerini, yitirdiklerini hediye ediyor. Geçmişine dair pek çok eşya, çok sevdiği annesinin kendisine yazdığı fakat eline hiç ulaşmayan mektuplar, Teja'ya yıllar sonra gelen hem büyük armağanlar niteliği hem de hayatını gözden geçirmesi için birer düşündürücü sebep oluyor.

Kendi ifadesiyle hayata dair öğrendikleri sadece polis okuluyla sınırlı olan Luka, bir edebiyat adamının hayatına bu denli girince bir değişime uğruyor. Bu yaşanılan değişimi hem görüşler, hayat bilgisi, aile ilişkileri olarak özetlemek mümkünken, bir zamanlar İktidar için çalışan Luka, iktidar değişimiyle birlikte polislikten emekli edilip, taksi şöforlüğü yapmaya başlarken, Teja da tam tersi olarak bu iktidar değişimiyle yükselişe geçip, bir genel yayın yönetmeni oluyor ve Luka'nın değişiyle artık 'onların' adamı oluyor.

Ülkede ve karakterlerde yaşanılan değişimler bir yana, aile ilişkileri oyunun önemli bir noktasını hatta en büyük trajedisini kapsıyor. Teja'nın babasıyla kavgalı ayrılması, annesini yıllarca görmemiş olması ve aslında her iki ebeveyninin de ona dair özlemini belirten şeyleri yıllar sayesinde Luka sayesinde öğrenmesi onun geçmişle hesaplaşmasındaki en önemli noktalar oluyor. Aynı zamanda bu durumları yıllarca gözleyen Luka'nın da benzer bir çatışmayı oğluyla yaşaması ve oğlunun ondan uzaklaşması ve belki de Luka'nın ölecek olmasından ötürü oğlunu bir daha göremeyecek olması Luka'nın trajedisi olurken Teja'ya da adeta uyarı niteliği taşıyor.

Marta-Teja
Luka, Teja'nın odasına ilk geldiğinde 4 kitap ve 1 oyundan bahsederken, Teja hiç bir zaman bir oyun yazmadığını hatırlıyor ve Luka'ya soruyor. Luka ise kendinden emin bir şekilde, oyunun başından beri 4 kitabı göstermiş olmasına rağmen bu 'oyun'u en sona saklıyor ve çantasından bir ses kayıt cihazı çıkarıyor. Teja'dan 18 yıl boyunca kendi yaptığı şeyi, yani konuşmaları kağıda dökme işini bu sefer onun yapmasını, bu oyunu yazmasını istiyor. Ayrıca ölmesi durumunda ise Teja'nın, oğluna ulaşmasını da son istek olarak belirtiyor.

Luka ve Teja'nın geçmişle, günümüzle ve gelecekle olan bu hesaplaşmasında, Teja'nın asistanı Marta'a da yer yer görünerek uzaktan uzağa onun trajedesine de göndermelerde bulunuluyor. Fakat Teja ve Luka'nın hikayeleri ne kadar doyurucuysa, Marta'nın hikayesi de bir o kadar içi boş ve yetersiz kalıyor. Bu noktada Marta karakteri ve hikayesinin boşluğu/yetersizliği oyunun akışına biraz sekte uğratıyor gibi. Oyun, geçtiğimiz aylarda ölen ünlü Çek oyun yazarı ve Devlet başkanı Vaclav Havel'e de selamını çakarken, sanata, siyasete ve aileye dair önemli mesajları yer yer güldürerek yer yer düşündürerek izleyiciye aktarıyor.

Konu itibariyle çok şaşırtıcı unsurların olmamasına rağmen, bir nevi 'hesaplaşma' temasını başarıyla işleyen oyunda epik tiyatroya dair öğeler bolca yer alıyor. Belki tam anlamıyla düşündürtmeyi amaçlamasa da, oyun boyunca Teja karakterinin, izleyiciyle olan diyaloğu, oyun bitene kadar karşımıza bir yabancılaştırma efekti olarak çıkıyor. Kişisel olarak, epik tiyatroyu ve yabancılaştırma efektine antipati ile yaklaşmama ve Teja karakterinin izleyici ile olan diyaloğunun gereğinden fazla uzun olmasına rağmen Profesyonel gerçekten harika bir oyun.

Oyunda ışık kullanımı bir iki sahne hariç hep sabit kalırken, tek dekor ve arasız 2 saatlik oynanış süresi izleyici sıkmıyor. Zira Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar sahnede harika işler çıkarıyorlar. Işık kullanımının azlığı gibi, oyunda çok fazla müzik veya efekt kullanımı da yer almıyor.

Luka Giriş
Bu güzel oyuna dair göze batan bir kaç noktadan daha bahsetmekte fayda var. Öncelikle olarak, Marta karakterinin oyunculuğu göze batmasa da, yukarıda değindiğim üzere hikayesi gerçekten oyun için bir boşluk yaratıyor. Fakat asıl sıkıntı, kitabı yayınlanmadığı için, yayınevini basan karakterde. Oyuna hiç bir katkısı olmadığı gibi ne yazık ki çok sönük bir oyunculuk karşımıza çıkıyor ve bu durum, akıcı devam eden bir oyunda izleyicinin oyundan kopmasına rol açabiliyor.

Son olarak 2 şerh düşelim ve yorumlayalım:

1- Luka karakterinin, dil hareketleri, tavrı, gülmelerinin yönetmen tercihi olduğunu düşünüyorum. Zira hatırladığım kadarıyla orjinal oyun metninde, Luka için böyle bir tasvir tam olarak yer almıyor. Eğer durum böyleyse, riskli bir seçim zira, Luka'nın hareketleri oyunu absürt bir çizgiye taşımaya çok elverişli. Ama aynı zamanda, alt metin dramın izleyiciye daha iyi aktarılmasını sağlıyor.

2- Orjinal metinde, Luka'nın Teja'ya doğrulttuğu silah patlıyor. (Yine yanlış hatırlıyor olabilirim) Fakat o silahın oyunda patlamaması sanki daha yerli yerinde olmuş. Zira oyunun akışını etkileyecek bir gerginliğe, o silahın bir daha patlayıp patlamayacağını izleyiciye düşündürtmeye gerek yok.

Ek bir not. Yıllardır sahnelenen bir tiyatro oyununda ilk kez bütün salonun ayağa kalktığına şahit oldum. Fakat oyun da zaten fazlasıyla hak ediyordu. Ayakta alkışlayan kişilerin arasında pek çok tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve gönüllüsü olduğunu da belirtmekte fayda var.