in yer face etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
in yer face etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2013 Salı

Altfest 2013



Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da ilki düzenlenen Altfest 2013 yani Alternatif Tiyatrolar Festivali başladı. Festivale, Alternatif Tiyatro Sahneleri ev sahipliği yapıyor ve çoğunlu Alternatif Tiyatro olan ekipler oyunlarını sahneliyor. Alternatif Tiyatro kavramı ülkemizde oldukça yeni sayılabilir. Özellikle, Alternatif Tiyatro Sahnelerinde yani klasik anlamda bir tiyatro sahnesi olmayan, farklı disiplinlere ev sahipliği yapabilen ve pek tabi yapısı itibariyle tiyatroyu tek bir çerçeveye sığdırmayan bu alternatif sahnelerde özellikle çağdaş, yenilikçi oyunlar sahneleniyor. 

Özellikle İngiltere'de 90'lı yılların sonunda belirginleşmeye başlayan ve genç oyun yazarlarının büyük katkılarda bulunduğu İn-Yer Face ve geçmişi daha eskilere dayanan Deneysel Tiyatro akımları butik tiyatro olarak da adlandırılan alternatif tiyatrolarca sahneleniyor. Gerçi, bir 10 yıl öncesine kadar bu kavramların veya bu akımların sınırları daha kesin sınırlarla çizili olmasına rağmen, günümüzde çağdaş, yenilikçi bütün oyunlar veya yorumlar Alternatif Tiyatroların bir parçası oluyor. Özellikle mekan yapısı itibariyle, seyirci ile iç içe, farklı rejilere oldukça müsait bu sahnelerde yıllardır çok çarpıcı oyunlar sahneleniyor.


Yine İngtiltere'de çağdaş ve pek tabi In-Yer Face oyun akımının başladığı zamanlarda, yeni ve genç yazarların bu tarzda oyunları Tiyatroların ana sahnesinden bağımsız olarak stüdyo veya black box tarzında tasarlanmış ve seyirci koltuklarının oyuna göre şekillenebileceği sahnelerde gösteriliyordu. Bu tarz yerlerin kapasitesi çok fazla olmamakla beraber günümüze alternatif ya da butik tiyatro kavramını da taşımış oldu. Türkiye'de 2000'li yılların ortalarından itibaren başta DOT olmak üzere klasik sahneleme tekniklerinden farklı ve yükseltisiz sahnelerde, seyircilerle iç içe oyunlar sahnelenmeye başlandı. Bu oyunların bir kısmı çağdaş bir kısmı ise In-Yer Face olarak kabül görmüş oyunlardı. Daha sonraki yıllar ise Ankara ve İzmir'de cılız ve pek de başarılı olmayan girişimlerle beraber İstanbul'da, bütçesi düşük, bağımsız küçük tiyatrolar çok başarılı performanslar ortaya koymaya başladı. Geldiğimiz noktada ise İstanbul'da pek çok alternatif tiyatro ve sahne çok başarılı projeler üretmekte. Ayrıca belirtmekte fayda var ki artık sadece çağdaş ve yenilikçi oyunlar sahnelenmiyor, yerli yeni yazarların projeleri de izleyiciyle buluşuyor. Bu belki de Türkiye'deki tiyatro için büyük bir adım. Zira iyi oyunlar kadar yerli yazarların çarpıcı ve izleyiciye veya okuyucuya ulaşma şansı pek olmayan pek çok oyun artık hak ettiği değeri bulabiliyor. Söylenmeli ki yönetmenlik ve oyunculuk potansiyeli kadar ülkemizde azımsanmayacak bir de dramatik yazarlık potansiyeli var.

AltFest2013 de bu ekiplerin ve projelerin bir kesişme noktası adeta. Festivale 7 sahne ev sahipliği yaparken, 8 günde 16 farklı oyun sahnelenecek. Ayrıca geçtiğimiz Pazar günü festivale başvuru yapılan eserler arasından okuma tiyatrosu yapıldı. Festival'de öne çıkan ekiplere ve oyunlara bir bakalım:

1) İKİNCİKAT - Küçük:


İkincikat yıllardır Beyoğlundaki sahnelerinde çok başarılı eserleri çarpıcı performanslarla izleyiciye buluşturuyor. Ekip her geçen gün üzerine koyarak yoluna devam ediyor ve cesur adımlarını sürdürüyor. Özellikle çarpıcı oyunların yanı sıra kendi metinlerini de sahneye koymaları ve bu oyunların da oldukça dikkat çekici olduğunu söylemekte fayda var. Geçtiğimiz senelerde bana göre In-Yer Face akımının en önemli temsilcilerinden Philip Ridley ve Mark Ravenhill'in eserleri yanı sıra çok sayıda dikkat çekici yeni yerli oyun metinlerine de repertuarlarında yer verdiler. Tiyatro yolculuğuna sıfırnoktaiki adıyla başlayan ekip bu yıl ayrıca Beyoğlundaki sahnelerinden sonra Karaköy'de de yeni bir sahne açmış durumda. Bu sahnede de izleyiciyle buluşacaklar.

Altfest 2013'ün evsahiplerinden birisi olan İkincikat festivale Küçük isimli oyunla katılıyor. Oyun 7-8-9 Ekim tarihlerinde İkincikat Tiyatro Sahnesinde sahnelenecek. Ekibin kurucularından ve yönetmenliği kadar yazarlık konusunda da bence kendini artık ispat etmiş olan Sami Berat Marçalı oyunun yazarı. İleride kendisinin yazdığı oyunlar daha çok kişiye ulaşacaktır. Oyunun yönetmen koltuğunda ise yine ekibin kurucularından Eyüp Emre Uçaray var. Kendisi yönetimindeki oyunların rejisel anlamda oldukça başarılı olduğunu da belirteyim. 

Oyun Hakkında: "Yapacak mıyız? Ay hayır yapmayalım. Ben çok heyecanlandım. Acaba yapmasak mı? Olmaz, hadi yapıyoruz! Pampa biz burada n'apıyoruz? Ben yapamayacağım. Başlama gene! Çok merak ediyorum, ben başlayayım mı? Sus dedim kız sus! Orospu çocukları! Biz hiçbir şey yapmadık, yaptık mı?"

2) EKİP TİYATROSU - Öğüt:



Ekip tiyatrosu son yıllarda başarılı projelere imza atan bir grup. Özellikle geçen sene sahneledikleri Largo Deselato ve Parti oyunları tiyatrosevelerce çok beğenilmişti. Ayrıca repertuarlarında Oyun Sonu ve Kara Sohbet isimli oyunlar da bulunuyor. 3 yıllık bir mazileri olmasına rağmen Alternatif Tiyatrolar arasında gün geçtikçe yükselen ve her geçen gün daha başarılı işler ortaya çıkarmaları gelecek adına ümit verici. 

Ekip Tiyatrosu Altfest 2013'e Cem Uslu tarafından yazılan ve yönetilen Öğüt isimli oyunla katılıyor. Oyun 10-11-12 Ekim tarihlerinde İkincikat Tiyatro Sahnesinde sahnelenecek.  Cem Uslu da Ekip Tiyatrosu gibi oldukça heyecan yaratan bir isim alternatif tiyatrolar arsında. Kendisi en son 17. Afife Jale Tiyatro Ödüllerinde, Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı ödülüne layık görüldü.

Oyun Hakkında: "Mutluluğumuzun sebebi nedir?... Trajedimizin sebebi nedir?... Kişi, arzuları için neler yapabilir?... İnsan mutlu olmak istiyor, mutluluğu için çabalıyorsa eğer, ne oluyor, nasıl oluyor da yaşamımız en beklenmedik anlarda bir trajediye dönüşebiliyor?"

3) TİYATROFOBİ - Aile Mezarlığı:

 
Tiyatrofobi 2011 yılında Erdal Baran Şahin ve Şirin Öten tarafından kurulmuş bir tiyatro. Ekip geçen yıl sahneye koydukları "Mut" isimli oyunla dikkat çekmişti. 

Ekip Altfest 2013'e Şirin Öten tarafından yazılan ve yönetilen Aile Mezarlığı oyunu ile katılıyor. Oyunun oyuncuları arasında Burak Akyol, Mert Güçkıran ve Erdal Baran Şahin var. Temsiller 9-10-11 Ekim tarihlerinde Tiyatro Karakutu'da yapılacak. 

 Oyun Hakkında: "Emre üç ay önce babasını kaybetmiştir. Babasının kaybı ile içine kapanan ve insanlarla ilişkisini kesen Emre için en yakın arkadaşları Fırat ve Görkem bir çilingir sofrası kurar. Emre'nin ilk kez kendi duygularıyla yüzleşmek istemesi üç arkadaş arasında derin bir hesaplaşma başlatır. Gerçek ve kurgunun, seyirci ve oyuncunun birbirine karıştığı uzun bir gece. Fırat'ın evinde bu geceye sadece tanık olmak, yahut bu gecenin bir parçası olmak elinizde. Yıkılan dördüncü duvarın enkazına gömüyoruz babaları. Babalar ve oğulları arasında çok kişilik bir oyun!"

4) SEYYAR SAHNE - Çocukluğumun Soğuk Geceleri:


Seyyar Sahne tiyatroyla ilgilenen herkesin takdir edeceği ve yaptıklarını yapmak isteyeceği bir ekip. Yıllardır sadece İstanbul'da değil Türkiye'nin farklı yerlerinde performanslarını sergiliyorlar ve gerçekten izleyiciyi çok başarılı oyunlarla buluşturuyorlar. İTÜ çıkışlı olan ekip özellikle Oğuz Atay uyarlaması olan Tehlikeli Oyunlar ve pek tabi Erdem Şenocak'ın unutulmaz tek kişilik performansı ile hafızalarda yer etti. Bazı yerlerde kendilerine yarı-profesyonel demiş olsalar da bugün pek çok büyük bütçeli tiyatrodan daha başarılı bir üretim içinde oldukları kesin. Ayrıca ülkemizde alışagelinmedik bir projeye imza atıp geçtiğimiz yıl Şirince'de açtıkları Tiyatro Medresesi ile her yıl bu yerleşkede çok sayıda kamp, atölye, oyun gösterimi kısacası tiyatro'ya dair ne varsa ev sahipliği yapıyorlar. Tiyatro Medresesi başka bir yazının konusu olsun.

Seyyar Sahne Altfest 2013'e Tezer Özlü'nün aynı adlı eserinden uyarlanan Çocukluğumun Soğuk Geceleri ile katılıyor. Oyunun yönetmeni Celal Mordeniz. Nesrin Uçarlar ise oyundaki tek kişilik performansı ile dikkat çekiyor. Oyun 12 Ekim 2013 tarihinde Tiyatro Karakutu'da sahnelenecek.

Oyun Hakkında: "Tezer Özlü nün çocukluk, ilkgençlik, kadınlık, cinsellik ve delilik temalarını, yaşam ve ölüm izlekleri etrafında, yalın ve sarsıcı bir dille işlediği, derinleştirdiği ve tartıştığı bir özyaşam öyküsel anlatı olarak, Türkçe edebiyatın aykırı ve ayrıksı örneklerinden biridir. Tezer Özlü nün bu eseri, uzun zamandır tiyatroya bir diyalog sanatı olarak yaklaşan; prova ve gösteri süreçlerini oyuncu ile yönetmen arasında başlayan, oyuncu ile seyirci arasında devam eden bir diyaloğa dönüştürmeye çalışan Seyyar Sahne tarafından tek kişilik bir oyun olarak sahneye taşınmaktadır."

5) TİYATRO NİENOR - Çok Yaşa Andy Warhol 


Tiyatro Nienor 2010 yılında Ebru Sağay tarafından kurulmuş bir ekip. Kendilerinin kuruluş amacını: "topluluğun amacı başta kadın sorunlarına eğilmek olup, bu doğrultuda hazırlanan ilk oyun Camille ile yola çıkmıştır. Camille Fransız heykeltıraş Camille Claudel’in akıl hastanesinde geçen yıllarını ve trajik hayat hikayesini konu almıştır. Oyun toplumun evcilleştiremediği dişilere ve yeryüzünde birçok olanaksızlıklara rağmen sanatlarına devam eden adsız kadın kahramanlara adanmıştır." olarak açıklıyorlar.

Ekip Altfest 2013'e Çok Yaşa Andy Warhol isimli oyunla katılıyor. Ebru Sağay tarafından yazılan oyunun yönetmen koltuğunda Gürol Tonbul var. Daha önce çok sayıda oyun yöneten, Tonbul aynı zamanda bu yıl Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenen Teneke isimli oyunun da yönetmeni. Oyun 7-8-9 Ekim Tarihlerinde Kumbaracı50 sahnesinde sahnelenecek.

Oyun Hakkında: "Andy’i anlatmak ve çağdaş sanat tasarımcısı bir bireyi sahneye taşımak zor hatta çılgınca gelebilir. Ancak, Warhol sanatta deneyselliğin, özgün olanın en önemli simgesidir. Ve her şey vardır onda. İyi kötü ve çok kötü olan her şey. Belki de korkunç ve felâket denebilecek her şey…
Yaşamın ta kendisi gibidir Warhol.
ahşi kapitalizmin hemen her alanda hissedildiği bir dönemde söylediği  “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" sözü "Çok Yaşa Andy War-Hol!" oyununun  hareket noktasıdır. Hemen her alanda bu sözünü kanıtlamak isteyen bu figür sahne için , çağdaş sanat buluşmaları için sahne hareketinin cazibeli ve dayanılmaz figürüydü. Sanat ve yaşam ikileminin sorgulandığı, sorgulanacağı bir an. Bütün pop-art üretimlerini yaptığı bir fabrika anı ile davetlerin simgesi uzun bir masa var sahnede. İki alan iç içe geçince Andy’nin son yemeği imgesinde masada yer alanlarla dertleşmesi, kaçınılmaz oldu bizim  için. Ama bu yemekte dinse l figürlerin hiçbir yoktur; tam tersine bütün pop art figürlerle süslenmiş kötünün kötüsü bir masa." 

6) ALTIDAN SONRA TİYATRO - O.B.E.B


Yiğit Sertdemir önderliğindeki Altıdan Sonra Tiyatro, yıllardır İstanbulda kendi oyunlarını sahneleyen istikrarlı ekiplerin en başlarında yer alıyor. Bu oyunlarla pek çok "yerli oyun" ödülü kazanan ekibin ödül haznesi epey geniş durumda. Ekip ayrıca İstanbul'da Alternatif Tiyatro Sahneleri arasında önemli bir yeres sahip olan Kumbaracı50'nin de ev sahipliğini üstleniyor.

Altıdan Sonra Tiyatro, Altfest2013'e O.B.E.B isimli oyunla katılıyor. Oyunu yazan ve yöneten isim Yiğit Sertdemir. 10-11 Ekim tarihlerinde Kumbaracı50'de sahnelenecek oyun daha önce 2005 yılında da sahnelenmişti.

Oyun Hakkında: "Oyun; 1970'li yıllarda bir psikolog ve yardımcısı tarafından, birbirinden farklı dört kadının psikodrama yöntemiyle, 'merkezce' belirlenen hedeflere yönlendirilmesini anlatan,'komplo teorisi' üzerine kurulmuş bir komedidir. "

Festivaldeki Programı ve Diğer Oyunlar:


Tiyatrotem - Hakiki Gala
Vagon
Tiyatro Boğaziçi - Bir Kadın Uyanıyor
GNLEV - 04.34
Tiyatro Artı - 80'lerde Lubunya Olmak
Tiyatro Hal - Kırık Merdiven
POV - Gerçeğin İlahi Anıları
Destar Tiyatro - GOR 
Yanetki - Şekersiz 

Festival Web Sitesi: http://alternatiftiyatromekanlari.com/
Festival Programı: http://alternatiftiyatromekanlari.com/images/programeltfest2.jpg

17 Temmuz 2012 Salı

Yastık Adam (Ankara Devlet Tiyatrosu)

Yastık Adam - Ariel & Tupolski

Devlet tiyatroları özellikle 3-4 sene öncesine kadar bilindik kalıplardaki oyunlarla izleyici karşısına çıkıyordu. Bu oyunların temel yapısı, anlattıkları hep standarttı. Komik, dramatik, düşündürücü v.b Çoğunlukla yaratıcılıktan uzak, tek düze. Sahnelenen oyunlar adeta fabrikasyon ürünü gibiydi. Hem oyunların içeriği, hem de oyunların sahneye konuluş şekli bu duruma yol açıyordu. Fakat özellikle son senelerde, Devlet Tiyatroları bünyelerinde daha farklı, daha yenilikçi oyunlar izlemeye başladık. İçerikten, sahnelenişe bu 'farklı' olarak nitelendirebileceğimiz oyunların başında ise hiç şüphesiz Yastık Adam geliyor.

Yastık Adam (The Pillowman), İrlandalı oyun yazarı Martin McDonagh tarafından 2003 yılında kaleme alındı. Oyunla ilgili incelemeye geçmeden önce kısa bir şekilde Martin McDonagh'tan bahsetmekte fayda var. 1970 yılında doğan İrlandalı yazar, Britanyalı çağdaş oyun yazarlarının en başarılı temsilcilerinden birisi olarak kabul ediliyor. Yazarın, Leenane'nin Güzellik Kraliçesi ve Inishmaan'ın Sakatı isimli oyunları İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından, Inishmorelu Yüzbaşı isimli oyuncu Kent Oyuncuları tarafından, 
Yalnız Batı isimli oyunu ise Yan Etki tarafından sahneye konuldu. Martin McDonagh aynı zamanda 2008 yapımı In Bruges filmini hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlenerek, Sinema konusundaki yeteneklerini de ispatlamış durumda.

Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenen Yastık Adam'ın bu aslında ilk Türkiye macerası değil. İlk olarak 2006 yıllarında bu oyunun DOT tarafından sahneleneceği konuşulmuştu. DOT bu oyunu hiç sahnelemedi fakat 2009 yılında oyun Mehmet Ergen yönetmenliğinde ve Bekir Çiçekdemir, Murat Karasu, Serhat Tutumluer ve Yurdaer Okur'un oyunculuklarıyla, Talimhane tiyatrosunca sahneye konuldu.

Ankara Devlet Tiyatrosunca sahneye konulan Yastık Adam'a gelecek olursak. Oyunu sahneye koyan isim İlham Yazar. Oyuncu ve Yönetmen. Kendisini ilk olarak, Ankara Dip Sahne'de sergilenen Mojo isimli oyunun yönetmeni olarak tanımıştım. Aslında Mojo çok ilginç bir kesişim noktasıdır. Zira Dip Sahne'nin işletmecisi Erdal Beşikçioğlu. Mekan bir tiyatro değil. Bir bar. Fakat oyun konseptine göre düzenlenmiş. Oyunun oyuncularından İnanç Konukçu ve Berkan Şal Behzat Ç. yolunu tuttu, İlham Yazar ise devlet tiyatrolarının. Çok bereketli oyun çünkü diğer oyuncuların da hepsi çok iyi yerlerde, fakat bu başka bir yazının konusu olsun. Mojo, In Yer-Face olarak kabül edilen bir oyun metni. Hatta In Yer-Face'in isim babası Aleks Sierz'in kitabında bu tarz oyunlara örnek olarak gösterilirken de yer verilen bir oyun Mojo. Filmi bile çekilmiş.


İlham Yazar Mojo'da çok başarılı bir iş sahneye koymuştu. Yastık Adam'ın yönetmeni olduğunu öğrendiğim zaman da çok başarılı bir işle karşılaşacağımdan hiç şüphem yoktu bu yüzden.


Yastık Adam izleyiciyi alışık olmadığı bir dekorla karşılıyor. Dekor sıradışı ya da çok şaşırtıcı değil. Fakat kesinlikle ilgi çekici. Fakat oyun Akünde. İlk sıkıntı ve soru işareti burada. Zira Yastık Adam bu tarz bir sahnede istediği vuruculuğu yapabilir mi? Bence In Yer-Face'in en temel silahlarından birisi olan seyirciyi black box bir sahnede oynayarak oyunun içine alma hamlesini koca bir salonda yapabilir mi? Bu noktada bir seçim yapılması gerekiyor, Devlet Tiyatroları butik bir tiyatro değil. 50 kişiye oynama lüksü olamaz. Bu yüzden sahne büyük olacak. O nedenle tam anlamıyla bir In Yer-Face ile karşılaşmayacağımız belli. Mesela efsanelere konu olan 'İzleyicilerin gördüklerinden sonra kusarak salondan çıkmaları' gibi bir etki şüphesiz beklemiyoruz. Rahatsız etse yeter. Fakat bu koca sahnede mümkün mü? Mümkünmüş.


Dedik. Daha salona girer girmez dekor ve müzik izleyiciyi yakalıyor, merak ettiriyor. Oyun zaten yaş sınırı nedeniyle gizemli. Dekor ve müzik bu gizemi arttırıyor. Şimdi oyun zamanı. Hikaye basit. 2 polis, çözülemeyen bir dizi cinayet vakası. Ama olaylar kötü, çünkü ölenler hep çocuk, öldürülüş tarzları vahşi. Uzaktan In Yer-Face'e bir selam! Çocukların vahşi öldürülüş tarzları öyle insanların laf olsun diye, içleri sızlamadan konuşabilecek gündelik şeyler değil. Asıl soru, karşımızda basit bir polisiye mi olacak yoksa daha ötesi mi.


Şüphelimiz, öykü yazarı Katuryan Katuryan Katuryan. Evet isim komik, belki de oyundaki gerilimi dağıtmak için düşünülmüş küçük bir numara. En gergin anlarda izleyiciyi rahatlatacak bir yol molası gibi. Katuryan, yazdığı öyküler'deki cinayetlerin birebir işlenmesi nedeniyle soruşturmanın ortasında, polislerin tam karşısında buluyor kendisini. Karşımızda iki polis. Biri genç biri yaşlı. Bir iyi polisi oynarken diğeri kötü polisi oynuyor. Fakat karakter altyapıları son derece başarılı. Söyledikleri, yaptıkları hiç sırıtmıyor. Polisler çoğu zaman dalgacı fakat olayların acısı onları daha öfkeli hale getiriyor.


Oyun baştan itibaren iki yönüyle farklılığını sunuyor. 1) Hikayenin ilerleyişi muazzam. Katuryan'ın öykülerinden atıflarla, sistem dışı, kalıp dışı ilerliyor. 2) In Yer-Face'e yaklaşan bir diğer öğe daha: Şiddet'ten sakınılmıyor oyun boyunca. Katuryan'a yapılan işkenceler, fiziki şiddet olarak yüzümüze çarpıyor. Edilen küfürler, hakaretler, bağırışmalar da zira öyle. Anlatılan hikayelerdeki öğeler ise şiddet boyutunu arttırıyor. Fakat öyküler bu oyunun asıl yıldızı. Her bir öykü ayrı ayrı düşünülmüş, inceden inceye oyun alt metnini oluşturan bu öykülerden birisi de oyuna ismini veren Yastık Adam'ın öyküsü.


Katuryan'ın masum olduğuna onun sadece bir öykü yazarı olduğuna inanırken bu denli gerçekçi bir anlatımda, cinayetler ile öykülerin bağlantısız olduğunu düşünmek olanaksız. Katil aslında izleyiciye Katuryan'ın zeka geriliği olan kardeşi Micheal. Katilin ortaya çıkışı aslında bir gizemin çözülmesi değil, daha çok malumun ilanı gibi. Asıl gizem başka yerlerde. Katuryan'ın sorgusu çok daha farklı gizemleri ortaya çıkarıyor. Katuryan belki çocukların katili değil fakat hayal dünyasının oluşumu oldukça şiddetvari. Geçmişinde yaptıkları izleyiciyi sarsıyor. Asıl sarsıcı ise Micheal'e kıyması. Belki kendince haklı bir sebebi var. Duygusal fakat oyunun en sarsıcı anı kesinlikle bu.


Ve oyunun ismi, Yastık Adam. Oyunda anlatılan en güzel öykü. Yastıklardan oluşmuş bir adamın çocukları ziyaret etmesi, onları gelecekte yaşayacağı acıları göstermesi ve çocuklara bu acıları çekmemeleri için intihar etmeleri gerektiğini söylemesi. Çocukların ölümü ve ailelerin bunu birer kaza zannetmesi. Oyunun climax'ı. Katuryanın kardeşi Micheal'e anlattığı ve Micheal'in en sevdiği hikaye Yastık Adam. Çocukları öldürerek kendince bir Yastık Adam olması. Vurucu. Katili öğrenmemizden çok daha vurucu. Asıl soru neden böyle olduğu? Cevap Katuryan ve Michael'in geçmişindeki hikayede gizli. Michael'e hiç bir zaman bir Yastık Adam'ın gelmemiş ve onu acılarından kurtarmamış olmasında gizli. Muazzam. Pek çok ileti çıkarılabilecek bir şekilde bağlanıyor oyun.


Oyunun sonu ise zirve noktada. İzleyiciyi çok farklı bir yerden şaşırtıyor. Hikayenin sadece Katuryan'ın hikayesi değil, polislerin de hikayesi olduğunu görüyoruz. Empati çok önemli. Polislerin hikaye akışı boyunca yaşadıkları, değişimleri, gizemleri, Katuryan ve kardeşininki gibi.


Gelelim oyunun sahnelenişine, oyunculuklara ve diğer unsurlara. Sahneleniş konusunda muazzam bir iş ortaya koymuş İlham Yazar! Sahne geçişleri de aynı şekilde çok başarılı. Müzikler, dekor, her şey çok iyi ama oyunculuklara değinmeden olmaz. Her bir oyuncu ayrı ayrı başarılı performans göstermiş. Polislerden yaşlı olanı Tupolski rolündeki Mesut Turan, zeka geriliği olan Michael'i canlandıran (Buğra Koçtepe - öncesinde Emre Erçil) çok başarılılar. 

Fakat Ariel rolündeki Tolga Tekin ve Katuryan Katuryan Katuryan'ı canlandıran Murat Çidamlı ayrı birer alkışı hak ediyorlar.


Bu sezon muhtemelen devam edecektir Yastık Adam, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde. İzlememiş olanların kaçırmamalı, muhakkak izlemeli!