ilham yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilham yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (10 Mart - 16 Mart 2020)

Bu yıl bahar Ankara'ya erken geldi. Havaların ısındığı bu dönemde, birbirinden güzel oyunlar Ankaralı izleyicileri bekliyor olacak. İşte haftanın öne çıkan oyunları.

10 Mart 2020 Salı - Cehennem (Tatbikat Sahnesi)



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Çok çarpıcı bir metin, nefis bir reji, başarılı oyunculuklar. Son yıllarda izlediğim en özgün yapımlardan birisi. Her tiyatro severin muhakkak izlemesi gerekiyor.
Oyunla ilgili ayrıntılı inceleme yazıma şu adresten ulaşabilirsiniz: http://tiyatro.co/cehennem-tatbikat-sahnesi/

11 Mart 2020 Çarşamba - Kral Lear (Oyun Atölyesi)



Tiyatro: Oyun Atölyesi
Sahne: MEB Şura Salonu
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Hem aktör hem çevirmen kimliğiyle yoğun bir Shakespeare mesaisi olan Haluk Bilginer, bu kez Shakespeare’in “trajedisini kendi elleriyle çizen” kahramanı Kral Lear’a bürünüyor. İktidarın ve mülkiyetin paylaşımı üzerine çokkatmanlı bir klasik olan oyunun yönetmeni ise Muharrem Özcan. Kral Lear, kızları ve ülkedeki diğer güç odakları arasında dönen bu trajedi, oyunun özündeki grotesk etkiler eşliğinde yorumlanıyor."
Künye:
Yazar: William Shakespeare
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Berfu Öngören, Hare Sürel, Nazlı Bulum, Yavuz Topoyan, Deniz Celiloğlu, Kaan Turgut, Onur Özaydın, Sertan Müsellim, Efe Tunçer, Hüseyin Sevimli
Öne Çıkma Nedeni: 
Oyun Atölyesi İstanbul'daki en başarılı tiyatrolardan birisi. Haluk Bilginer gibi bir ustayı, Shakespeare'in en güzel eserlerinden birisi ile sahnede izlemek heyecanlandırıcı. Oyuna dair iki olumsuz detay var yalnız. İlki bilet fiyatlarının oldukça pahalı olması, ikincisi ise MEB Şura salonunun tiyatro gösterimleri için yeterli olmaması.

12 Mart 2020 Perşembe - Açık Denizde (Ankara Devlet Tiyatrosu)



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

13 Mart 2020 Cuma - Dünyanın Sonuna Şöyle Bir Dönüp Baktım




Tiyatro: Şekip Taşpınar Tiyatrosu
Sahne: FADE Sahne
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Siz hiç bu koca dünyada 2 kişi kaldınız mı? Peki 2 kişi kalsanız ne yaparsınız? Mantığınızı dışarda bırakın ve hadi gelin 2 kişi kalalım... Peki nerede?
Künye:
Yazar: Erdal Ozan Metin
Yöneten ve Oynayan: Şekip Taşpınar, Dilek Bozkurt
Öne Çıkma Nedeni: 
Erdal Ozan Metin'in kalemini çok sevdiğim bir yazar. Şekip Taşpınar ise izlemekten her daim keyif aldığım bir oyuncu. Bu ikilinin yer aldığı proje dikkate almaya değer.

14 Mart 2020 Cumartesi - Kuşlar (Heveskar Tiyatro)




Tiyatro: Heveskar Tiyatro 
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 19.00
Oyun Tanıtımı
"Slawomir Mrozek'in Polisler oyunundan uyarladığımız oyunumuz Kuşlar ikinci sezonunda yeniden sahnede. Bir ülke düşünün… Uzakta, çok uzakta, pespembe bir ülke. Herkes çok mutlu, çok çok mutlu. Her şey çok yolunda, fazla yolunda. Öyle yolunda ki koca ülkede sadece bir mahkum kalmış. Ve o da suçunu kabullenip, hapisten çıkmak üzere. Heveskâr Tiyatro’nun Kuşlar ismiyle sahneye taşıdığı Slawomir Mrozek’in Polisler adlı oyunu, bir çocuk kral ve dayısı kral naibi tarafından yönetilen bir ülkede muhalif olmanın zorluğunu absürd ironinin iç acıtıcı komiğiyle aktarmayı hedefliyorken, günümüzde gerçekle kurmaca, doğruyla yalan arasındaki ayırımın iyiden iyiye önemini yitirdiği çeşitli ülkelerde hüküm süren baskıcı ortamla oyundaki temel meselelerin büyük oranda çakışıyor olması, absürd olarak nitelenegelen oyunu gerçekçi diyebileceğimiz bir noktaya yaklaştırıyor, ki bu durum son derece kaygı verici. Absürdün trajik tarafı, neredeyse tüm dünyada, gitgide daha baskın hale geliyor ise de, Kuşlar oyunu, seyircisine, yakıcı meselelerle yüzleştirirken, o acıtıcı komiği deneyimletme çabasının ürünüdür."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Neşe Taluy Yüce
Yöneten: Özgür Avcı
Oyuncular: Pınar Dündar, Sertaç Kağan Aydın, Nurtaç Gür, Ufuk Yurtsever, İlker Karabulut, Doğanay Yağcı, Ziya Can, Erdinç Bellisan, Tuna Yurtsever, Ege Karabulut , Canan Aksoy, Doğucan Bulut , Cengiz Subay, Hasret Şencan, Baturalp Yücetürk
Öne Çıkma Nedeni: 
Heveskar tiyatro kendilerini "Yolları ODTÜ Oyuncuları'ndan geçmiş bir grup insanın tiyatroya dönüş çabası. Oyun oynama inadı..." olarak tanıtıyor. Bu tanıtım bile başlı başına ekibin projeleri için heyecanlanmaya yeterken 2. sezonunu oynayan Kuşlar isimli oyunlarının aldığı övgüler bu oyunu izleme listesine alınmasını elzem kılıyor.

15 Mart 2020 Pazar - Ayak Bacak Fabrikası (Tiyatro Tez)




Tiyatro: Tiyatro Tez
Sahne: Tiyatro Tempo
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Önce... Sonra... Şimdi... Önce ülkede kıtlık olmuş, insan insanı tanımaz olmuş. Sonra ülkedeki büyük göl için için kaynamaya başlamış, bereket sarmış tüm ülkeyi. Şimdi o göl bizler için tapınak, göldeki balıklar da kutsal yaratıklar oldular."
Künye:
Yazar: Sermet Çağan
Yöneten: Erdinç Kılıç
Oyuncular: Ipek Sarılar , Melih Salgır, Erdinç Kılıç
Öne Çıkma Nedeni: 
Yolları DTCF Tiyatrodan geçmiş-geçmekte olan kişilerin oluşturduğu bir ekip Tiyatro Tez. İlk oyunları Kapıların Dışında ile oldukça övgü alan ekip repertuvarına Türk Tiyatrosunun önemli metinlerinden Ayak Bacak Fabrikası da eklemiş bulunuyor. Oyunda Durukan Ordu'unun Genel Sanat Yönetmenliği, Haluk Yüce'nin Kukla Tasarımı katkılarını da belirtmek gerekiyor.

16 Mart 2020 Pazartesi - Ödül (Kulis Sanat Tiyatrosu)



Tiyatro: Kulis Sanat Tiyatrosu
Sahne: Kulis Sanat Tiyatrosu
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı
"Terkedilmiş bir binanın 33.katında yalnızlığıyla başbaşa kalan Beatrice ,hergün litrelerce su içip içindeki kumu ıslatsa da yalnızlığının verdiği sancıları gideremez... Bir akşam eline bir kağıt alır ve ödül vaadeden bir ilan yazmaya başlar ...“Akıllı ve zeki hiç kimseyi sevmemiş... Genç mirasçıyı etkileyecek bir erkek aranmaktadır...” diye. Günlerce bekler. Erkekler gelir. Hepsini gönderir ve son aday Jean geldiğinde işler biraz değişir... Jean’ da diğer erkekler de göremediği şeyleri farkeder... Jean ödül için gerekli olan aşamaları geçebilmek uğruna her yolu dener... Ama bu süreç Jean ve Beatrice’i tahmin edilemeyecek durumlara sürükler ..."
Künye:
Yazar: Carole Frechette
Çeviri: Ece Okay
Yöneten: Sinan Pekinton
Oyuncular: Serkan Melikoğlu, Ayşin Tabiloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Ödül başından sonuna kadar izleyiciyi merak ettiren, geren, düşündüren bir metin. +18 uyarısı konması, rejide Sinan Pekinton'un olması, bu harika metnin yorumunu merak etmek için başlıca unsurlar.

Ali Uygur Selçuk
www.twitter.com/aliuygurselcuk

24 Şubat 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (24 Şubat - 1 Mart 2020)

Blogda bu tarz bir yazı kaleme almayalı 6 yıla yakın süre geçmiş. 6 yıl o kadar uzun bir süre ki Ankara tiyatrolarında yaşanan değişimi yazının hazırlığını yaparken bile hissetmek mümkün. Bu değişim olumlu yönde nitekim 6 yıl öncesine göre Ankara'daki özel ve alternatif tiyatroların sayısındaki artış mutluluk verici. Bu yazıda haftanın her günü için öne çıkan 1 oyun bilgisini vereceğim, 7 gün için 7 oyun tanıtımı olacak yani.

24 Şubat 2020 Pazartesi - Nereye Gitti Bütün Çiçekler



Tiyatro: Mam'art
Sahne: MEB Şura Salonu (Turne)
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Eve Ensler'in, Bosna savaşının ardından yazdığı ve orijinal adı "Necessary Targets" olan oyun bilinmeyen bir coğrafyada, bilinmeyen bir zamanda, bir mülteci kampında geçiyor. Bir psikolog kadın mültecilerin travmalarını onarmaya çalışırken bir yazar da bu hikayeleri dünyaya duyurmak istiyor.Kadınlar kendi hikayelerini birer birer anlattıkça, bir yandan savaşın ve mülteci olmanın korkusu ve çaresizliğine tanık olurken diğer yandan da kadınların kendi aralarındaki ilişkilerin nasıl güçlendiğini göreceğiz."
Künye:
Yazar: Eve Ensler
Yöneten: Tuğrul Tülek
Oyuncular: Şenay Gürler, Nazan Diper, Goncagül Sunar, Feri Baycu Güler, Gözde Kansu, Melisa Doğu Ece Yüksel
Öne Çıkma Nedeni: 
Savaş eksenli oyunların sahnede yarattığı dramatik etkiyi oldukça sevmişimdir. Bununla beraber hem oyuncu hem yönetmen olarak başarısını daha önce DOT bünyesinde ispatlamış olan Tuğrul Tülek'in rejisi ve oyunun oyuncu kadrosu oldukça ilgi uyandırıyor.

25 Şubat 2020 Salı - Dansöz



Tiyatro: Kadıköy Theatron - Mek'an
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Hiç kimsenin, annesinin bile dönüp bakmadığı kayıp bir kız çocuğunun; Meryem’in hikayesini anlatıyor “Dansöz”. Meryem, dünyanın ağırlığını gövdelerinde taşıyan çocuklardan. Fakat günün birinde, duyduğu bir müzikle, bütün hikayesi aniden değişiyor: Meryem, kökleri kadim ritüellere kadar uzanan oryantali ve dans ettikçe daha da büyüyen gövdesindeki hafifliği keşfediyor. Bakışlar ilk kez üstüne çevriliyor. Tüm bakışların üstüne çevrildiği andaysa, Meryem, bakışın da kendi ağırlığıyla geldiğini; hatta bazen görülmenin en ağır yük olduğunu, bakanın neredeyse her zaman gördüğünden fazlasını talep ettiğini fark ediyor… Buradan sonrası ise kıyamet! “Çölün tek gözü vardır, o da Allah’ındır. Tek Allah’ın nazarı üstündeymiş gibi oynayacaksın…”"
Künye:
Yazar: Şâmil Yılmaz
Yöneten: Şâmil Yılmaz
Oyuncular: Sezen Keser
Öne Çıkma Nedeni: 
Şamil Yılmaz önderliğindeki Mek'an Sahne 4-5 yıl öncesine kadar Ankara'nın en ciddi üretim yapan alternatif tiyatrolarından birisiydi. Özellikle tek kişilik oyunları Artık Hiçbi'şii Eskisi Gibi Olmayacak Sil Gözyaşlarını ve Kadınlar, Aşklar, Şarklılar oyunları büyük dikkat çekmişti. Dansöz de yazarın/yönetmenin önceki oyunları gibi oldukça dikkat çekici ve çarpıcı bir oyun.

26 Şubat 2020 Çarşamba - Açık Denizde



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

27 Şubat 2020 Perşembe - Cehennem



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Dikkat çekici bir metin, başarılı oyuncular ve her Tatbikat Sahnesi oyunu gibi heyecan uyandırması.

28 Şubat 2020 Cuma - Cehennem Boş



Tiyatro: Tiyatro 1112 Garaj
Sahne: Tiyatro 1112 Garaj
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"“İyi değil, iyilik de çıkmaz bundan” Shakespeare oyunlarının vazgeçilmezi olan doğaüstüvarlıklar, vahşi düzenin süngüleridir. Aynı zamanda tehlikeli olduğu için iktidardan da her zaman sürgün edilmişlerdir. Fakat bir gün iktidardan payını isteyen Kâhin, üç Shakespeare karakterini yeniden çağırır. Kendi zamanlarının en önemli katilleri olan karakterlerimiz, yeniden doğmuş olmanın mutluluğuyla, kaldıkları yerden devam etmek isterler yani iktidar için yeniden savaşacaklardır fakat bu sefer hem yalnız değillerdir, hem de yeniden geldikleri dünya, kendi hikâyelerindeki gibi bütünlüklü değildir. Peki, bu sefer taht için ne yaparlar, neyi göze alırlar? Tüm insani değerlerin ortadan kalktığı bir dünyada, iletişimin en ilkel ama bir o kadar da vahşi olan haliyle yaratılan yeni düzen, tamamlanmamış olmanın eksikliği ve çarpıklığıyla eskinin yerini almaya hazırdır fakat iktidara giden tüm yollar kanlı olduğu kadar uzun ömürlü de değildir. Kendine benzemeyi mecbur bırakan iktidar, ondan vazgeçmeyi göze almadığımız sürece varlığını devam ettirirken, kimsenin artık iyi olmadığı dünyaya bizi mahkûmeder."
Künye:
Yöneten: Aylin Saraç
Oyuncular: Cengiz Sezgin, Aylin Saraç, Burçin Yalçın, Şirin Saldamlı, Alper Haliloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Oldukça ilgi çekici bir metin ve yıllardır ayakta kalan Ankaralı bir tiyatro. Önceki prodüksiyonlarının başarısı bu oyun için de heyecan uyandırıyor. 

29 Şubat 2020 Cumartesi - Madam



Tiyatro: Sahne 367
Sahne: Sahne 367
Oyun Saati: 15.00
Oyun Tanıtımı: 
"Dünyanın sayılı ikonik sanatçılarından biri olan ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın hayatından kesitler sunan oyun, bir otobiyografinin aksine Piaf'ın acıları, hayalleri, hayal kırıklıkları, özlemleri ve başarılarıyla beslenmiştir ve günümüz dünyasına dair bir durum sorgulaması yapma niyetindedir. Yaşadığı onca acıya rağmen hayata tutunmanın yolunu bulma hikayesinde Piaf'ın azmi galip gelmiş ve tek tutkusu mikrofonu olmuştur. Tüm sevdiklerini mikrofonunun içine gömmüş ve orada çok iyi saklayabileceğini bilen bir kadının günümüzle hesaplaşması Madam. Acılarını sevmiş ve onun acılarını bilmeden kendisini ikonlaştırmış dinleyicisine hesap soran bir kadın olarak, son kez sahne aldığı yerde tutunduğu tek bir şey vardır; Mikrofonu, kendi ve geçmişi... “...kollarınız birinin, bir şeyin, bir yerin arkasında kavuştu mu işte dünya o aradaki boşlukta büyümeye başlar. Dünya daha keyifli dönmeye başlar. Güneş bir mesaiye başlamaz da keyifle çevirir sizin olduğunuz yere yüzünü. Sarılın. Dediğim gibi, sanata, insana, boşluğa. Çünkü elleriniz neyin arkasında kavuşuyorsa sizindir o.”
Künye:
Yazan: Erdal Ozan Metin
Yöneten: Erdal Ozan Metin
Oyuncular: Naz Göktan
Öne Çıkma Nedeni: 
Sahne 367 yeni ve dinamik bir tiyatro. 1 yıl öncesinde kurulmuş olmalarına rağmen oldukça dikkat çektiler Ankara'da. Oyun Yazarı ve Yönetmeni Erdal Ozan Metin'in kalemi oldukça kuvvetli, oyuncu Naz Göktan ise bu oyundaki performansıyla Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Oyuncu Ödüllerinde Genç Yetenek Özel Ödülünün Sahibi oldu.

1 Mart 2020 Pazar - Antigone


Tiyatro: Yakın Tiyatro
Sahne: Yakın Sahne
Oyun Saati: 18.00
Oyun Tanıtımı: 
"İnsanı merkeze koyan, her türlü kararı insana, insanın değişkenliğine bırakan ve tıpkı insanın ölümlülüğü gibi yalnızca belirli süre geçerli olan modern yasalar, yüzyıllar içerisinde Tanrının değişmez ve tıpkı Tanrı'nın ölümsüzlüğü gibi sonsuza kadar geçerli olan Tanrısal yasalardan tamamen kopmuştur. Tanrısal yasalar yalnızca efsanelerde kalmıştır. Ancak; Tanrının yasalarınca belirlenen ahlak, bütün değişmezliği ile modern insanın içinde unutmaya çalıştığı bir “sızı” olarak yaşamaya devam etmiştir. “Ayıp” yaptığımız zaman, yüzüne bakamadığımız anne, abla, kadın, bu oyunda Antigone olarak karşımıza çıkar. Antigone, oyun boyunca değişimin karşısında değişmeyeni, yeni yasanın karşısında kadim yasayı, insanın karşısında Tanrı’yı savunan, bir anlamıyla da aziz kimliğiyle karşımızdadır. Kreon ise, insanlar tarafından yazılmış ve kabul edilmiş yasaların uygulayıcısı olan devletin temsilcisidir. Zamana bakıp duran insanın, hatırlaması umuduyla…"
Künye:
Yazan: Uyarlama
Yöneten: Öncü Alper
Oyuncular: Derya Divan, Elif Demir, Emel Budak, Emre Şamdan, İlayda Nur Tekeli, Kutluhan Dağ, Salih Özkaraca, Serkan Kavaklı, Sıla Sert
Öne Çıkma Nedeni: 
Yakın Tiyatro son zamanlarda Ankara'da dikkatimi en çok çeken ekiplerden birisi. Sezon içerisinde sahneledikleri oyunlar, tiyatroya yaklaşımları Ankara tiyatrosu için oldukça sevindirici ve ümit verici.

Ali Uygur Selçuk
https://twitter.com/aliuygurselcuk

21 Mayıs 2014 Çarşamba

"Quills" Marquis de Sade - Tatbikat Sahnesi


Quills, Doug Wright tarafından yazılan ve edebiyatın en aykırı isimlerinden birisi olarak kabul edilen Marquis de Sade'nin hayatının bir bölümünü anlatan oyun. İlham Yazar rejisiyle, Ankara'nın yeni oluşumu Tatbikat sahnesinde bu sezon gösterime giriyor. 2000 yılında çok başarılı bir sinema uyarlamasına da konu olan oyunun ismi "Tüy Kalemler" anlamı taşıyor. Tatbikat sahnesi ilk duyurularında oyunun ismini "Tüy Kalemler" olarak duyurmuş olsa da sonraları, oyunun orjinal ismini kullanmayı tercih etmişler. Zaten Quills, Tüy Kalemler demek.

Oyunu önceki gün seyircili genel provada izleme fırsatı bulduk. Oyuna dair notlara geçmeden evvel, biraz da Vikipedi bilgisiyle olsa dahi Marquis de Sade hakkında bilgi verelim. 

Marquis de Sade, 18. Yüzyılın sonları ve 19. Yüzyılın başlarında yaşamış dönemin en aykırı yazılarını yazdığı kabul edilen, yazdığı yazılardaki unsurlar nedeniyle hayatının pek çok bölümünü hapishanede veya akıl hastanesinde geçirmiş bir yazar. Yazılarının erotik ve pornografik içeriği kadar, kimi çevreler kendisine 'sadizm'in babası' lakabını da koymuş durumda. Günün ahlaki ve dini değerleri karşısında yazdığı yazılar çok sert tepkiler almış, bu da Marquis de Sade'nin özgür bir hayat yaşamasına engel olmuştur. Sodom'un 120 Günü isimli eseri bugün hala edebiyat çevrelerinde önemli bir eser olarak kabul edilmektedir.

Quills, Marquis de Sade'nin Charenton akıl hastanesinde geçen son dönemini sahneye taşıyor. Öncelikli olarak sahne yerleşiminden bahsetmenin başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum. İzleyiciyi düz bir İtalyan sahne karşılamıyor koltuklara oturduklarında. Karşılarında yükseltili ve böylece farklı bölümlere ayrılmış bir sahne var. Sahne değişimi yapılmaksızın aynı anda sahnenin farklı bölümlerinde oyun akıcı olarak ilerleyebiliyor. Örneğin Marquis'in hücresi ile doktorun odası aynı anda sahnede farklı yerlere kurulu. Işık kullanımıyla beraber sahne geçişleri için yoğun bir çaba harcanmadan ve vakit kaybı yaşanmadan oyun çok akıcı bir çizgiye bürünüyor. Karşımızda sadece bir sahne değil, yaşayan bir Akıl Hastanesi görüyoruz. Çünkü o anda rolleri olmasalar da arka planda, izleyiciyi rahatsız etmeyecek şekilde hareketler devam ediyor. Örneğin doktor ile rahip konuşurken Marquis kaskatı kesilmiyor, ya da arka planda yer alan diğer hastalar bir şekilde hareketlerine devam ediyorlar. Sahnenin bu yerleşimi oyuna çok başarılı bir akış kazandırıyor, oyun neredeyse hiç duraksamadan devam ediyor bu da izleyicinin oyuna ilgisini arttırıyor.


Bu noktada hemen ışık kullanımına da dikkat çekmek istiyorum. Işıklar gerçekten çok başarılı. Yukarıdaki sahne bölmenin en temel sıkıntısı, ışıkların aynı anda hem o anki sahneyi hem de diğer sahneleri aydınlatma olasılığıdır. Fakat Quills'de izleyici o an görmesi gereken yeri görüyor sadece. Diğer sahneler mutlak bir karanlıkta ve yukarıda da belirttiğim gibi yapılan hareketler rol çalmayacak düzeyde izleyici ile buluşuyor. Işık kullanımı güzel olduğu kadar aykırı olduğu yerler de var. Eğer oyunun içeriğine bakmayacak olursak bazı ışık kullanımları bence sahneye yakışmayacak şekilde fakat oyun içeriği, Marquis de Sade'nin hayatı, oyunda kullanılan müzikler bir bütün halinde düşünürsek bu ışıkların aykırılığı rahatsızlık vermiyor aksine oyunla bir bütünlük taşımış oluyor. Müzikler konusuna da kısaca değinecek olursam, oyunla bütünlük içerisinde olmuş ve kesinlikle oyunun atmosferini çok başarılı yansıtıyor.

Oyunların veya filmlerin en temel problemi, oyunculuk, reji'den öte bir konsept yakalayamamasıdır diye düşünüyorum. Pek çok oyun her anlamıyla başarılı olur ama genel olarak bir atmosfere sahip değildir. Quills'de ise Marquis de Sade'nin aykırı hayatına bağlı olarak o atmosferin çok başarılı şekilde yakalandığını düşünüyorum. Yer yer bazı karakterlerin absürt davranışları veya konuşma tarzları, radikal ışık seçimleri ve korku müzik efektleri yerine kullanılan sert parçalar. Bence bu oyunun en büyük artısı bu. Yakalanan atmosfer. Hele ki sadece bir şeyler yapmış olmak için değil oyunun içeriğine de uygun bir şekilde yakalanmış olması. Bu da hiç kuşkusuz başta Yönetmenin başarısı.

Marquis de Sade rolünde Durukan Ordu var. İsabetli bir seçim olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde, bu rolü layığıyla yerine getirebilecek bir isim düşünüldüğünde kesinlikle akla ilk gelen isimlerden. Ordu, kendine has tarzı ile çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Ortada sadece başarılı bir oyunculuk yok, ortada çok başarılı bir karakter tasviri var. Marquis de Sade dönemin öne çıkan Aristokratlarından olarak görülse de, biz bu aristokrasiyi hiç görmüyoruz, fakat bu bir eksiklik değil aksine bir artı. Zira izleyicinin salonda bulunduğu 2.5 saat boyunca karakteri tanıması için çok bir zaman yok. Durukan Ordu, tarihe geçmiş bu karakterin aykırılığını ama bir yandan da insani yönünü çok başarılı tasvir ediyor.


Rahip rolüyle Buğra Koçtepe bana kalırsa hikayenin asıl süjesini oluşturuyor. Hem kendi içinde bir metamorfoz yaşıyor hem de farkında olmadan bir yandan Doktor tarafından manipüle edilirken bir yandan da bu manipülasyona altyapı oluşturan Marqius de Sade'nin eserlerini bilinçsizce içselleştiriyor. Bilinçli bir tercih mi bilmiyorum ama Koçtepe'nin oynadığı Rahip karakteri, konuşma tarzı ve tavırlarıyla oyun boyunca en gerçekçi çizgide yer alıyor. Diğer karakterler doğrudan veya ucundan yukarıda bahsettiğim o absürtlük ile oyunun 'akıl hastanesinde' geçen ve Marqius de Sade gibi aykırı bir kişiliğin anlatıldığı atmosfere katkıda bulunurken, Rahip burada sanki sürekli bir kurtarıcı ama aynı zamanda cezalandırıcı rolü üstleniyor. Rahip'in bütün bu atmosfere ve diğer karakterlerle her türlü etkileşimine rağmen izleyiciye karşı olan doğal ve gerçekçi oyunculuğu bir yandan bizim bir masal izlemediğimiz gerçekliğini yüzümüze vururken diğer yandan karakterin yaşadığı evrimi daha kabul edilebilir kılıyor.

Doktor rolüyle Mithat Erdemli, Ankaralı Tiyatroseverlerin alışık olduğu görünümünden farklı bir görünümle sahneye çıkarken başarılı bir oyunculuk ortaya koyuyor ve hikayenin Antagonist'liğini, klişe tabirle kötü adamlığını sahneden seyirciye aktarıyor. 

Zeynep Ekin Öner, Marquis de Sade'nin eşi olarak çok başarılı. Zaten Öner sahneye çok yakışan bir isim. Ayrıca çizdiği karakter yukarıda belirttiğim atmosfer hususuna 10/10'luk bir katkı yaratıyor. Aykırı, Deli-Dolu, Absürt. Hem giyimiyle hem konuşma tarzıyla. Ama yeri geldiğinde ufacık bir sekansta dahi olsa pişmanlığı, ne yaptığını bilmemezliği, üzüntüyü çok başarılı aktarıyor. Hiç bir zaman Marquis'i gerçekten sevip sevmediğini, ondan ne kadar etkilenip etkilenmediğini bilemiyoruz ama amacına ulaşmanın mutluluğunun her daim derin izler taşıyacağını Marquis'in kesilmiş kafası ve organlarının olduğu kutularla yanlız kaldığında hissedebiliyoruz. Belki o an o da fark ediyor ki Marquis gibi bir figürün ölümü bile yazdıkları kadar dehşet saçıcı nitelikte oluyor.

Burcu Özberk Madelaine rolü ile harikalar yaratmış. Oyun sonunda herkesin konuştuğu Madelaine idi. Bu karakter bence de hem hikayeye dair hem de Marquis'e dair çok önemli bir noktada bulunuyor. Yaşamı ve varlığı, kadınlığı, Marquis'in yazdıklarına ve ona olan hayranlığı belki de Marquis'e ilham kaynağı olurken ölümü hem Rahip'in dönüşümüne hem de Marquis'in içinde tutsak kalmış daha insancıl hislere ön ayak oluyor. Marquis'in erotik ve pornografik olarak kabul edilen yazdıklarını sahnede 'anlatıcı' olarak anlatmaktan farklı olarak göstermek de Madelaine üzerinden olduğu için sadece aykırılık veya şiddet değil, oyunun cinsellik atmosferini de üzerinde taşıyan karakter oluyor.



Mimar rolüyle Melih Efeçınar, Tim Burton filmlerinden fırlamış gibi. Kısa ama çok başarılı bir performans. Yer yer sinir bozucu ama Doktor'un seçimlerini etkileyici bir karakter. Doktor'un karısı rolüyle Buse Kara, Efeçınar'a başarılı bir eküri oluyor. Diğer hastalardan birisi olan Mertcan Semerci ise belki de oyunun zirve anında Madelaine'i işkence ederek öldürerek o andan itibaren Marquis'in sonu ve Rahibin yaşayacağı değişimin başlıca mimarlarından olurken, Madelaine'e hiç bir şekilde cinsel bir saldırıda bulunmadığı bilgisi izleyiciye geçerek belki de bu ölümden Marquis'in sorumluluğunu en azından izleyici gözünde aklıyor.

Ve tabi oyunun süprizi güzel noktası, kendini kuş zanneden bir hasta rolüyle karşımıza çıkan, oyunun yönetmeni İlham Yazar. Kendisine hem başrol verip hem de oyunu yöneten, yönetmenlerden farklı olarak küçücük bir rol ile izleyici karşısında. Sürekli sahnede, ama arkaplanda. Belki ülkemiz sinema ve tiyatro kültüründe hiç bir şekilde yeri olmayan cameo kavramının tiyatro adına ilk örneği. Küçücük rol ile bile sahneye çok yakışmış, umarız yönetmenliği kadar oyunculuğunu da izleme fırsatı buluruz. 

Biraz metine de değinmek istiyorum. Metin genel hatlarıyla başarılı fakat yer yer yetersiz. Örneğin Marquis de Sade'nin kim olduğu, düşünceleri hiç bilmeyen birisine başarılı aktarılacak seviyede değil. Marquis'in yazma isteği güzel bir şekilde veriliyor, kalemleri elinden alınınca kendi kanıyla yazması, o da olmayınca dışkısıyla yazması gibi. Fakat bunların sözcüklerle verilmesi o an aynı etkiyi yaratmıyor izleyicide. Marquis de Sade'nin bende yarattığı en büyük şok, yazacak bir şey bulamayınca, çırılçıplak kaldığı hücresinde dışkısıyla duvarlara bir şey yazmasıydı. Bu hem karakterin aykırılığını hem de büyük bir karakter trajedisini aynı anda anlatan çok çarpıcı bir bilgi. Metinde çok hızlı geçiliyor.


Rahip'in dönüşümü çok ani oluyor, Marquis'e daha ılıman ve iyiniyetli yaklaşan Rahip, doktor'un manipülasyonuyla bir katile hatta ölü tecavüzcüsüne dönüşen histerik bir adam oluyor. Rahip'in Marquis'in eserleriyle olan ilişkisi, bunların ne kadar etkisi altında kalıp kalmadığı, bu dönüşüm'de kafalarda soru işareti bırakıyor. 

Doktor'un hikayesi de biraz eksik kalmış. Karısının onu aldatıp mimar ile kaçması yüzünden mi tüm bunları yapıyor yoksa zaten içindeki kişi mi böyleydi ya da farkında olmadan Marquis gibi aykırı düşünen birisi mi oldu bunlar yanıt bulmayan sorular. Karısının mimar ile kaçması oyunda önemli bir şekilde vurgulanıyor, buna binaen bir şekilde travma etkisiyle vahşileştiğini söylemek ne kadar doğru olursa olsun bu dönüşüm çok inandırıcı gelmiyor izleyiciye.

Blog'u takip edenlerin bileceği, bu satırlarda defalarca yazıldığı üzere (Yastıkadam, Mojo) İlham Yazar, ülkemizdeki en yenilikçi, çağdaş rejisörlerin başında geliyor. Bu oyunda da hem kendini tekrarlamadan, hem de farklı bir bakış açısı katarak ortaya çok başarılı bir reji çıkarmış. Sahne yerleşiminde bahsettiğim üzere, karşımızda tek bir sahne yok. Aynı anda birden çok sahne var. Bu birden çok sahnede de ışık geçişi olmadan akan bir oyun var. Bu akıcılık'ta reji başarısı çok büyük. Örneğin Rahip'in Madelaine'in ölüsü ile yaşadığı gerçeküstü sahne muazzam bir reji örneği. Bu oyunda en çok beğendiğim sahne idi.

Oyun ve perde başında tüm oyuncuların alışagelmişin dışında verdikleri poz, selamdaki süpriz, Oyun ekibinde ve tiyatro'da yer alan diğer insanların oyun boyunca taşıdıkları heyecan (sahnede izleyicinin gülmeyeceği ama defalarca prova alınmasından ötürü sadece oradakilerin anlayacağı komik bir şey olduğunda gülme, ki bizim gibi amatör tiyatrolarda çok vardır bu) bu ekibin ve tiyatronun ne kadar samimi, doğal ve işlerini severek yaptıklarını gösteriyor. Sonda bahsettiğim husus çok önemli zira artık ödenekli veya özel tiyatroların bir çoğu soğukluktan geçilmiyor. Burada ise sanki bir üniversite topluluğunda oyun çıkarmanın heyecanı varmışçasına işlerini başarılıyla yapan profesyonellerin olması her şeyden önemli.


Gelelim yazının sonunda eksikliklere, bazı sıkıntılara.

Öncelikli olarak genel prova olmasından ötürü normal karşılanacak kimi replik unutmalar, bir kaç ışık problemi haricinde oyunda problem yoktu. Fakat oyunda kullanılan "öfkeyle kalkan zararla oturur" tarzı bir kaç ifade oyunun o başarılı atmosferine çok aykırı ve hatta yer yer yabancılaştırma görevi görmüş.

Tatbikat Sahnesiyle ilgili de gözlemlediğim bir kaç sıkıntı var. İzleyici girişleri bina dışarısından olması bu oyuna özgü müydü bilmiyorum ama bu sahnenin güzelliğine yakışmamış. İzleyici koltuklarının olduğu bölümdeki akustikle alakalı bir sorun da mevcut olabilir, kimi reaksiyonlar çok ham haliyle bütün sahnede yankılanıyor. Ve pek tabi bilet fiyatları Ankara standartları için çok pahalı. Pek çok özel, ödenekli ve butik tiyatronun olduğu İstanbul'da bu bir rekabet yarışı iken, standartların çok üzerinde başarılı işler yapan Tatbikat Sahnesi ve Ankara'da bu fiyatlar biraz aşırı. Yeni kurulan, gideri çok olan bir yer için şimdilik bu husus görmezden gelinebilse de umarım bilet fiyatları konusunda iyileştirmeye, daha çok öğrenci bileti satmaya, koltuk satın alma ve kombine bilet uygulamalarına umarım devam ederler.

Ankara'daki herkesin görmesi gereken bir Tiyatro, Tatbikat Sahnesi. Sadece Mezarsız Ölüler veya Quills değil ileride yapacakları tüm işlerin güzel olacağı şimdiden belli.

Quills 21-22-23-24 Mayıs tarihlerinde Tatbikat Sahnesinde Sahnelenecek. Daha sonra bir sahneleme olup olmayacağına dair bir bilgim yok. Biletler'i MyBilet üzerinden temin edebilirsiniz.

KÜNYE:

Marquis de Sade ın hikayelerine kulak verin ! Kilisenin, paranın, giyotinlerin ve tüy kalemlerin büyük savaşına şahit olun ! ! Doğanın ve ahlak kurallarının , sade izm in kurucusu Marquis de Sade ın hikayelerinde bir kez daha, en acımasız haliyle yüzleşmeye hazır olun ! Fransız Devrimi nin hemen ardından, Sade ın akıl hastanesi yıllarında geçen Quills sizi, tüy kalemlerin yazdığı ve giyotinlerin susturamadığı hayatlara şahit olmaya çağırıyor ve gerçek sanatçının asıl zor zamanlarda var olabildiği bir kez daha kanıtlanıyor !
Genel Sanat Yönetmeni: Erdal Beşikçioğlu
Yapımcı: Nadir Koçoğlu
Yazan: Doug Wright
Çeviren: Buğra Koçtepe
Yöneten: İlham Yazar
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik ve düzenleme: Ali Erel
Kostüm: Funda Çebi
Dekor: Tatbikat Sahnesi
Işık: Mustafa Bal
Oyuncular: Durukan Ordu, Zeynep Ekin Öner, Buğra Koçtepe, Mithat Erdemli, Burcu Özberk, Melih Efeçınar, Buse Kara, İlham Yazar, Mertcan Semerci
Not: Oyunla ilgili görseller Tatbikat Sahnesi'nin ve Erdal Ozan Metin'in Twitter üzerinden paylaştıkları resimlerden alınmıştır.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Tatbikat Sahnesine Merhaba!



Türkiye Tiyatrosunda Tatbikat Sahnesinin adı 1940'lı yıllara kadar uzanıyor. O zaman, Ankara Üniversitesi Konservatuarınca kurulan ve çalışmalar yapan daha sonra ise perdelerini kapatan bir yer olarak, tarih sayfalarında yer alıyor.

Günümüz itibariyle ise Tatbikat Sahnesi, geçmişteki oluşuma selam çıkarak, Ankara'da tiyatro yolculuğuna başladı. 

Ankara'da Dip Sahne ve Stüdyocer yolculuklarından sonra Erdal Beşikçioğlu, Çankaya'da yepyeni bir sahneyi ve tiyatroyu Ankaralılarla buluşturdu. Tatbikat Sahnesi her anlamıyla insanı heyecanlandırıyor. İçerisindeki isimler, sahnelenen/sahnelenecek oyunlar, hatta binanın mimari yapısı bile oluşumun ne kadar ciddi ve bakış açısının ne denli güzel şeyler sunacağını bizlere gösteriyor.

İlk oyunları Mezarsız Ölüler 1 Mayıs itibariyle Erdal Beşikçioğlu yönetiminde prömiyer yaptı. İkinci Oyun Tüy Kalemler ise İlham Yazar yönetiminde Mayıs Ayı ortalarında izleyiciler ile buluşacak.

Yıllardır Ankara'nın hasretini çektiği türden bu oluşum, içerisinde birbirinden değerli isimler.

Tiyatro yaşantısında bol şanslar.

İletişim:


31 Ocak 2013 Perşembe

Ankara Tiyatro Rehberi 9 (1 Şubat 2013-10 Şubat 2013)

Havalar iyice soğumaya başlarken, bu hafta da güzel oyunlar Ankara izleyicisiyle buluşuyor. Yaklaşan tiyatro festivalleri öncesi yine nispeten sakin bir tiyatro haftası bizleri beklerken, önümüzdeki aylar Ankara başta üniversitelerin olmak üzere pek çok tiyatro festivaline ev sahipliği yapacak. Bu rehberde de her zamanki gibi haftanın öne çıkan oyunlarına değinip, sahnelenecek bütün oyunlara da yer vereceğiz.

1- Mojo (Stüdyo Cer):
Mojo
Mojo pek çok açıdan heyecanlandırıcı bir oyun. Tiyatroya dair güzel işler yapan kişilerin ortak üretimi, başarılı çalışmalarının bir sonucu. İlk olarak 3 yıl önce, Erdal Beşikçioğlu'nun sanat yönetmenliğini yaptığı Dib sahnede sahnelenmiş, olumlu yorumlar almıştı. Fakat Mojo'yu diğer oyunlardan ayıran aldığı yorumlardan ziyade, yenilikçi tarzı ile başarıyla sahnelenmiş olmasıydı. O güne kadar özellikle DOT dışında Türkiye'de pek tanınmayan bir akımı sahneye taşıyordu oyun. Bugün farklı şehirlerde, farklı tiyatroların artık bu tarz oyunlar oynamadığı gün sayısı yokken, klasik, tek düze oyunlardan bıkan izleyici için bir ferahlama noktasıydı. Sadece In-Yer Face akımına yönelik olması değil, kalıpları aşarak, yenilikçi bir rejiyle sahnelenişi de Ankara izleyicisi için pek çok şeyi müjdeliyordu. Mojo, pek çoklarının kesişim noktasıydı. Oyunun yönetmen koltuğundaki İlham Yazar, bugün devlet tiyatrolarında Yastık Adam ve Jerry ve Tom gibi yenilikçi rejiye sahip hatta yer yer in-yer face oyunlarını sahneliyor. Oyunun oyuncularından İnanç Konukçu, Berkan Şal, Engin Öztürk bugün Behzat Ç.'de çok başarılı performanslar sergiliyorlar. Doruk Nalbantoğlu, Ali Yoğurtçuoğlu, Nusret Şenay da başarılı performanslara imza atıyorlar.

Bugün yıllardan sonra Mojo tekrar sahnelere dönüyor. Oyun artık izleyicinin karşısına Cer Modern'de çıkacak. Cer Modern / Stüdyo Cer tam anlamıyla Ankara tiyatro yaşamına farklı bir soluk ve konsept getirmiş durumda. İstanbula oranla Ankara'nın özel tiyatroları karşılaştırılamayacak kadar başarısız ve tek düze ilerlerken, Stüdyo Cer bu gidişe Hayvan Çiftliği oyunuyla dur demiş ve gelecek projeleri ile heyecanlandırmıştı. İşte bu noktada Mojo, Stüdyo Cer'in ikinci projesi olarak gerçekten o heyecan uyandırma hissini en yükseklerde yaşamamızı sağlıyor.

İlham Yazar'ın yönettiği oyun 1-2-3 Şubat 2013 tarihlerinde ve bundan sonraki Cuma-Cumartesi-Pazar günleri Stüdyo Cer'de olacak. Oyuna dair blogda yazdığım inceleme yazısına bu adresten ulaşabilirsiniz.

2- Kibir (Domus Sanat Çiftliği):
Kibir
Domus Sanat Çiftliği, Ankara'da alternatif tiyatroya dair çalışmalar yapan belki de tek tiyatro. Özellikle güvenlik caddesinde yer alan Alternatif Sahneleri bu konuda Ankara'da yapılmış en cesur tiyatro hareketlerinden birisiydi. Oyunları Kibir, ise EskiYeni Bar'ın alt katında sahneleniyor. EskiYeni Bar daha önce de pek çok oyuna ev sahipliği yapmıştı. Kibir'in konusu ise şöyle:

Kibir, kibir kavramı üzerine tek perdelik bir hareket tiyatrosu çalışmasıdır. Kibirli olma hallerine odaklanan oyun, sahnenin kibriyle gündelik hayatın kibrini süreç içerisinde birbirlerine eşitleyerek ilerler. Hedefte, bir kez kibre yakalanan insan varlığının içine düştüğü çıkışsız döngünün görünür kılınması vardır. Sahnedeki mevcudiyetleri ne doğrudan klasik anlamıyla oyuncuya, ne de dansçıya işaret eden bedenler, tüm anlamın bedende toplanıp yine bedenden yayıldığı bir sahne estetiğiyle anlatırlar hikâyelerini.

Kibir, farklı bir sahne dili ve oyuncuya dair farklı bir mevcudiyetin imkânı üzerine de düşünen; bu yüzden de hikâyesini sahne sanatlarının daha büyük hikâyesiyle birleştirerek anlatmaya çalışan bir oyundur.

Kibir 11 Şubatta Eski Yeni Bar'da sahnelenecek. Topluluğun Facebook sayfasından detaylara ulaşılabilir.

3- Jerry ve Tom (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Jerry ve Tom
Farklı dekoruyla dikkat çeken oyun, Ankara Devlet Tiyatrosunda bu yılın gözdelerinden şimdiden olmuş durumda. Bilet bulmak neredeyse imkansız. İki kiralık katilin hayatlarından kesitler anlatan oyunun yönetmen koltuğunda İlham Yazar var. Şu hayatta oyunu bilmeden, sadece yönetmen ismine bakıp oyununa gideceğim 2-3 kişiden birisi. Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde sahnelenmeden önce yine İlham Yazar yönetmenliğinde yıllar önce, Erdal Beşikçioğlu'nun sahibi olduğu Dib Sahne'de sahnelenmişti bu oyun. Fakat çok az gösterim yapıldığı aklımda kalmış. Yastık Adam'dan sonra yine Ankara izleyicisine oldukça farklı bir deneyim sunuyor oyun. Gerilim, dram, komedi unsurlarını bir arada taşıyan oyunda en dikkat çekici unsur hiç şüphesiz izleyicilerin oturduğu dönme mekanizmalı oturma sistemi. Oyun 1-12 Şubat 2013 tarihleri arasında Stüdyo Sahne'de ve arada bazı biletler boşa çıkıyor. Uzun süre sonra bilet bulma imkanı olabilir bu oyuna.

4- Bir Delinin Hatıra Defteri (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Bir Delinin Hatıra Defteri
Yıllardır Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan, Gogol'un eseri Cem Emüler yönetmenliğinde ve Erdal Beşikçioğlu oyunculuğunda sahneleniyor. Farklı dekoru, rejisi ve muhteşem oyunculuğu ile oyunun biletleri çıktığı anda tükeniyor. Hatta bu oyuna bilet bulabilmek için gişe önünde sabahlayanlar dahi oluyor. Bilet bulursanız kaçırmamanız gereken bu oyun, Stüdyo Sahne ve Cüneyt Gökçer Sahnesinden sonra şimdi de Akün Sahnesinde. Talebin yoğunluğu karşısında 100 kişilik oturma düzeni 150 kişiye çıkarılmış durumda ama ne yazık ki yine biletler tükenmiş. Bir şekilde bilet edinebilirseniz ya da şanslıysanız boşalan bir koltukta yer bulabilirseniz muhakkak gidip görmeniz gerekiyor. Oyun 5-9 Şubat 2013 tarihleri arasında Akün Sahnesinde sahnelenecek.

5- Yastık Adam (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Yastık Adam
Hiç şüphesiz son yıllarda Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenmiş en ilginç ve en beğenilen oyunların başında geliyor Yastık Adam. Farklı sahneleniş tarzı, ilginç konusu, sağlam metni ve tabi ki olağanüstü oyunculuklarıyla 2 yıldır sahnelenen bu oyun, izleyenler tarafından tam puan oluyor. Daha önce bu blogda da bir incelemesine yer verdiğimiz Yastık Adam, Martin McDonagh'ın kaleminden çıkıp İlham Yazar rejisiyle izleyiciyle buluşuyor. İlham Yazar tiyatro adına gerçekten oldukça yenilikçi işler yapan ve sürekli kendini yenileyen ve güzel işlerin altına imza atan bir yönetmen, ayrıca bu yıl yine Ankara Devlet Tiyatrosunda, Jerry ve Tom isimli oyunun yönetmenliğini yapıyor. Sadece onun yönetmenliğini izlemek için bile gidilebilir. Oyun 8-1-2-3 Şubat 2013 tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek. Oyun bu yıl pek çok kez Şinasi sahnesinde de sahnelenmesine rağmen, bu oyunun asıl sahnelenme yeri ve evi İrfan Şahibaş sahnesi olarak oyunu burada da izlemekte büyük fayda var.

6- Cesaret Ana ve Çocukları (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Cesaret Ana ve Çocukları
Epik Tiyatro'nun kurucusu, Berthol Brecht'in en başarılı oyunlarından biri sayılan Cesaret Ana ve Çocukları, İrfan Şahinbaş Atölye sahnesinde sahneleniyor. Ayşe Emel Mesci rejisinde sahnelenen bu oyunu henüz izleme fırsatı bulmasam da hem gelen tepkilerin oldukça olumlu olması hem de İrfan Şahinbaş sahnesinin yenilikçi rejilere müsait bir ortam sunmasıyla, izlenme listesine alınması gereken oyunların başında geliyor. Ayrıca bir Brecht klasiği olarak oyunda yer alan Orkestra da, izleyicinin ilgisini çekebilecek nitelikte. Oyun 2-6-7-9 Şubat 2013 tarihlerinde İrfan Şahinbaş sahnesinde sahnelenecek. Kısa bir not, oyunun süresinin uzunluğu ile İrfan Şahinbaş sahnesinin uzaklığı çekinceler yaratmasın. Zira Büyük Tiyatro önünden oyundan 1 saat önce servis kalkıyor. Aynı şekilde oyun bitiminde de servisler izleyicileri Büyük Tiyatro'ya ücretsiz taşıyor.

7- Cyrano de Bergerac (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Cyrano de Bergerac
Edmond Rostand'ın unutulmaz oyunu, ünlü burun tiradıyla hafızalarımıza kazınan Cyrano de Bergerac, tiyatroseverlerle buluşuyor. Bugüne kadar hem devlet tiyatroları bünyesinde hem özel tiyatrolarda pek çok kez oynanmış, defalarca filmi çekilmiş unutulmaz bu oyunun rejisi Işıl Kasapoğluna ait. Cyrano rolünde Durukan Ordu'yu izleyeceğiz. Şimdi buraya bir parantez açmak gerek, zira neredeyse tiyatroya dair bütün olumlu gelişmeler bir araya toplanmış. Hem muhteşem, unutulmaz bir oyun metni, hem devlet tiyatroları bünyesindeki en başarılı yönetmenlerden Işıl Kasapoğlu hem de Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki en başarılı oyunculardan Durukan Ordu aynı oyunda bir araya geliyor. İzleyiciyi heyecanlandırmak için yeterli nedenler. Oyun metni bilinmese bile, Işıl Kasapoğlunun heyecan yaratan rejisörlüğü, Durukan Ordu'nun nefis oyunculuğu bile bu oyuna baştan puan kazandırırdı. 16 Kasımda prömiyer yapacak oyun, 1-9 Şubat 2013 tarihleri arasında Cüneyt Gökçer Sahnesinde olacak. Oyun bu sene sürekli şansızlıklar yaşıyor, bundan önce 3-4 temsili oyuncu sakatlığı yüzünden iptal edilen oyunun başına umarım böyle bir talihsizlik yine gelmez.

8- Antonius ile Kleopatra (Oyun Atölyesi / Turne):
Antonius ile Kleopatra
Shakespeare'in unutulmaz eseri, dikkat çeken oyuncu kadrosu ve başarılı yapımıyla Antonius ile Kelopatra, Ankara Turnesine geliyor. Bu yıl Londra'da Royal Shakespeare Company'de de sahnelenen oyunun başrollerinde Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor yer alıyor. 8-9-10 Şubat 2013 tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek oyunun künyesi şu şekilde:

Shakespeare’nin en ünlü oyunlarından olan Antonius ile Kleopatra’da Haluk Bilginer Antonius, Zerrin Tekindor Kleopatra, Mert Fırat Cesar rolüyle seyirci karşısına çıkıyor. Oyunun diğer rollerini Onur Ünsal, Serkan Ercan, Muharrem Özcan, Evrim Alasya, Gözde Kırgız, Zeynep Alkaya, Tuğçe Karaoğlan, Mehmet Özbek paylaşıyor.

Bülent Bozkurt’un çevirisiyle oynanacak Antonius ile Kleopatra’nın  yönetmenliğini Kemal Aydoğan, sahne tasarımını Bengi Günay, ışık  tasarımını İrfan Varlı, müziklerini Tolga Çebi yaptı.


9- Ben Bertolt Brecht - İnsanlarım - Kerem Gibi - Sivas 93 (Dostlar Tiyatrosu / Turne):
Sivas 93
Dostlar tiyatrosu Ankara turnesi kapsamında, 3 farklı oyunla izleyici karşısına çıkacak. Genco Erkal'ın muhteşem performans gösterdiği bu oyunlar için ayrı ayrı fazla şey söylemek pek mümkün değil. Ankaralı tiyatroseverler için, Dostlar Tiyatrosunu ve Genco Erkal'ı izlemek için eşssiz bir fırsat. . Ne yazık ki bilet fiyatları biraz can sıkıcı. İstanbul'da oldukça yüksek olan özel tiyatroların fiyatları, Ankaralılar için alışılmadık seviyede. Ben Bertolt Brecht 5 Şubat'ta, Kerem Gibi 4 Şubat'ta ve Sivas 93 6-7 Şubat'ta Şinasi Sahnesinde. Biletler Biletix üzerinden satılıyor. Günlerin de art arda olması biraz sıkıntılı bir durum yaratmış fakat dediğim gibi bu 3 oyundan en az 1 tanesine gidilip, Dostlar Tiyatrosunu ve Genco Erkal'ın muazzam performansını izlemek gerekiyor.

8- Diğer Oyunlar:

Ankara Devlet Tiyatrosu: Hürrem Sultan, Ben Ödüyorum, Euridice'nin Elleri, 33 Varyasyon, Bir Hilal Uğruna, Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun, Krem Karamel

Mavi Sahne: Tuluatmasyon (2-9 Şubat 2013)

- Tiyatro Tempo: Benim Sevgili Yağmurum (1 Şubat 2013 Cuma)

- İstanbul Tiyatro Topluluğu: Bir Delinin Hatıra Defteri (9 Şubat 2013 Cumartesi)

- Tiyatro 1112 Garaj: Bir Evladın Terbiye Hadisesi (2-3 Şubat 2013)

- Müjdat Gezen Sanat Merkezi: Bir Güvercin Kanadında Yaşıyoruz İnadına (1 Şubat 2013 Cuma), Müfettişler Müfettişi (2-9 Şubat 2013 Cumartesi)

- Tiyatro Kafe: Laga Luga (2 Şubat 2013 Cumartesi), Şu İşe Bak (9 Şubat 2013 Cumartesi), Dehşet Odası (6 Şubat 2013 Çarşamba)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Selamün Kavlen Karakolu (2-8 Şubat 2013), Giderayak (9 Şubat 2013), Zübük (1-3-10 Şubat 2013)

- Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu: Hayyam (2-8-9 Şubat 2013)

- Mor Çilek: Kimsesizliğin Kimseleri Sokak Çocukları (1 Şubat 2013)

- Ertan Gösteri Merkezi: Yaşam Oyunu (8 Şubat 2013)

- Başkent Kültür Sanat Tiyatrosu: Yedi Kocalı Hürmüz (2-9 Şubat 2013 Cumartesi)

- Başkent Tiyatroları: Aşkın Pazarı (2-3 Şubat 2013), O Nefeste Gizli Herşey (6-10 Şubat 2013), Hayal Kahvesi (7 Şubat 2013)

25 Ocak 2013 Cuma

Mojo (Stüdyo Cer)

Mojo Afiş
Bu blogda sıkça atıfta bulunulan bir oyundu Mojo. Nedeni benim için ayrı önem taşımasıydı. O güne kadar olan tiyatro ilgimi belki de ilgiden, ileride bir kariyer hedefi olarak değiştirmeme yol açacak oyunların başında geliyordu. Zira bünyemize aşılanan kalıplaşmış çerçeve sahne oyunları ve abartılı Shakespeare oyunculukları dışında da bir tiyatro anlayışının var olduğunu bizlere gösteriyordu. Mojo aslında dünya üzerinde özellikle 90'lı yıllarda yaygınlaşan, Türkiye'ye 2000'li yıllarda gelen ve günümüzde artık pek çok örneğini görebileceğimiz "İn-Yer Face" akımının Türkiye'de ve Ankara'da ilk temsilcilerinden birisiydi. 

İn-Yer Face bugün bile hala daha sınırları tam olarak çizilmiş bir tiyatro akımı değil. Fakat tiyatroyu, büyük çerçeve sahnelerden alıp, daha küçük ve alternatif sahnelere taşıyan, işlediği konularla ve üslubuyla izleyicinin ezberini bozan pek çok oyun artık İn-Yer Face olarak kabul görüyor. Bu noktada, oyunların sahnelenişi oyunlara tam bir İn-Yer Face özelliği kazandırmasa da -ki bu oyunları İn-Yer Face çatısı altında değil, alternatif tiyatro olarak gruplamak daha doğru olur- oyunların işlediği konulardaki ezber bozuculuk -ki bu noktada işlenen ve gösterilen öğelerdeki müstheçenlik, şiddet, argo kullanımının sıklığı gösterilebilir- ve izleyicilerin tabularını yıkma gayesi bu akımı daha doğru ifade eder. Bu noktada, oyunların sahnelenişi bir araç olmakla beraber, günümüzün bir ihtiyacı olma haline yavaş yavaş gelmektedir. Zira büyük salonlarda, çerçeve sahnelerde sahnelenen oyunların hiç birinin veremeyeceği etki, bu tarz alternatif sahnelerle ve bilhassa in-yer face diyebileceğimiz arka plana sahip oyunlarla izleyiciye verilebilmekte.

Sıska-Mickey
Bu nedenlerle 3 yıl önce Mojo'yu ilk izlediğimde büyük bir ilgi oluşmuştu tiyatronun bizlere yeni bu akımına karşı. Bundan sonraki çalışmalarım da hep bu akım üzerine oldu, hatta edindiğim meslekten farklı kariyer planları yapmama ve 2. bir üniversite okumama kadar iten bir sürecin başlangıcı oldu. Bu noktada 3 yıl sonra Mojo oyununun tekrar sahneleneceği haberini almak olağanüstüydü. Hele hele, Ankara'da, alternatif tiyatro sahnelerine dair neredeyse hiç bir girişim yokken, Hayvan Çiftliği ile adeta Ankarada'ki çerçeve sahne ve klasik oyun sahnelenme kartelini bozan Stüydo Cer kapsamında, Mojo'nun sahnelenecek olması daha bir heyecan vericiydi.

Mojo 1950'li yıllarda, Londra Soho'da, bir gece kulübünde geçiyor. Soho, Londra'nın eğlence merkezi olarak adlandırılan bir yer ve bünyesinde pek çok barı, gece kulübünü, tiyatroları barındırıyor. Atlantik gece kulübünün sakinlerinin, uyuşturucu ve cinsellik arka planlı 'rahat' yaşantıları, kulüp sahibi Ezra'nın öldürülmesi ve cesedinin gece kulübünün çöp kutularına bırakılmasıyla farklı bir hava kazanıyor ve bu cinayet ekseninde aslında pek çok ilişki sorgulanmaya başlıyor. 


Potts-Şekerci-Mickey
Oyun, karakterlerin içerisinde bulunduğu durumu, gece kulübünün yer altılılığını, dönemin etkilerini oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Soho'nun bu eğlence merkezi durumu içerisindeki hali, müzikler, uyuşturucu partileri, cinsellik öğeleri, alışagelmiş anlatımın ve kalıplaşmış sahnelemenin ötesinde yer alarak, in-yer face'in birincil öğelerinden tabu yıkma misyonu yolunda emin adımlar atıyor. Belki ülke şartları gereği daha 'cesur' adımlar atmak daha olanaksız, fakat Mojo yine de sınırları zorluyor. Çoğunluğu homofobik ve önyargılı bir topluma, eşcinsel karakterleri -hatta ve hatta eşcinsel bir seks kölesini- ve uyuşturucu partilerini cesurca göstererek, in-yer face'in bu misyonunu başarıyla yerine getiriyor. Bu noktada belki de, oyunun arka planında işleyen hikaye, yani gece kulübü sahibi Ezra'nın ölümü belki de ikincil bir noktaya geliyor. Aslında her karakterin farklı hikayeleri önem kazanıyor. Zira kolay kolay pek çok oyunda ve hatta filmde cesaret edemeyen konular Mojo'nun belkemiğini oluşturuyor ve koca bir alkışı hak ediyor.

Sıska'nın üzerinde çok değinilmeyen fakat izleyiciye hissettirilen seks köleliği ve buna bağlı olarak, Atlantik gece kulübü sakinlerince dahi dışlanışı, gördüğü eziyetler ve homofobik ifadelerle dışlanışı, ezilmesi; Bebe'nin çocukluğunda babası tarafından uygulanan ensest taciz; Mickey'in kişisel hırsları uğuruna yaptıkları, akıllara ilk gelen örnekler. 
Bebe
Ezra'nın ölümüyle beraber karakterlerin, 'zevk' ve 'keyif' için yaptıkları eylemlerden uzaklaşarak hem bireysel bir sorgulama hem de olayın sorgulanmasıyla ortaya çıkan gerçekler ve fakat çok güçlü olmayan arkadaşlık ilişkilerinin dahi, en keskin noktalarda uçlarda olarak güçlenip-gelişmesi gibi aslında çok alt hikayeleri bünyesinde de taşıyor. Ezra'nın ölümünden sorumlu olanların araştırılmaması ve bunun yerine gece kulübü üzerine yapılabilecek bir saldırı için çalışanları örgütleyen Mickey, bu örgütlenmeyi sorgusuz kabul eden kulüp çalışanları ve Ezra'nın oğlu Bebe etrafında dönen asıl hikayede ise, daha acı bir tablo izleyiciye sunuluyor. Bütün bu sıkıntılar içerisinde en güvenilmesi gereken kişi tarafından görülen ihanet ve buna bağlı yaşanan olaylar, oldukça acı bir hikaye örgüsüyle noktalanıyor. Babasıın ölüm haberine pek 'üzülmediği' gözlenen Bebe karakterinin aslında gerçeklerin tam farkında olarak hareket edişi, gerçekleri ortaya çıkarışı, gündelik hayatta karşılaşılabilecek türden bir 'ihanet'in etkilerini, ihaneti gerçekleştirenin değil fakat onu kayıtsız şartsız destekleyen kişinin ölümüyle tavan yapıyor. Bebe'nin, Ezra'nın intikamını alış şekli ise ölümden bile beter bir durum olarak Mickey'in dünyasında yer buluyor.

Oyun, 3 yıl önce dib sahnede sahnelendiği zaman, izleyiciler bar taburelerinde oturuyor ve oyunun oynandığı sahneye göre koltuklarını döndürerek oyunu izliyorlardı. Dib Sahne'ye konumlandırılmış 3-4 farklı sahnecik vardı ve oyun nerede oynuyorsa izleyici oraya dönerek oyunu izleyebiliyordu. Stüdyo Cer'de ise yine bu sahnecikler özünde temel olarak yer alıyor fakat bu sefer daha bütün bir dekor olarak, Atlantik Bar'ın, bar kısmı olarak izleyicinin ortasında yer alıyor ve oyunun akışkanlığı açısından müthiş bir uyum gösteriyor.

Bebe-Parlak Johnny
Reji çok akıcı ve oyunun arka planıyla da uyuşacak bir biçimde, 'durmaksızın' bir performans sahneleniyor. Sabit sahneler yok denebilecek kadar azken, 3 yıl önceki oyuna göre bazı farklılıklar dikkat çekiyor. Hafızam yanıltmıyorsa, 3 yıl önceki oyunda daha fazla içki tüketimi varken -Dib Sahnenin bar olması bu duruma daha elveriş sağlıyordu- Stüdyo Cer sahnelenişinde içki tüketimi azalmış görünüyor. Bar olmasına rağmen, bu oyunda daha az içkiye başvuruluyor. Bununla beraber 3 yıl önceki oyunda var olan tuvalet sahnesinin bu oyunda yer almadığını görüyoruz. Sigara tüketimi ise çok gerçekçi, zira bu tarz arkaplana sahip bir oyunda karakterlerin hiç veya az sigara tüketmeleri beklenemezdi.

Şiddet sahneleri çoğu izleyicinin alışmadığı gerçeklikte ve rahatsız edicilikte olmasına rağmen, göreceli olarak az kaldığını dahi söylemek mümkün. Fakat oldukça fazla argo ve küfür kullanımı yine aslında bir 'tabu yıkıcılık' misyonu üstleniyor. Bu noktada yaşanan bir iki sıkıntı gözlerden kaçmıyor değil.  Öncelikle, ülkemizde yer alan 'küfür=komik' olgusu bu oyunda da hayat buldu. Evet, oyun içerisinde yer alan bazı argo kullanımlar veya küfürler komik olup izleyici reaksiyonu alabilir, fakat aslında dramatik ve önemli bir konuşmada yer alan küfüre verilen gülme reaksiyonu, bu sahnelerin dinamiğini bozuyor. İkinci sıkıntı ise tercümesel noktada karşımıza çıkıyor. Bazı küfürler tercüme süzgecinden Türkçe'ye çevirildiği zaman, karakterlerin ağzında 'yapay' kalıyor. Bu hiç şüphesiz, karakterlerin Türkçe'nin alışık olduğu şekilde küfür veya argo kullanmaları anlamına gelmiyor. Sadece oyunun realist ve vurucu yapısını, düşük etkili de olsa 'yapaylaştırıyor'

Mickey-Bebe 
Müzikler tek kelimeyle olağanüstü. Hem oyunun arka planını başarıyla izleyiciye aktarıyor hem de oyunun bütünüyle, rejisiyle mutlak bir uyum gösteriyor. Aynı şeyi ışıklar için de söylemek mümkün, zira Stüdyo Cer şunu gösterdi ki, her oyun için çok sayıda ve kalitede ışık kullanmak mümkün. Mojo'da bu nimetten faydalanarak, sahnelerin dinamiklerine göre çok başarılı ışık kullanımlarını bizlere sunuyor. Reji, yukarıda da belirttiğim üzere hem kalıp dışılığıyla hem de göz yormayan akıcılığıyla, çok farklı ve güzel bir tiyatro deneyimi  vaad ediyor. İlham Yazar, bu tarz kalıp dışı rejileri çok başarıyla uyguluyor. (Yastık Adam, Jerry ve Tom gibi oyunlarda da gördüğümüz üzere) Mekanın oturma düzenine bağlı olarak bazı bölümlerde sıkıntı yaşansa da -oyuncuların sahneyi kapatması gibi- bu durumu alternatif sahnelerin küçük bir handikapı olarak görmekte ve aslında daha büyük resme baktığımızda büyük bir sıkıntı olmadığını düşünmekte fayda var.

Oyunculuklar oldukça başarılı -3 yıl önce sürekli oynamanın verdiği alışkanlıkla daha oturmuştu- fakat oturmayan bir kaç nokta var gibi. Bir kaç oyundan sonra bu sıkıntının da düzeleceği aşikar, zira oyun 3 yıl önceki kadronun aynısıyla sahneleniyor. Özellikle, Sıska karakteri ve Berkan Şal'ın performansını her iki sahnelenişte de çok beğendiğimi söylemek istiyorum.

Şekerci-Potts
Stüdyo Cer, Hayvan Çiftliğinden sonra yine çok başarılı bir prodüksiyonla karşımıza çıkmış. Ankara'lı tiyatroseverlerin, İstanbulda'ki başarılı alternatif tiyatro sahnelerince sahnelenen oyunlara karşı kıskançlığını ve bu tarz oyunlara olan açlığını doyurmak için elinden geleni yapıyor. Bu noktada StüdyoCer kapsamında sahnelenecek diğer oyunları daha da bir merakla beklememizi sağlıyor. Bundan böyle, Mojo, Cuma-Cumartesi-Pazar günleri 20.30'da Stüdyo Cer'de olacak. Her tiyatro severin kaçırmaması gereken bir oyun.

Künye:
" MOJO "
JEZ BUTTERWORTH

Çevirmen:
Özge Kayakutlu
Genel Sanat Yönetmeni:
Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen:
İlham Yazar
Dramaturg:
Özcan Özer
Işık:
Mustafa Bal
Dekor Kostüm:
Ercan Eker
Müzik:
Ali Erel
Reji Asistanı:
Ebru Tartıcı
Grafik Tasarım:
Negrican Birlik
Sahne Amiri:
Fatih Katırcı

Oyuncu Kadrosu:
Nusret Şenay
Doruk Nalbantoğlu
Ali Yoğurtçuoğlu
İnanç Konukçu
Berkan Şal
Engin Öztürk