9 Mart 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (10 Mart - 16 Mart 2020)

Bu yıl bahar Ankara'ya erken geldi. Havaların ısındığı bu dönemde, birbirinden güzel oyunlar Ankaralı izleyicileri bekliyor olacak. İşte haftanın öne çıkan oyunları.

10 Mart 2020 Salı - Cehennem (Tatbikat Sahnesi)



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Çok çarpıcı bir metin, nefis bir reji, başarılı oyunculuklar. Son yıllarda izlediğim en özgün yapımlardan birisi. Her tiyatro severin muhakkak izlemesi gerekiyor.
Oyunla ilgili ayrıntılı inceleme yazıma şu adresten ulaşabilirsiniz: http://tiyatro.co/cehennem-tatbikat-sahnesi/

11 Mart 2020 Çarşamba - Kral Lear (Oyun Atölyesi)



Tiyatro: Oyun Atölyesi
Sahne: MEB Şura Salonu
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Hem aktör hem çevirmen kimliğiyle yoğun bir Shakespeare mesaisi olan Haluk Bilginer, bu kez Shakespeare’in “trajedisini kendi elleriyle çizen” kahramanı Kral Lear’a bürünüyor. İktidarın ve mülkiyetin paylaşımı üzerine çokkatmanlı bir klasik olan oyunun yönetmeni ise Muharrem Özcan. Kral Lear, kızları ve ülkedeki diğer güç odakları arasında dönen bu trajedi, oyunun özündeki grotesk etkiler eşliğinde yorumlanıyor."
Künye:
Yazar: William Shakespeare
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Berfu Öngören, Hare Sürel, Nazlı Bulum, Yavuz Topoyan, Deniz Celiloğlu, Kaan Turgut, Onur Özaydın, Sertan Müsellim, Efe Tunçer, Hüseyin Sevimli
Öne Çıkma Nedeni: 
Oyun Atölyesi İstanbul'daki en başarılı tiyatrolardan birisi. Haluk Bilginer gibi bir ustayı, Shakespeare'in en güzel eserlerinden birisi ile sahnede izlemek heyecanlandırıcı. Oyuna dair iki olumsuz detay var yalnız. İlki bilet fiyatlarının oldukça pahalı olması, ikincisi ise MEB Şura salonunun tiyatro gösterimleri için yeterli olmaması.

12 Mart 2020 Perşembe - Açık Denizde (Ankara Devlet Tiyatrosu)



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

13 Mart 2020 Cuma - Dünyanın Sonuna Şöyle Bir Dönüp Baktım




Tiyatro: Şekip Taşpınar Tiyatrosu
Sahne: FADE Sahne
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Siz hiç bu koca dünyada 2 kişi kaldınız mı? Peki 2 kişi kalsanız ne yaparsınız? Mantığınızı dışarda bırakın ve hadi gelin 2 kişi kalalım... Peki nerede?
Künye:
Yazar: Erdal Ozan Metin
Yöneten ve Oynayan: Şekip Taşpınar, Dilek Bozkurt
Öne Çıkma Nedeni: 
Erdal Ozan Metin'in kalemini çok sevdiğim bir yazar. Şekip Taşpınar ise izlemekten her daim keyif aldığım bir oyuncu. Bu ikilinin yer aldığı proje dikkate almaya değer.

14 Mart 2020 Cumartesi - Kuşlar (Heveskar Tiyatro)




Tiyatro: Heveskar Tiyatro 
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 19.00
Oyun Tanıtımı
"Slawomir Mrozek'in Polisler oyunundan uyarladığımız oyunumuz Kuşlar ikinci sezonunda yeniden sahnede. Bir ülke düşünün… Uzakta, çok uzakta, pespembe bir ülke. Herkes çok mutlu, çok çok mutlu. Her şey çok yolunda, fazla yolunda. Öyle yolunda ki koca ülkede sadece bir mahkum kalmış. Ve o da suçunu kabullenip, hapisten çıkmak üzere. Heveskâr Tiyatro’nun Kuşlar ismiyle sahneye taşıdığı Slawomir Mrozek’in Polisler adlı oyunu, bir çocuk kral ve dayısı kral naibi tarafından yönetilen bir ülkede muhalif olmanın zorluğunu absürd ironinin iç acıtıcı komiğiyle aktarmayı hedefliyorken, günümüzde gerçekle kurmaca, doğruyla yalan arasındaki ayırımın iyiden iyiye önemini yitirdiği çeşitli ülkelerde hüküm süren baskıcı ortamla oyundaki temel meselelerin büyük oranda çakışıyor olması, absürd olarak nitelenegelen oyunu gerçekçi diyebileceğimiz bir noktaya yaklaştırıyor, ki bu durum son derece kaygı verici. Absürdün trajik tarafı, neredeyse tüm dünyada, gitgide daha baskın hale geliyor ise de, Kuşlar oyunu, seyircisine, yakıcı meselelerle yüzleştirirken, o acıtıcı komiği deneyimletme çabasının ürünüdür."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Neşe Taluy Yüce
Yöneten: Özgür Avcı
Oyuncular: Pınar Dündar, Sertaç Kağan Aydın, Nurtaç Gür, Ufuk Yurtsever, İlker Karabulut, Doğanay Yağcı, Ziya Can, Erdinç Bellisan, Tuna Yurtsever, Ege Karabulut , Canan Aksoy, Doğucan Bulut , Cengiz Subay, Hasret Şencan, Baturalp Yücetürk
Öne Çıkma Nedeni: 
Heveskar tiyatro kendilerini "Yolları ODTÜ Oyuncuları'ndan geçmiş bir grup insanın tiyatroya dönüş çabası. Oyun oynama inadı..." olarak tanıtıyor. Bu tanıtım bile başlı başına ekibin projeleri için heyecanlanmaya yeterken 2. sezonunu oynayan Kuşlar isimli oyunlarının aldığı övgüler bu oyunu izleme listesine alınmasını elzem kılıyor.

15 Mart 2020 Pazar - Ayak Bacak Fabrikası (Tiyatro Tez)




Tiyatro: Tiyatro Tez
Sahne: Tiyatro Tempo
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Önce... Sonra... Şimdi... Önce ülkede kıtlık olmuş, insan insanı tanımaz olmuş. Sonra ülkedeki büyük göl için için kaynamaya başlamış, bereket sarmış tüm ülkeyi. Şimdi o göl bizler için tapınak, göldeki balıklar da kutsal yaratıklar oldular."
Künye:
Yazar: Sermet Çağan
Yöneten: Erdinç Kılıç
Oyuncular: Ipek Sarılar , Melih Salgır, Erdinç Kılıç
Öne Çıkma Nedeni: 
Yolları DTCF Tiyatrodan geçmiş-geçmekte olan kişilerin oluşturduğu bir ekip Tiyatro Tez. İlk oyunları Kapıların Dışında ile oldukça övgü alan ekip repertuvarına Türk Tiyatrosunun önemli metinlerinden Ayak Bacak Fabrikası da eklemiş bulunuyor. Oyunda Durukan Ordu'unun Genel Sanat Yönetmenliği, Haluk Yüce'nin Kukla Tasarımı katkılarını da belirtmek gerekiyor.

16 Mart 2020 Pazartesi - Ödül (Kulis Sanat Tiyatrosu)



Tiyatro: Kulis Sanat Tiyatrosu
Sahne: Kulis Sanat Tiyatrosu
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı
"Terkedilmiş bir binanın 33.katında yalnızlığıyla başbaşa kalan Beatrice ,hergün litrelerce su içip içindeki kumu ıslatsa da yalnızlığının verdiği sancıları gideremez... Bir akşam eline bir kağıt alır ve ödül vaadeden bir ilan yazmaya başlar ...“Akıllı ve zeki hiç kimseyi sevmemiş... Genç mirasçıyı etkileyecek bir erkek aranmaktadır...” diye. Günlerce bekler. Erkekler gelir. Hepsini gönderir ve son aday Jean geldiğinde işler biraz değişir... Jean’ da diğer erkekler de göremediği şeyleri farkeder... Jean ödül için gerekli olan aşamaları geçebilmek uğruna her yolu dener... Ama bu süreç Jean ve Beatrice’i tahmin edilemeyecek durumlara sürükler ..."
Künye:
Yazar: Carole Frechette
Çeviri: Ece Okay
Yöneten: Sinan Pekinton
Oyuncular: Serkan Melikoğlu, Ayşin Tabiloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Ödül başından sonuna kadar izleyiciyi merak ettiren, geren, düşündüren bir metin. +18 uyarısı konması, rejide Sinan Pekinton'un olması, bu harika metnin yorumunu merak etmek için başlıca unsurlar.

Ali Uygur Selçuk
www.twitter.com/aliuygurselcuk

24 Şubat 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (24 Şubat - 1 Mart 2020)

Blogda bu tarz bir yazı kaleme almayalı 6 yıla yakın süre geçmiş. 6 yıl o kadar uzun bir süre ki Ankara tiyatrolarında yaşanan değişimi yazının hazırlığını yaparken bile hissetmek mümkün. Bu değişim olumlu yönde nitekim 6 yıl öncesine göre Ankara'daki özel ve alternatif tiyatroların sayısındaki artış mutluluk verici. Bu yazıda haftanın her günü için öne çıkan 1 oyun bilgisini vereceğim, 7 gün için 7 oyun tanıtımı olacak yani.

24 Şubat 2020 Pazartesi - Nereye Gitti Bütün Çiçekler



Tiyatro: Mam'art
Sahne: MEB Şura Salonu (Turne)
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Eve Ensler'in, Bosna savaşının ardından yazdığı ve orijinal adı "Necessary Targets" olan oyun bilinmeyen bir coğrafyada, bilinmeyen bir zamanda, bir mülteci kampında geçiyor. Bir psikolog kadın mültecilerin travmalarını onarmaya çalışırken bir yazar da bu hikayeleri dünyaya duyurmak istiyor.Kadınlar kendi hikayelerini birer birer anlattıkça, bir yandan savaşın ve mülteci olmanın korkusu ve çaresizliğine tanık olurken diğer yandan da kadınların kendi aralarındaki ilişkilerin nasıl güçlendiğini göreceğiz."
Künye:
Yazar: Eve Ensler
Yöneten: Tuğrul Tülek
Oyuncular: Şenay Gürler, Nazan Diper, Goncagül Sunar, Feri Baycu Güler, Gözde Kansu, Melisa Doğu Ece Yüksel
Öne Çıkma Nedeni: 
Savaş eksenli oyunların sahnede yarattığı dramatik etkiyi oldukça sevmişimdir. Bununla beraber hem oyuncu hem yönetmen olarak başarısını daha önce DOT bünyesinde ispatlamış olan Tuğrul Tülek'in rejisi ve oyunun oyuncu kadrosu oldukça ilgi uyandırıyor.

25 Şubat 2020 Salı - Dansöz



Tiyatro: Kadıköy Theatron - Mek'an
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Hiç kimsenin, annesinin bile dönüp bakmadığı kayıp bir kız çocuğunun; Meryem’in hikayesini anlatıyor “Dansöz”. Meryem, dünyanın ağırlığını gövdelerinde taşıyan çocuklardan. Fakat günün birinde, duyduğu bir müzikle, bütün hikayesi aniden değişiyor: Meryem, kökleri kadim ritüellere kadar uzanan oryantali ve dans ettikçe daha da büyüyen gövdesindeki hafifliği keşfediyor. Bakışlar ilk kez üstüne çevriliyor. Tüm bakışların üstüne çevrildiği andaysa, Meryem, bakışın da kendi ağırlığıyla geldiğini; hatta bazen görülmenin en ağır yük olduğunu, bakanın neredeyse her zaman gördüğünden fazlasını talep ettiğini fark ediyor… Buradan sonrası ise kıyamet! “Çölün tek gözü vardır, o da Allah’ındır. Tek Allah’ın nazarı üstündeymiş gibi oynayacaksın…”"
Künye:
Yazar: Şâmil Yılmaz
Yöneten: Şâmil Yılmaz
Oyuncular: Sezen Keser
Öne Çıkma Nedeni: 
Şamil Yılmaz önderliğindeki Mek'an Sahne 4-5 yıl öncesine kadar Ankara'nın en ciddi üretim yapan alternatif tiyatrolarından birisiydi. Özellikle tek kişilik oyunları Artık Hiçbi'şii Eskisi Gibi Olmayacak Sil Gözyaşlarını ve Kadınlar, Aşklar, Şarklılar oyunları büyük dikkat çekmişti. Dansöz de yazarın/yönetmenin önceki oyunları gibi oldukça dikkat çekici ve çarpıcı bir oyun.

26 Şubat 2020 Çarşamba - Açık Denizde



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

27 Şubat 2020 Perşembe - Cehennem



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Dikkat çekici bir metin, başarılı oyuncular ve her Tatbikat Sahnesi oyunu gibi heyecan uyandırması.

28 Şubat 2020 Cuma - Cehennem Boş



Tiyatro: Tiyatro 1112 Garaj
Sahne: Tiyatro 1112 Garaj
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"“İyi değil, iyilik de çıkmaz bundan” Shakespeare oyunlarının vazgeçilmezi olan doğaüstüvarlıklar, vahşi düzenin süngüleridir. Aynı zamanda tehlikeli olduğu için iktidardan da her zaman sürgün edilmişlerdir. Fakat bir gün iktidardan payını isteyen Kâhin, üç Shakespeare karakterini yeniden çağırır. Kendi zamanlarının en önemli katilleri olan karakterlerimiz, yeniden doğmuş olmanın mutluluğuyla, kaldıkları yerden devam etmek isterler yani iktidar için yeniden savaşacaklardır fakat bu sefer hem yalnız değillerdir, hem de yeniden geldikleri dünya, kendi hikâyelerindeki gibi bütünlüklü değildir. Peki, bu sefer taht için ne yaparlar, neyi göze alırlar? Tüm insani değerlerin ortadan kalktığı bir dünyada, iletişimin en ilkel ama bir o kadar da vahşi olan haliyle yaratılan yeni düzen, tamamlanmamış olmanın eksikliği ve çarpıklığıyla eskinin yerini almaya hazırdır fakat iktidara giden tüm yollar kanlı olduğu kadar uzun ömürlü de değildir. Kendine benzemeyi mecbur bırakan iktidar, ondan vazgeçmeyi göze almadığımız sürece varlığını devam ettirirken, kimsenin artık iyi olmadığı dünyaya bizi mahkûmeder."
Künye:
Yöneten: Aylin Saraç
Oyuncular: Cengiz Sezgin, Aylin Saraç, Burçin Yalçın, Şirin Saldamlı, Alper Haliloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Oldukça ilgi çekici bir metin ve yıllardır ayakta kalan Ankaralı bir tiyatro. Önceki prodüksiyonlarının başarısı bu oyun için de heyecan uyandırıyor. 

29 Şubat 2020 Cumartesi - Madam



Tiyatro: Sahne 367
Sahne: Sahne 367
Oyun Saati: 15.00
Oyun Tanıtımı: 
"Dünyanın sayılı ikonik sanatçılarından biri olan ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın hayatından kesitler sunan oyun, bir otobiyografinin aksine Piaf'ın acıları, hayalleri, hayal kırıklıkları, özlemleri ve başarılarıyla beslenmiştir ve günümüz dünyasına dair bir durum sorgulaması yapma niyetindedir. Yaşadığı onca acıya rağmen hayata tutunmanın yolunu bulma hikayesinde Piaf'ın azmi galip gelmiş ve tek tutkusu mikrofonu olmuştur. Tüm sevdiklerini mikrofonunun içine gömmüş ve orada çok iyi saklayabileceğini bilen bir kadının günümüzle hesaplaşması Madam. Acılarını sevmiş ve onun acılarını bilmeden kendisini ikonlaştırmış dinleyicisine hesap soran bir kadın olarak, son kez sahne aldığı yerde tutunduğu tek bir şey vardır; Mikrofonu, kendi ve geçmişi... “...kollarınız birinin, bir şeyin, bir yerin arkasında kavuştu mu işte dünya o aradaki boşlukta büyümeye başlar. Dünya daha keyifli dönmeye başlar. Güneş bir mesaiye başlamaz da keyifle çevirir sizin olduğunuz yere yüzünü. Sarılın. Dediğim gibi, sanata, insana, boşluğa. Çünkü elleriniz neyin arkasında kavuşuyorsa sizindir o.”
Künye:
Yazan: Erdal Ozan Metin
Yöneten: Erdal Ozan Metin
Oyuncular: Naz Göktan
Öne Çıkma Nedeni: 
Sahne 367 yeni ve dinamik bir tiyatro. 1 yıl öncesinde kurulmuş olmalarına rağmen oldukça dikkat çektiler Ankara'da. Oyun Yazarı ve Yönetmeni Erdal Ozan Metin'in kalemi oldukça kuvvetli, oyuncu Naz Göktan ise bu oyundaki performansıyla Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Oyuncu Ödüllerinde Genç Yetenek Özel Ödülünün Sahibi oldu.

1 Mart 2020 Pazar - Antigone


Tiyatro: Yakın Tiyatro
Sahne: Yakın Sahne
Oyun Saati: 18.00
Oyun Tanıtımı: 
"İnsanı merkeze koyan, her türlü kararı insana, insanın değişkenliğine bırakan ve tıpkı insanın ölümlülüğü gibi yalnızca belirli süre geçerli olan modern yasalar, yüzyıllar içerisinde Tanrının değişmez ve tıpkı Tanrı'nın ölümsüzlüğü gibi sonsuza kadar geçerli olan Tanrısal yasalardan tamamen kopmuştur. Tanrısal yasalar yalnızca efsanelerde kalmıştır. Ancak; Tanrının yasalarınca belirlenen ahlak, bütün değişmezliği ile modern insanın içinde unutmaya çalıştığı bir “sızı” olarak yaşamaya devam etmiştir. “Ayıp” yaptığımız zaman, yüzüne bakamadığımız anne, abla, kadın, bu oyunda Antigone olarak karşımıza çıkar. Antigone, oyun boyunca değişimin karşısında değişmeyeni, yeni yasanın karşısında kadim yasayı, insanın karşısında Tanrı’yı savunan, bir anlamıyla da aziz kimliğiyle karşımızdadır. Kreon ise, insanlar tarafından yazılmış ve kabul edilmiş yasaların uygulayıcısı olan devletin temsilcisidir. Zamana bakıp duran insanın, hatırlaması umuduyla…"
Künye:
Yazan: Uyarlama
Yöneten: Öncü Alper
Oyuncular: Derya Divan, Elif Demir, Emel Budak, Emre Şamdan, İlayda Nur Tekeli, Kutluhan Dağ, Salih Özkaraca, Serkan Kavaklı, Sıla Sert
Öne Çıkma Nedeni: 
Yakın Tiyatro son zamanlarda Ankara'da dikkatimi en çok çeken ekiplerden birisi. Sezon içerisinde sahneledikleri oyunlar, tiyatroya yaklaşımları Ankara tiyatrosu için oldukça sevindirici ve ümit verici.

Ali Uygur Selçuk
https://twitter.com/aliuygurselcuk

22 Şubat 2020 Cumartesi

Çağdaş Türk Tiyatrosu Oyun Okuma Tavsiyeleri


Tiyatro oyunu okumak büyük bir keyif. Size aynı anda yönetmen, oyuncu, dramaturg olma imkanı sağlayan, dilediğiniz dekorla, dilediğiniz müzikleri kullanmanıza imkan veren, sahne ve maddi kısıtlamalar olmadan zihninizde okuduğunuz oyunu dilediğiniz gibi canlandırabileceğiniz çok serbest bir alan. Geldiğimiz teknoloji seviyesi ile artık internet üzerinden binlerce oyuna tek bir tıkla ulaşmak mümkün. Ancak Türkiye’de bu konuda büyük bir eksiklik var. Dünya üzerindeki binlerce oyuna çok kolay ulaşabiliyorken, modern, çağdaş, alternatif Türk yazarları ve oyunlarına o kadar kolay ulaşamıyoruz.

Sorunun ilk kaynağı, Tiyatro alanında çalışma yapan yayınevi sayısının az olması. Okurla, yeni yazarları yeni metinleri ilk buluşturacak en önemli kaynaklardan birisi yayınevleridir. Ne var ki bunu yapmayı deneyen bir çok küçük yayınevi de maddi durumlar nedeniyle çok kısıtlı bir çevreye ulaşabiliyor. Sorunun ikincil kaynağı teknolojik bir atılım yapılmaması. Bugün İngiltere’de, Amerika’da binlerce yeni oyun yazarının yeni metinleri sadece senaryo olarak internet sitelerinde satılıyor. Türkiye’de yavaş yavaş başlayan bu girişim ümit verici ancak emsallerinin şimdilik gerisinde.

Bu yazıda bu sorunlardan daha fazla bahsetmenin bize pek bir faydası olmayacağı da açık. O nedenle, bu kısıtlı imkanlarla ulaşılabilecek bazı Çağdaş Türk Tiyatrosu Oyun Okumaları tavsiyelerinde bulunacağım.


Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin / Fü - Murat Mahmutyazıcıoğlu
Murat Mahmutyazıcıoğlu hem oyuncu hem yönetmen olarak yıllardır İstanbul’da çok başarılı eserler ortaya koyuyor. Kaleminin gücünü de son yıllarda yazdığı oyunlarla kanıtladı ve pek çok ödül aldı. Yazarın Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin ve Fü oyunları aynı kitapta Habitus Kitap tarafından basıldı. Çağdaş Türk Tiyatrosu adına çok başarılı bu oyunlar oyun okumayı seven her tiyatro sever tarafından okunmalı.



Yedi – F. Egemen Arslan
Yedi, 2015 yılında Mitos Yayınları tarafından düzenlenen Oyun Yazma Yarışmasında ödül alan oyunlardan biri. Türkiye’de yaşanan maden kazalarına ilişkin çok çarpıcı, ilginç ve akıllı kurgusu olan yenilikçi bir metin. Oyun metnine Mitos Yayınlarının 7. Oyun Yazma Yarışması Kitabından ulaşmak mümkün.



Panoptikon – Işıl Karayel
Bu oyun da ödüllü oyunlar arasında yer alıyor. Zaten ödül yarışmalarında ödül alan oyunların kitap haline getirilmesi bu yerli yeni metinlere ulaşmamızı sağlayan yegane yollardan birisi oluyor. Panoptikon oldukça değişik, derin bir oyun. İsmini İngiliz Filozof Jeremy Bentham’ın ünlü hapishane projesinden alıyor. Dramaturjik olarak oyunun her satırı ayrı ayrı birer anlam taşırken, imgeler, absürdlükler, oyunun kalitesini oldukça arttırıyor. Metine Mitos Yayınlarının 5. Oyun Yazma Yarışması Kitabından ulaşmak mümkün.



Toz Duman – Duygu Toksoy
İki kız kardeşin, sırlarla dolu geçmişlerine yaptıkları yolculuğu anlatan bu oyunun dili, karakterlerin gerçekliği okuyucuyu ilk anda içine çekiyor. Oyunun barındırdığı psikolojik atmosfer ise yerli oyunlarda pek sık rastlamadığımız ancak hem sahnede hem de okurken görmekten mutlu olduğumuz bir tercih. Duygu Toksoy’un Toz Duman isimli oyunu da ödül kazanmış bir eser ve oyunun metinine,
Mitos Yayınlarının Nilüfer Belediyesi Sahne Eseri Yazma Yarışması Kitabından ulaşmak mümkün.



Gecenin Ötesinde – Tekin Özerten
Birbirini hiç tanımayan yaşlı bir adam ve kadının aynı anda geçmişe ve gelecek hayallerine yaptıkları yolculuğu anlatan Gecenin Ötesinde oyunu, 2017 yılında Kadıköy Belediyesi Tiyatro Eseri Yazma yarışmasında ikincilik ödülü kazanmış. İki yalnız kalmış kalbin hayal kırıklıkları, geçmişle yüzleşmeleri, binemedikleri gemiler yazar tarafından usta bir dille okuyucuya aktarılıyor ve karşımıza okuması hem çok keyifli hem de hüzünlü bir eser çıkıyor. Oyunun Metnine Kadıköy Belediyesi Kültür yayınları tarafından basılan Yarışma kitabından ulaşmak mümkün.



77. Şube – Barkın Kenan
Deneysel, cesur bir metin 77. Şube. Anlattıkları kadar düşündükleri de fazla. 2020 yılı içerisinde BILT (Bilkent International Laboratory Theatre) tarafından sahnelenen oyunu izlemesi de okuması kadar keyifli. Metine şu anda yazara başvurma dışında ulaşma yolu ne yazık ki bulunmuyor.
Hiç kuşku yok ki, bu yazıda yer verdiğim 6 oyundan çok daha fazlası var ÇağdaşTürk Tiyatrosu adına. Ne yazık ki, oyun yarışmalarının kitaplaştırılması, bazı alternatif metin yazan yazarların oyunlarının text olarak internet üzerinde satılması haricinde ne bu oyunlara ulaşmanın ne de haberdar olmanın bir yolu henüz yok. Umudum odur ki hem yazarların, hem okuyucuların birbirleriyle çok daha rahat buluşabilecekleri, oyun metinlerinin tozlu raflarda kalmayacağı günler görürüz.

Ali Uygur Selçuk
http://www.twitter.com/aliuygurselcuk

20 Şubat 2020 Perşembe

Geçmiş Notlar: Kuklacı - Ritüel Sanat Merkezi

Bu yazı aslen 2015 yılında kaleme alınmıştır. Tozlu rafları kaldırarak, bloga geri bir dönüş yapalım.

Kafe/Bar Tiyatrosu konseptine ilgi duymadım. Bu konsept bende, tiyatroya verilen emekten çok, “oyunu izlemeye gelen izleyiciden nasıl daha fazla para kazanırız” sorusunun önemsendiği hissiyatını uyandırmıştır. Hele ki, kimi yerlerde,“Türkiye’deki ilk Kafe/Tiyatro”nun kurucusu olmakla övünen
çeşitli sanatçılar, tiyatrodan çok, olayı ticari bir hamleye dönüştürmeye başladığından beri, bu konsept bana oldukça soğuk ve tiyatronun samimiyetinden uzak geliyor. Yurtdışında kafelerde/barlarda oyun sahnelenmesinden ziyade küçük doğaçlama gösterilerin veya stand-up şovların yapıldığı mekanlar, hiç kuşkusuz popüler fakat yine de sahnede ciddi bir oyun oynanırken yemek yenmesi, bir şeyler içilmesi, oyunun etkisini her daim azaltacakmış gibi görünüyor.

İngiltere’de, tarihi ve meşhur Globe Tiyatrosu’nun fuaye alanında sosisli satıcısından, içki köşesine, Çin yemeğinden, türlü atıştırmalıklara kadar envai çeşit seçenek izleyicilere sunulurken, izleyiciler kah oyun arasında kah oyun esnasında gidip alışveriş yapabiliyor ve bu yiyecek-içecekleri oyun
esnasında tüketebiliyordu. Bu da pek tabi bana oldukça ters gelmişti, fakat bu, gerek Globe Tiyatrosu’nun yarı-açık alan olması, gerekse çok eskilere dayanan bir kültür olması sebebiyle anlayış gösterilebilecek bir durumdu.

Bu önyargılar ve Kafe-Tiyatro konseptine olan olumsuz bakışım elbette ki, daha ismi Kafe Tiyatro olan bu yere karşı  oldukça mesafeli durmama sebep oldu şu ana kadar. Burada
amacım hiçbir tiyatronun yapısını veya işleyişini sorgulamak ve eleştirmek değil. Aksine, insanın ön yargılı yaklaştığı yerlerde ve konseptlerde dahi güzel vakit geçirebileceğini ve bir noktada haksız olabileceğini kabul etmek.



Önyargılarımı, bütün mesafelerimi kırıp beni Kafe Tiyatro’ya yönelten oyun ise Kuklacı oyunu oldu. Bu oyuna gitmemdeki kuşkusuz en önemli nokta, birkaç yıl önce bu oyun metnine amatör bir toplulukta çalışmış olmamız, oyuna oldukça hakim bir noktada bulunmamız ve oyuna dair elden geldiğince dramaturjik bir altyapımız olmasıydı. Dolayısıyla başka bir yönetmenin oyunu nasıl okuduğu, nasıl sahneye koyduğu ve dahası Kafe-Tiyatro konseptiyle bu oyunun buluşmasının nasıl
olacağına dair merak ve heyecanla oyuna gittim.

Oyuna ilişkin izlenimlerime geçmeden evvel birkaç hususu belirtmekte fayda var. Gardner McKay tarafından kaleme alınan oyunun orijinal ismi “Toyer”. Yani Türkçeye çevirdiğimiz zaman “Oyuncakçı” anlamına geliyor. Bu noktada, oyunun ismi olarak Kuklacı seçilmesi ekibin bir tercihi mi yoksa başka bir sebebi mi var bilemiyorum. Her ne kadar bence Oyuncakçı ismi, oyunun alt metnini daha doğru kavrayan bir isim olsa da, özünde bir gerilim oyunundan ziyade çocuk oyununu andırması nedeniyle ekibin böyle bir isim değişikliğine gitmiş olmasını yadırgamadım. (Bu noktada isim değişikliğinin ekip tarafından yapıldığını varsayılmıştır.)



Cantuğ Turay’ın yönettiği oyun, kurbanlarını bir ilaç ile paralize edip onları birer oyuncak’a/kukla’ya dönüştüren ve öldüren bir seri katil ile, bu seri katil üzerine araştırmalar yapan bir psikoloğun hikayesini anlatıyor. Oyunda Peter rolünde Melih Efeçınar, Maude rolünde Begüm Topçu Turay yer alırken, Maude’ın iş arkadaşı sesi olarak Sinan Pekinton’un sesini 
duyuyoruz.

Tek mekan olarak Maude’nin evinde geçen oyunda bir paravan aracılığı ile ev, dış dünyadan ayrılmış ve bu paravandaki kapılar aracılığıyla da hem ev içi hem de ev dışına geçişler sahnelenebiliyor. Küçük bir sahne ve daha da ötesi izleyicilerin L şeklinde oturma düzenine sahip oldukları salonda, sahne düzeni ve dekor yeterli ve tatmin edici düzeyde. Gerçekten oyun çok küçük bir sahnede oynanıyor fakat bu oyun nazarında bu husus büyük bir avantaja dönüşmüş durumda. Zira bu tarz gerilim hatta belki yer yer “in-yer face” öğeli oyunların, büyük, şaşaalı sahnelerde vereceği etkiyle, küçük, kara kutu sahnelerde vereceği etki hiç kuşku yok ki aynı değil.

İzleyiciler oyunun neredeyse içinde, hatta bazı noktalarda oyuncuların nefesini hissedebilecek bir yakınlıkta oturuyor. Kafe Tiyatro’nun küçük sahnesi, bu noktada sanki bir kara kutu sahneymişçesine, izleyicileri oyunun içine çekmekte, gerilimi daha yakından hissettirmekte önemli bir rol oynuyor. Oyunun metnine dair olan en önemli şey, Peter ile Maude’nin karşılaşmalarından itibaren izleyiciye/okuyucuya alttan altta hissettirilen bir rahatsızlık duygusunun olması, izleyicinin
her an diken üstünde olup bir şeylerin kötüye gideceğini düşünerek gerilmesi. Kuklacı’nın Kafe Tiyatro sahnelenmesinde bu oldukça başarılı bir şekilde verilmiş durumda. Maude’nin
iş arkadaşının telesekretere bıraktığı ses kaydı ile Maude’nin araştırmalarına az biraz kulak misafiri olduktan sonra kapıda  Peter’ın belirmesi ile bu rahatsız edicilik düzeyi artıyor, izleyici neden sonuç ilişkisini kurarken Peter’ın hal ve tavırları, söyledikleri ile giderek gerilen bir oyunu izliyor.



Burada reji doyurucu, sesler ve müzikler pek çok büyük sahneye göre gayet net ve yeterli. Önemli olan nokta, inanılmaz ses efektleri veya harikulade müziklerin kullanılması değil. Ses ve müziklerin sahnedeki gerçekliği pekiştirmesi, izleyiciyi oyunun içine katması ve oyunun bir bütün olarak
eksiksiz olmasını sağlaması. İşte Kafe Tiyatro’nun Kuklacı sahnelemesinde de bu var.

Peter rolü ile Melih Efeçınar harikalar yaratıyor. Bilkent’in son dönem en iyi jenerasyonlarından birinin içinde yer alan Efeçınar, karakterini oldukça özümsemiş ve sahneye çok başarılı bir performans çıkarmış. Metin gereği karakter zaten düz bir çizgide ilerlemiyor, düşmeler, yükselmeler var ve fakat daha önemlisi belki de; 5’er dakika arayla 3-4 farklı karaktere bürünüyor. Bu karakter geçişleri o kadar keskin ve başarılı ki, hem oyuncunun hem yönetmenin başarısı bu noktada ortaya
çıkıyor. Peter’ın bu oyun açısından önemi çok büyük, zira hem Maude ile hem izleyici ile bir cambaz gibi oynaması oyunun gerilim unsurunun en temel noktası.

Maude rolü ile Begüm Topçu Turay sahnede yer alıyor. Metin gereği gerilim kısmının pasif süjesi ama karakter olarak sakinliği, ne yaptığını bilmesi sahneye başarılı bir şekilde aktarılmış. Peter’ın onunla oynamasına, onu manipüle etmesine izin verirken, bir yandan da yıllardır peşinden
koştuğu, aradığı ve araştırdığı kişiyi nasıl ve ne şekilde özümsediğini başarılı bir şekilde sahneye taşıyor Begüm Topçu Turay.

Yönetmen Cantuğ Turay, başarılı bir sahneye koyma gerçekleştirmiş. Burada önemli iki nokta var. Birincisi, yönetmenin yapmak istedikleri, düşündükleri kadar, küçük sahne ve L oturma düzenli küçük bir salonda aksaksız ilerliyor oyun. İkincisi ise oyun yaklaşık 2 yıldır sahneleniyor fakat yönetmen bizim izlediğimiz oyunda, oyunu izleyenler arasındaydı. Birçok defa sahnelenmiş oyununu hala izliyor olması, büyük bir artı puan. Prömiyere bile katılmayan nice yönetmen var ülkemizde.

Kuklacı, ufak tefek aksaklıkları olsa da başarılı bir yapım. Her ne kadar Kafe-Tiyatro konseptinde sahnelense de Ankara’nın eksikliğini çektiği alternatif tiyatro oyunları açısından az sayıdaki örnekten birisi olmuş durumda. Burada oyun metninin, sahne düzeninin etkisi büyük yukarıda belirttiğim
gibi. Bu nedenle tiyatroseverlerin izleme listesine almaları gerekiyor bu oyunu. Oyun düzenli olarak Kafe Tiyatro’da  sahneleniyor.

Son olarak önyargıyla yaklaştığım Kafe-Tiyatro konseptiyle ilgili, Kafe Tiyatro’da gözlemlediğim birkaç husus. Oyunun başlamasına kısa bir süre kala salona geldik. Bu yüzden yemek servisi var mı bilmiyorum fakat oyun öncesi ve arasında içecek servisi var. Tiyatro izlerken bir şeyler içmek değişik bir duygu. Bunu ticarete dökenlerden dolayı önyargılı yaklaşsam da Kafe Tiyatro gerçekten sahnede işin hakkını vererek yani olayın tiyatro ayağına önem vererek benim önyargılarımı kıran bir
mekân oldu.

Ali Uygur Selçuk

29 Eylül 2015 Salı

3 Şehir 3 Tiyatro 3 Oyun

Blog'daki son girdinin zamanına bakıyorum, 1.5 yıl olmamış bloga yazı yazalı. Bu süreçte 1-2 defa Solfasol'e yazı gönderdim, onun haricinde dava dilekçeleri ve 1-2 oyunlaştırma dışında galiba hiç bir yazı yazmadım. Blog epey boş kaldı. Bu yazıyla belki bu süreç de sonlanır. Kısa girizgahtan sonra yazının amacına gelelim. Geçtiğimiz Kurban Bayramı Atina'ya gitme fırsatım oldu. Atina, Yunan Kültürü deyince tiyatroseverlerin aklına gelecek pek çok şey var tabi. Benim de aklıma ilk gelen Antik Tiyatroda Yunanca bir oyun izlemek ne güzel olurdu düşüncesi idi. Şansıma gittiğim tarihlerde bu fırsatı yakaladım. Bu yazıda da gitme fırsatı bulduğum 3 farklı şehirdeki 3 tiyatro'ya dair bazı bilgiler vermek istiyorum. Zira izlediğim oyunlardan ziyade, oyunların sahnelendiği tiyatrolar özel ve etkileyici yerlerdi.

Shakespeare Globe Tiyatrosu - Londra/İNGİLTERE:



Orjinali Shakespeare ve arkadaşlarınca 1599 yılında kurulan Globe Tiyatrosu 1613'de bir yangında yok oluyor ve ertesi yıl yeniden inşa ediliyor fakat 1644 yılında tamamen yıkılıyor. 20. yüzyılda çeşitli girişim ve projelerle orjinal Globe Tiyatrosunun çok yakınına yine orjinal tiyatronun aslına sadık kalınarak bir tiyatro inşa ediliyor ve bu tiyatroya Shakespeare Globe Tiyatrosu adı veriliyor. Thames nehri kıyısında bulunan tiyatroda ağırlıklı olarak Shakespeare oyunları sahneleniyor. İçerisinde orjnial Globe Tiyatrosuna ait çizimler, bilgiler bulunan tiyatronun tiyatroseverleri son derece ilgisini çekecek bir hediyelik eşya dükkanı da bulunuyor. Bu dükkanda başta Shakespeare  ve Globe tiyatrosuna ait aklınıza gelebilecek her türlü ürün var.

Tiyatro orjinaline sadık olarak, küre şeklinde ve üstü açık olarak tasarlanmış. Sahne önündeki büyük açık alanda izleyiciler oyunu ayakta izliyor. Koltuklu kısımlarda ise fiyatlandırmalar kısımlara göre artıyor. En ucuz biletler ayakta izleme biletleri. Genellikle ayakta biletler için kampanyalar düzenleniyor ve insanların ucuza oyun izlemesinin önü açılıyor.



4 yıl önce bu tiyatroda Shakespeare'in Much Ado About Nothing oyunun izleme fırsatı buldum. Biletim ayakta izleme yerindendi ve o zamanlar bilet fiyatı 4 pounddu. (Güncel kurla 20 lira civarı bir rakam ediyor) Haaytımda izlediğim ilk yabancı dilde oyun olmasının yanı sıra tiyatronun yapısı, İngilizlerin oyun anlayışı beni çok etkilemişti. Öncelikle tiyatronun üstü açık olmasının da etkisiyle, oyun öncesi fuaye alanında çok sayıda yiyicek ve içecek standı bulunuyor. İnsanların oyunu izlerken bir şeyler yiyip-içmeleri bize ne kadar garip gelse de onlar içim oldukça normal.  

Globe Tiyatrosunda bir Shakespeare oyunu izlemek büyük şanstı çünkü bu tiyatronun asıl prodüksiyonları Shakespeare  oyunları üzerine. Sahne inanılmaz büyük. Hem enine hem derinlemesine hem de dik olarak sahnenin bütün imkanının kullanıldığı bir tiyatro. İngiliz aksanını algılamak anlamak zor olsa da oyunculuklar çok başarılıydı. Yine bizde olmayan bir tiyatro anlayışı ve geleneksel Shakespeare tiyatrosuna sadık kalınarak, izleyiciler sadece komik olaylara değil, üzücü, korkutucu vb. gibi her türlü olaya da reaksiyon gösteriyor. Komik sahnelerde güldükleri gibi, kötü karakter sahneye girince onu yuhalıyor hatta yer yer bir şey fırlatabiliyorlar. Yine izleyicinin şaşırtıcı bir olay olduğunda şaşırma efekti ya da korkunç bir olayda korkma efekti vermesi de oldukça şaşırtıcı gelmişti bana.



Oyunu izleme şekli de hayatımdaki en ilginç deneyimlerden birisiydi. Kimi izleyici biletlere daha çok para vererek uzaktan ama oturarak oyunu izlemeyi tercih ederken kimisi de az para ödeyerek ayakta ama sahneye çok daha yakın bir şekilde oyunu izlemeyi tercih etmişti. Koltuklarda oturmadığım için oradaki atmosfere bir şey diyemem. Fakat sahnenin çok yakınında belki onlarca kişiyle ayakta oyun izleme deneyimi oldukça enteresandı.

Netice olarak mimari açıdan, oyun kültürü açısından Shakespeare ve İngiliz Tiyatrosuna dair pek çok şey bulunabilecek bir tiyatro burası. Cabası izlenilen yapımlar da son derece ve kaliteli oluyor. Yolu Londra'ya düşen bir tiyatroseverin oyun izlemese de sahneyi ve tiyatroyu görme açısından uğraması gereken bir lokasyon Globe Tiyatrosu.

Odeon of Herodes Atticus - Atina/YUNANİSTAN:



İsadan Önce 161 yılında Herodes Atticus tarafından karısının anısına yaptırılan bu antik tiyatro Atinanın merkezindeki meşhur antik şehir Akropolis'in sınırları içerisinde yer alıyor. 20. Yüzyılın ortalarından itibaren çeşitli etkinliklere ev sahipliği de yapan bu yapıyı Akropolis ziyareti esnasında görmek mümkün. Atina seyahatimizde tesadüfen denk gelmesi üzerine bu tiyatroda Yunanistan Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Euripides'in Troyalı Kadınlar oyununu izleme fırsatı buldum.

Atina'da, bir antik tiyatroda, bir tragedya izleme düşüncesi her tiyatrosevere cazip gelecek bir düşünce olsa gerek. Her ne kadar Yunanca olduğu için oyunu okumadıysanız bir şey anlamayacak olsanız da tiyatronun evrensel unsurlarından ötürü bu bir sorun olmayacaktır. Ne var ki benim izleme fırsatı bulduğum oyun teknik açılardan son derece sıkıntılar içeriyordu. Işık kullanımı belki de antik tiyatronun yapısından ötürü son derece başarısızdı. Reji adına sahnede neredeyse hiç bir şey yoktu. Bütün bunlara rağmen bu antik tiyatroda oyun izleme deneyimi yine de muhteşemdi.



Oyunun olduğu gün çiseleyen yağmur, gökgürültüleri eşliğinde ve ışıklandırılan parthenon'un devasa yapısı altındaki atmosferi kelimelere dökmek zor. Antik Tiyatronun kapasitesinin kaç kişi olduğunu bilmiyorum ama kötü hava şartlarına rağmen tiyatro neredeyse tamamen doluydu. 10 ila 35 euro arasında değişen bilet fiyatları Türk parasına çevrilince bir hayli fazla olsa da, Zor günler geçiren Yunanistanda dahi tiyatronun doluluğu sanata verilen önemi gösteriyor kuşkusuz.

Oyundan beklediğimi bulamasam da, Sanat konusunda da kültürlerimizin yunanlılar ile ne kadar örtüştüğünü gördüm. Tabi bizde olmayan bazı ilginçlikler de mevcuttu. Mesela tiyatrodaki görevliler telefonlarıyla uğraşan kişileri fotoğraf çekmeseler dahi anında uyarıyorlardı. Bunun telefonun ışığının yaratacağı kötü görüntü nedeniyle olduğunu düşünüyorum. Yine yağmur biraz şiddetini arttırdığında çıkarılan şemsiyeler ortaya ilginç bir görüntü koydu zira şemsiyeler nedeniyle kimse önünü göremiyordu.



Sonuç olarak oyunu okumadıysanız da hiç bir fikriniz yoksa bile bu tiyatroda bir oyun yakalarsanız muhakkak gidin. Zaten eğer akropolisi ziyaret edecekseniz bu tiyatroyu çıplak halle görme fırsatı bulacaksınız. Fakat gece karanlıkta, parthenon'un ışıkları altında bir atmosferde oyun izlemenin nasıl bir şey olduğunu sadece deneyimleyerek elde edebilirsiniz.

Minack Theatre - Penzance, Cornwall/İNGİLTERE:



İngiltere'nin Cornwall bölgesinde bulunan bu tiyatro dünya üzerindeki en eşsiz manzaraya sahip tiyatrolardan birisi olarak yer alıyor. Okyanus kenarında kayalıkların üzerine inşa edilen bu açık hava tiyatrosu, sadece tiyatro olarak değil manzara olarak da ziyaretçilerine çok şey vaad ediyor. İlk kez 1932 yılında oyun sahnelenen tiyatroda günümüzde çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bölgede sırf bu tiyatroya gelenler için konaklayabilecekleri oteller dahi mevcut.

Masmavi okyanusa bakarken, dağlar arasında ve kayalıklar üzerindeki bu tiyatroda eşsiz manzaraya doğru oyun izlemek gerçekten inanılmaz bir deneyimdi. Havanın rüzgarlı olduğu dönemlerde dalgalar suları sahneye dahi taşıyabildiği bu tiyatroda 4 yıl önce Çatıdaki Kemancı müzikalini izledim. Müzikal son derece başarılıydı. Sahnenin kullanımı, oyunculuklar dört dörtlüktü. Fakat yukarıda belirttiğim üzere bu tiyatronun asıl olayı inanılmaz ambiyansı.



Oyunu izlediğim gün havanın kapalı ve hafif yağmurlu oluşu, rüzgarın yer yer şiddetlenen dalgalar yaratması bu güzel ambiyansı bir derece daha arttırdı. Tiyatronun bulunduğu bölge İngiltere'nin belki de çok da turistik olmayan bir bölgesi olsa da yine de yolu düşenlerin kaçırmaması gereken bir yer. Yine belirttiğim gibi oyun olmasa dahi sadece manzarayı ve yapıyı görmek için bile bu tiyatroyu görmeye değecek kadar güzel.

30 Mayıs 2014 Cuma

Bilkent Tiyatro Günleri (2-8 Haziran 2014)


İlki 2012 yılında düzenlenen Bilkent Tiyatro Günleri'nin 2014 ayağı, 2 Haziran 2014 Pazartesi günü başlıyor. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nin (MSSF) Ana Sahne ve Oda Tiyatrosuyla ev sahipliği yaptığı festivalde pek çok üniversitenin tiyatro bölümü oyunlarını sahneleyecek.

22 oyunun sahneleneceği festivalde bazı günler 4 bazı günler ise 3 oyun izleyiciyle buluşacak. Temsiller ücretsiz, Bilkent Üniversitesine ulaşım ise metro, dolmuş gibi toplu taşıma araçlarının yanı sıra, sıhhıye ve tunus duraklarından kalkan servislerle de sağlanabilir. (Bilkent Servis Çizelgesi)

Sezonun son günlerine yaklaştığımız şu zamanda Ankaralı tiyatroseverler için güzel bir fırsat. 

Festival Programı Şu Şekilde:

2 Haziran 2014 Pazartesi: 

Bay Kolpert (Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Çıkmaz Sokak Çocukları (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 20.30 Ana Sahne

3 Haziran 2014 Salı:

Pencere (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Kanlı Düğün (Yeditepe Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
Dolores Caliborne (Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Lear (Kadir Has Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

4 Haziran 2014 Çarşamba:

Ruhi Bey (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Sıradan Bir Hikaye (Kocaeli Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne 
Vahşet Tanrısı (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Lear (Kadir Has Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

5 Haziran 2014 Perşembe:

... (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Çehov Kısa Oyunlar (Ankara Üniversitesi DTCF) - 13.00 Ana Sahne
Müfettiş (Yeditepe Üniversitesi) - 17.00 Oda Tiyatrosu

6 Haziran 2014 Cuma:

Oyun (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
3. Sınıf İlişkiler (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 13.00 Ana Sahne
Kocalar Mektebi (Yeniyüzyıl Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

7 Haziran 2014 Cumartesi:

Yeşil Papağan Limited (Maltepe Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
Geçmiş Zaman Olur Ki (Kulis Sanat) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Soytarılar (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 20.30 Ana Sahne

8 Haziran 2014 Pazar:

Martı (İstanbul Aydın Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
American Blues (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Anne Frank'ın Hatıra Defteri (Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 20.30 Ana Sahne

http://www.bilkenttiyatro.com/program.html


21 Mayıs 2014 Çarşamba

"Quills" Marquis de Sade - Tatbikat Sahnesi


Quills, Doug Wright tarafından yazılan ve edebiyatın en aykırı isimlerinden birisi olarak kabul edilen Marquis de Sade'nin hayatının bir bölümünü anlatan oyun. İlham Yazar rejisiyle, Ankara'nın yeni oluşumu Tatbikat sahnesinde bu sezon gösterime giriyor. 2000 yılında çok başarılı bir sinema uyarlamasına da konu olan oyunun ismi "Tüy Kalemler" anlamı taşıyor. Tatbikat sahnesi ilk duyurularında oyunun ismini "Tüy Kalemler" olarak duyurmuş olsa da sonraları, oyunun orjinal ismini kullanmayı tercih etmişler. Zaten Quills, Tüy Kalemler demek.

Oyunu önceki gün seyircili genel provada izleme fırsatı bulduk. Oyuna dair notlara geçmeden evvel, biraz da Vikipedi bilgisiyle olsa dahi Marquis de Sade hakkında bilgi verelim. 

Marquis de Sade, 18. Yüzyılın sonları ve 19. Yüzyılın başlarında yaşamış dönemin en aykırı yazılarını yazdığı kabul edilen, yazdığı yazılardaki unsurlar nedeniyle hayatının pek çok bölümünü hapishanede veya akıl hastanesinde geçirmiş bir yazar. Yazılarının erotik ve pornografik içeriği kadar, kimi çevreler kendisine 'sadizm'in babası' lakabını da koymuş durumda. Günün ahlaki ve dini değerleri karşısında yazdığı yazılar çok sert tepkiler almış, bu da Marquis de Sade'nin özgür bir hayat yaşamasına engel olmuştur. Sodom'un 120 Günü isimli eseri bugün hala edebiyat çevrelerinde önemli bir eser olarak kabul edilmektedir.

Quills, Marquis de Sade'nin Charenton akıl hastanesinde geçen son dönemini sahneye taşıyor. Öncelikli olarak sahne yerleşiminden bahsetmenin başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum. İzleyiciyi düz bir İtalyan sahne karşılamıyor koltuklara oturduklarında. Karşılarında yükseltili ve böylece farklı bölümlere ayrılmış bir sahne var. Sahne değişimi yapılmaksızın aynı anda sahnenin farklı bölümlerinde oyun akıcı olarak ilerleyebiliyor. Örneğin Marquis'in hücresi ile doktorun odası aynı anda sahnede farklı yerlere kurulu. Işık kullanımıyla beraber sahne geçişleri için yoğun bir çaba harcanmadan ve vakit kaybı yaşanmadan oyun çok akıcı bir çizgiye bürünüyor. Karşımızda sadece bir sahne değil, yaşayan bir Akıl Hastanesi görüyoruz. Çünkü o anda rolleri olmasalar da arka planda, izleyiciyi rahatsız etmeyecek şekilde hareketler devam ediyor. Örneğin doktor ile rahip konuşurken Marquis kaskatı kesilmiyor, ya da arka planda yer alan diğer hastalar bir şekilde hareketlerine devam ediyorlar. Sahnenin bu yerleşimi oyuna çok başarılı bir akış kazandırıyor, oyun neredeyse hiç duraksamadan devam ediyor bu da izleyicinin oyuna ilgisini arttırıyor.


Bu noktada hemen ışık kullanımına da dikkat çekmek istiyorum. Işıklar gerçekten çok başarılı. Yukarıdaki sahne bölmenin en temel sıkıntısı, ışıkların aynı anda hem o anki sahneyi hem de diğer sahneleri aydınlatma olasılığıdır. Fakat Quills'de izleyici o an görmesi gereken yeri görüyor sadece. Diğer sahneler mutlak bir karanlıkta ve yukarıda da belirttiğim gibi yapılan hareketler rol çalmayacak düzeyde izleyici ile buluşuyor. Işık kullanımı güzel olduğu kadar aykırı olduğu yerler de var. Eğer oyunun içeriğine bakmayacak olursak bazı ışık kullanımları bence sahneye yakışmayacak şekilde fakat oyun içeriği, Marquis de Sade'nin hayatı, oyunda kullanılan müzikler bir bütün halinde düşünürsek bu ışıkların aykırılığı rahatsızlık vermiyor aksine oyunla bir bütünlük taşımış oluyor. Müzikler konusuna da kısaca değinecek olursam, oyunla bütünlük içerisinde olmuş ve kesinlikle oyunun atmosferini çok başarılı yansıtıyor.

Oyunların veya filmlerin en temel problemi, oyunculuk, reji'den öte bir konsept yakalayamamasıdır diye düşünüyorum. Pek çok oyun her anlamıyla başarılı olur ama genel olarak bir atmosfere sahip değildir. Quills'de ise Marquis de Sade'nin aykırı hayatına bağlı olarak o atmosferin çok başarılı şekilde yakalandığını düşünüyorum. Yer yer bazı karakterlerin absürt davranışları veya konuşma tarzları, radikal ışık seçimleri ve korku müzik efektleri yerine kullanılan sert parçalar. Bence bu oyunun en büyük artısı bu. Yakalanan atmosfer. Hele ki sadece bir şeyler yapmış olmak için değil oyunun içeriğine de uygun bir şekilde yakalanmış olması. Bu da hiç kuşkusuz başta Yönetmenin başarısı.

Marquis de Sade rolünde Durukan Ordu var. İsabetli bir seçim olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde, bu rolü layığıyla yerine getirebilecek bir isim düşünüldüğünde kesinlikle akla ilk gelen isimlerden. Ordu, kendine has tarzı ile çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Ortada sadece başarılı bir oyunculuk yok, ortada çok başarılı bir karakter tasviri var. Marquis de Sade dönemin öne çıkan Aristokratlarından olarak görülse de, biz bu aristokrasiyi hiç görmüyoruz, fakat bu bir eksiklik değil aksine bir artı. Zira izleyicinin salonda bulunduğu 2.5 saat boyunca karakteri tanıması için çok bir zaman yok. Durukan Ordu, tarihe geçmiş bu karakterin aykırılığını ama bir yandan da insani yönünü çok başarılı tasvir ediyor.


Rahip rolüyle Buğra Koçtepe bana kalırsa hikayenin asıl süjesini oluşturuyor. Hem kendi içinde bir metamorfoz yaşıyor hem de farkında olmadan bir yandan Doktor tarafından manipüle edilirken bir yandan da bu manipülasyona altyapı oluşturan Marqius de Sade'nin eserlerini bilinçsizce içselleştiriyor. Bilinçli bir tercih mi bilmiyorum ama Koçtepe'nin oynadığı Rahip karakteri, konuşma tarzı ve tavırlarıyla oyun boyunca en gerçekçi çizgide yer alıyor. Diğer karakterler doğrudan veya ucundan yukarıda bahsettiğim o absürtlük ile oyunun 'akıl hastanesinde' geçen ve Marqius de Sade gibi aykırı bir kişiliğin anlatıldığı atmosfere katkıda bulunurken, Rahip burada sanki sürekli bir kurtarıcı ama aynı zamanda cezalandırıcı rolü üstleniyor. Rahip'in bütün bu atmosfere ve diğer karakterlerle her türlü etkileşimine rağmen izleyiciye karşı olan doğal ve gerçekçi oyunculuğu bir yandan bizim bir masal izlemediğimiz gerçekliğini yüzümüze vururken diğer yandan karakterin yaşadığı evrimi daha kabul edilebilir kılıyor.

Doktor rolüyle Mithat Erdemli, Ankaralı Tiyatroseverlerin alışık olduğu görünümünden farklı bir görünümle sahneye çıkarken başarılı bir oyunculuk ortaya koyuyor ve hikayenin Antagonist'liğini, klişe tabirle kötü adamlığını sahneden seyirciye aktarıyor. 

Zeynep Ekin Öner, Marquis de Sade'nin eşi olarak çok başarılı. Zaten Öner sahneye çok yakışan bir isim. Ayrıca çizdiği karakter yukarıda belirttiğim atmosfer hususuna 10/10'luk bir katkı yaratıyor. Aykırı, Deli-Dolu, Absürt. Hem giyimiyle hem konuşma tarzıyla. Ama yeri geldiğinde ufacık bir sekansta dahi olsa pişmanlığı, ne yaptığını bilmemezliği, üzüntüyü çok başarılı aktarıyor. Hiç bir zaman Marquis'i gerçekten sevip sevmediğini, ondan ne kadar etkilenip etkilenmediğini bilemiyoruz ama amacına ulaşmanın mutluluğunun her daim derin izler taşıyacağını Marquis'in kesilmiş kafası ve organlarının olduğu kutularla yanlız kaldığında hissedebiliyoruz. Belki o an o da fark ediyor ki Marquis gibi bir figürün ölümü bile yazdıkları kadar dehşet saçıcı nitelikte oluyor.

Burcu Özberk Madelaine rolü ile harikalar yaratmış. Oyun sonunda herkesin konuştuğu Madelaine idi. Bu karakter bence de hem hikayeye dair hem de Marquis'e dair çok önemli bir noktada bulunuyor. Yaşamı ve varlığı, kadınlığı, Marquis'in yazdıklarına ve ona olan hayranlığı belki de Marquis'e ilham kaynağı olurken ölümü hem Rahip'in dönüşümüne hem de Marquis'in içinde tutsak kalmış daha insancıl hislere ön ayak oluyor. Marquis'in erotik ve pornografik olarak kabul edilen yazdıklarını sahnede 'anlatıcı' olarak anlatmaktan farklı olarak göstermek de Madelaine üzerinden olduğu için sadece aykırılık veya şiddet değil, oyunun cinsellik atmosferini de üzerinde taşıyan karakter oluyor.



Mimar rolüyle Melih Efeçınar, Tim Burton filmlerinden fırlamış gibi. Kısa ama çok başarılı bir performans. Yer yer sinir bozucu ama Doktor'un seçimlerini etkileyici bir karakter. Doktor'un karısı rolüyle Buse Kara, Efeçınar'a başarılı bir eküri oluyor. Diğer hastalardan birisi olan Mertcan Semerci ise belki de oyunun zirve anında Madelaine'i işkence ederek öldürerek o andan itibaren Marquis'in sonu ve Rahibin yaşayacağı değişimin başlıca mimarlarından olurken, Madelaine'e hiç bir şekilde cinsel bir saldırıda bulunmadığı bilgisi izleyiciye geçerek belki de bu ölümden Marquis'in sorumluluğunu en azından izleyici gözünde aklıyor.

Ve tabi oyunun süprizi güzel noktası, kendini kuş zanneden bir hasta rolüyle karşımıza çıkan, oyunun yönetmeni İlham Yazar. Kendisine hem başrol verip hem de oyunu yöneten, yönetmenlerden farklı olarak küçücük bir rol ile izleyici karşısında. Sürekli sahnede, ama arkaplanda. Belki ülkemiz sinema ve tiyatro kültüründe hiç bir şekilde yeri olmayan cameo kavramının tiyatro adına ilk örneği. Küçücük rol ile bile sahneye çok yakışmış, umarız yönetmenliği kadar oyunculuğunu da izleme fırsatı buluruz. 

Biraz metine de değinmek istiyorum. Metin genel hatlarıyla başarılı fakat yer yer yetersiz. Örneğin Marquis de Sade'nin kim olduğu, düşünceleri hiç bilmeyen birisine başarılı aktarılacak seviyede değil. Marquis'in yazma isteği güzel bir şekilde veriliyor, kalemleri elinden alınınca kendi kanıyla yazması, o da olmayınca dışkısıyla yazması gibi. Fakat bunların sözcüklerle verilmesi o an aynı etkiyi yaratmıyor izleyicide. Marquis de Sade'nin bende yarattığı en büyük şok, yazacak bir şey bulamayınca, çırılçıplak kaldığı hücresinde dışkısıyla duvarlara bir şey yazmasıydı. Bu hem karakterin aykırılığını hem de büyük bir karakter trajedisini aynı anda anlatan çok çarpıcı bir bilgi. Metinde çok hızlı geçiliyor.


Rahip'in dönüşümü çok ani oluyor, Marquis'e daha ılıman ve iyiniyetli yaklaşan Rahip, doktor'un manipülasyonuyla bir katile hatta ölü tecavüzcüsüne dönüşen histerik bir adam oluyor. Rahip'in Marquis'in eserleriyle olan ilişkisi, bunların ne kadar etkisi altında kalıp kalmadığı, bu dönüşüm'de kafalarda soru işareti bırakıyor. 

Doktor'un hikayesi de biraz eksik kalmış. Karısının onu aldatıp mimar ile kaçması yüzünden mi tüm bunları yapıyor yoksa zaten içindeki kişi mi böyleydi ya da farkında olmadan Marquis gibi aykırı düşünen birisi mi oldu bunlar yanıt bulmayan sorular. Karısının mimar ile kaçması oyunda önemli bir şekilde vurgulanıyor, buna binaen bir şekilde travma etkisiyle vahşileştiğini söylemek ne kadar doğru olursa olsun bu dönüşüm çok inandırıcı gelmiyor izleyiciye.

Blog'u takip edenlerin bileceği, bu satırlarda defalarca yazıldığı üzere (Yastıkadam, Mojo) İlham Yazar, ülkemizdeki en yenilikçi, çağdaş rejisörlerin başında geliyor. Bu oyunda da hem kendini tekrarlamadan, hem de farklı bir bakış açısı katarak ortaya çok başarılı bir reji çıkarmış. Sahne yerleşiminde bahsettiğim üzere, karşımızda tek bir sahne yok. Aynı anda birden çok sahne var. Bu birden çok sahnede de ışık geçişi olmadan akan bir oyun var. Bu akıcılık'ta reji başarısı çok büyük. Örneğin Rahip'in Madelaine'in ölüsü ile yaşadığı gerçeküstü sahne muazzam bir reji örneği. Bu oyunda en çok beğendiğim sahne idi.

Oyun ve perde başında tüm oyuncuların alışagelmişin dışında verdikleri poz, selamdaki süpriz, Oyun ekibinde ve tiyatro'da yer alan diğer insanların oyun boyunca taşıdıkları heyecan (sahnede izleyicinin gülmeyeceği ama defalarca prova alınmasından ötürü sadece oradakilerin anlayacağı komik bir şey olduğunda gülme, ki bizim gibi amatör tiyatrolarda çok vardır bu) bu ekibin ve tiyatronun ne kadar samimi, doğal ve işlerini severek yaptıklarını gösteriyor. Sonda bahsettiğim husus çok önemli zira artık ödenekli veya özel tiyatroların bir çoğu soğukluktan geçilmiyor. Burada ise sanki bir üniversite topluluğunda oyun çıkarmanın heyecanı varmışçasına işlerini başarılıyla yapan profesyonellerin olması her şeyden önemli.


Gelelim yazının sonunda eksikliklere, bazı sıkıntılara.

Öncelikli olarak genel prova olmasından ötürü normal karşılanacak kimi replik unutmalar, bir kaç ışık problemi haricinde oyunda problem yoktu. Fakat oyunda kullanılan "öfkeyle kalkan zararla oturur" tarzı bir kaç ifade oyunun o başarılı atmosferine çok aykırı ve hatta yer yer yabancılaştırma görevi görmüş.

Tatbikat Sahnesiyle ilgili de gözlemlediğim bir kaç sıkıntı var. İzleyici girişleri bina dışarısından olması bu oyuna özgü müydü bilmiyorum ama bu sahnenin güzelliğine yakışmamış. İzleyici koltuklarının olduğu bölümdeki akustikle alakalı bir sorun da mevcut olabilir, kimi reaksiyonlar çok ham haliyle bütün sahnede yankılanıyor. Ve pek tabi bilet fiyatları Ankara standartları için çok pahalı. Pek çok özel, ödenekli ve butik tiyatronun olduğu İstanbul'da bu bir rekabet yarışı iken, standartların çok üzerinde başarılı işler yapan Tatbikat Sahnesi ve Ankara'da bu fiyatlar biraz aşırı. Yeni kurulan, gideri çok olan bir yer için şimdilik bu husus görmezden gelinebilse de umarım bilet fiyatları konusunda iyileştirmeye, daha çok öğrenci bileti satmaya, koltuk satın alma ve kombine bilet uygulamalarına umarım devam ederler.

Ankara'daki herkesin görmesi gereken bir Tiyatro, Tatbikat Sahnesi. Sadece Mezarsız Ölüler veya Quills değil ileride yapacakları tüm işlerin güzel olacağı şimdiden belli.

Quills 21-22-23-24 Mayıs tarihlerinde Tatbikat Sahnesinde Sahnelenecek. Daha sonra bir sahneleme olup olmayacağına dair bir bilgim yok. Biletler'i MyBilet üzerinden temin edebilirsiniz.

KÜNYE:

Marquis de Sade ın hikayelerine kulak verin ! Kilisenin, paranın, giyotinlerin ve tüy kalemlerin büyük savaşına şahit olun ! ! Doğanın ve ahlak kurallarının , sade izm in kurucusu Marquis de Sade ın hikayelerinde bir kez daha, en acımasız haliyle yüzleşmeye hazır olun ! Fransız Devrimi nin hemen ardından, Sade ın akıl hastanesi yıllarında geçen Quills sizi, tüy kalemlerin yazdığı ve giyotinlerin susturamadığı hayatlara şahit olmaya çağırıyor ve gerçek sanatçının asıl zor zamanlarda var olabildiği bir kez daha kanıtlanıyor !
Genel Sanat Yönetmeni: Erdal Beşikçioğlu
Yapımcı: Nadir Koçoğlu
Yazan: Doug Wright
Çeviren: Buğra Koçtepe
Yöneten: İlham Yazar
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik ve düzenleme: Ali Erel
Kostüm: Funda Çebi
Dekor: Tatbikat Sahnesi
Işık: Mustafa Bal
Oyuncular: Durukan Ordu, Zeynep Ekin Öner, Buğra Koçtepe, Mithat Erdemli, Burcu Özberk, Melih Efeçınar, Buse Kara, İlham Yazar, Mertcan Semerci
Not: Oyunla ilgili görseller Tatbikat Sahnesi'nin ve Erdal Ozan Metin'in Twitter üzerinden paylaştıkları resimlerden alınmıştır.