stüdyo cer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stüdyo cer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2013 Cuma

Mojo (Stüdyo Cer)

Mojo Afiş
Bu blogda sıkça atıfta bulunulan bir oyundu Mojo. Nedeni benim için ayrı önem taşımasıydı. O güne kadar olan tiyatro ilgimi belki de ilgiden, ileride bir kariyer hedefi olarak değiştirmeme yol açacak oyunların başında geliyordu. Zira bünyemize aşılanan kalıplaşmış çerçeve sahne oyunları ve abartılı Shakespeare oyunculukları dışında da bir tiyatro anlayışının var olduğunu bizlere gösteriyordu. Mojo aslında dünya üzerinde özellikle 90'lı yıllarda yaygınlaşan, Türkiye'ye 2000'li yıllarda gelen ve günümüzde artık pek çok örneğini görebileceğimiz "İn-Yer Face" akımının Türkiye'de ve Ankara'da ilk temsilcilerinden birisiydi. 

İn-Yer Face bugün bile hala daha sınırları tam olarak çizilmiş bir tiyatro akımı değil. Fakat tiyatroyu, büyük çerçeve sahnelerden alıp, daha küçük ve alternatif sahnelere taşıyan, işlediği konularla ve üslubuyla izleyicinin ezberini bozan pek çok oyun artık İn-Yer Face olarak kabul görüyor. Bu noktada, oyunların sahnelenişi oyunlara tam bir İn-Yer Face özelliği kazandırmasa da -ki bu oyunları İn-Yer Face çatısı altında değil, alternatif tiyatro olarak gruplamak daha doğru olur- oyunların işlediği konulardaki ezber bozuculuk -ki bu noktada işlenen ve gösterilen öğelerdeki müstheçenlik, şiddet, argo kullanımının sıklığı gösterilebilir- ve izleyicilerin tabularını yıkma gayesi bu akımı daha doğru ifade eder. Bu noktada, oyunların sahnelenişi bir araç olmakla beraber, günümüzün bir ihtiyacı olma haline yavaş yavaş gelmektedir. Zira büyük salonlarda, çerçeve sahnelerde sahnelenen oyunların hiç birinin veremeyeceği etki, bu tarz alternatif sahnelerle ve bilhassa in-yer face diyebileceğimiz arka plana sahip oyunlarla izleyiciye verilebilmekte.

Sıska-Mickey
Bu nedenlerle 3 yıl önce Mojo'yu ilk izlediğimde büyük bir ilgi oluşmuştu tiyatronun bizlere yeni bu akımına karşı. Bundan sonraki çalışmalarım da hep bu akım üzerine oldu, hatta edindiğim meslekten farklı kariyer planları yapmama ve 2. bir üniversite okumama kadar iten bir sürecin başlangıcı oldu. Bu noktada 3 yıl sonra Mojo oyununun tekrar sahneleneceği haberini almak olağanüstüydü. Hele hele, Ankara'da, alternatif tiyatro sahnelerine dair neredeyse hiç bir girişim yokken, Hayvan Çiftliği ile adeta Ankarada'ki çerçeve sahne ve klasik oyun sahnelenme kartelini bozan Stüydo Cer kapsamında, Mojo'nun sahnelenecek olması daha bir heyecan vericiydi.

Mojo 1950'li yıllarda, Londra Soho'da, bir gece kulübünde geçiyor. Soho, Londra'nın eğlence merkezi olarak adlandırılan bir yer ve bünyesinde pek çok barı, gece kulübünü, tiyatroları barındırıyor. Atlantik gece kulübünün sakinlerinin, uyuşturucu ve cinsellik arka planlı 'rahat' yaşantıları, kulüp sahibi Ezra'nın öldürülmesi ve cesedinin gece kulübünün çöp kutularına bırakılmasıyla farklı bir hava kazanıyor ve bu cinayet ekseninde aslında pek çok ilişki sorgulanmaya başlıyor. 


Potts-Şekerci-Mickey
Oyun, karakterlerin içerisinde bulunduğu durumu, gece kulübünün yer altılılığını, dönemin etkilerini oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Soho'nun bu eğlence merkezi durumu içerisindeki hali, müzikler, uyuşturucu partileri, cinsellik öğeleri, alışagelmiş anlatımın ve kalıplaşmış sahnelemenin ötesinde yer alarak, in-yer face'in birincil öğelerinden tabu yıkma misyonu yolunda emin adımlar atıyor. Belki ülke şartları gereği daha 'cesur' adımlar atmak daha olanaksız, fakat Mojo yine de sınırları zorluyor. Çoğunluğu homofobik ve önyargılı bir topluma, eşcinsel karakterleri -hatta ve hatta eşcinsel bir seks kölesini- ve uyuşturucu partilerini cesurca göstererek, in-yer face'in bu misyonunu başarıyla yerine getiriyor. Bu noktada belki de, oyunun arka planında işleyen hikaye, yani gece kulübü sahibi Ezra'nın ölümü belki de ikincil bir noktaya geliyor. Aslında her karakterin farklı hikayeleri önem kazanıyor. Zira kolay kolay pek çok oyunda ve hatta filmde cesaret edemeyen konular Mojo'nun belkemiğini oluşturuyor ve koca bir alkışı hak ediyor.

Sıska'nın üzerinde çok değinilmeyen fakat izleyiciye hissettirilen seks köleliği ve buna bağlı olarak, Atlantik gece kulübü sakinlerince dahi dışlanışı, gördüğü eziyetler ve homofobik ifadelerle dışlanışı, ezilmesi; Bebe'nin çocukluğunda babası tarafından uygulanan ensest taciz; Mickey'in kişisel hırsları uğuruna yaptıkları, akıllara ilk gelen örnekler. 
Bebe
Ezra'nın ölümüyle beraber karakterlerin, 'zevk' ve 'keyif' için yaptıkları eylemlerden uzaklaşarak hem bireysel bir sorgulama hem de olayın sorgulanmasıyla ortaya çıkan gerçekler ve fakat çok güçlü olmayan arkadaşlık ilişkilerinin dahi, en keskin noktalarda uçlarda olarak güçlenip-gelişmesi gibi aslında çok alt hikayeleri bünyesinde de taşıyor. Ezra'nın ölümünden sorumlu olanların araştırılmaması ve bunun yerine gece kulübü üzerine yapılabilecek bir saldırı için çalışanları örgütleyen Mickey, bu örgütlenmeyi sorgusuz kabul eden kulüp çalışanları ve Ezra'nın oğlu Bebe etrafında dönen asıl hikayede ise, daha acı bir tablo izleyiciye sunuluyor. Bütün bu sıkıntılar içerisinde en güvenilmesi gereken kişi tarafından görülen ihanet ve buna bağlı yaşanan olaylar, oldukça acı bir hikaye örgüsüyle noktalanıyor. Babasıın ölüm haberine pek 'üzülmediği' gözlenen Bebe karakterinin aslında gerçeklerin tam farkında olarak hareket edişi, gerçekleri ortaya çıkarışı, gündelik hayatta karşılaşılabilecek türden bir 'ihanet'in etkilerini, ihaneti gerçekleştirenin değil fakat onu kayıtsız şartsız destekleyen kişinin ölümüyle tavan yapıyor. Bebe'nin, Ezra'nın intikamını alış şekli ise ölümden bile beter bir durum olarak Mickey'in dünyasında yer buluyor.

Oyun, 3 yıl önce dib sahnede sahnelendiği zaman, izleyiciler bar taburelerinde oturuyor ve oyunun oynandığı sahneye göre koltuklarını döndürerek oyunu izliyorlardı. Dib Sahne'ye konumlandırılmış 3-4 farklı sahnecik vardı ve oyun nerede oynuyorsa izleyici oraya dönerek oyunu izleyebiliyordu. Stüdyo Cer'de ise yine bu sahnecikler özünde temel olarak yer alıyor fakat bu sefer daha bütün bir dekor olarak, Atlantik Bar'ın, bar kısmı olarak izleyicinin ortasında yer alıyor ve oyunun akışkanlığı açısından müthiş bir uyum gösteriyor.

Bebe-Parlak Johnny
Reji çok akıcı ve oyunun arka planıyla da uyuşacak bir biçimde, 'durmaksızın' bir performans sahneleniyor. Sabit sahneler yok denebilecek kadar azken, 3 yıl önceki oyuna göre bazı farklılıklar dikkat çekiyor. Hafızam yanıltmıyorsa, 3 yıl önceki oyunda daha fazla içki tüketimi varken -Dib Sahnenin bar olması bu duruma daha elveriş sağlıyordu- Stüdyo Cer sahnelenişinde içki tüketimi azalmış görünüyor. Bar olmasına rağmen, bu oyunda daha az içkiye başvuruluyor. Bununla beraber 3 yıl önceki oyunda var olan tuvalet sahnesinin bu oyunda yer almadığını görüyoruz. Sigara tüketimi ise çok gerçekçi, zira bu tarz arkaplana sahip bir oyunda karakterlerin hiç veya az sigara tüketmeleri beklenemezdi.

Şiddet sahneleri çoğu izleyicinin alışmadığı gerçeklikte ve rahatsız edicilikte olmasına rağmen, göreceli olarak az kaldığını dahi söylemek mümkün. Fakat oldukça fazla argo ve küfür kullanımı yine aslında bir 'tabu yıkıcılık' misyonu üstleniyor. Bu noktada yaşanan bir iki sıkıntı gözlerden kaçmıyor değil.  Öncelikle, ülkemizde yer alan 'küfür=komik' olgusu bu oyunda da hayat buldu. Evet, oyun içerisinde yer alan bazı argo kullanımlar veya küfürler komik olup izleyici reaksiyonu alabilir, fakat aslında dramatik ve önemli bir konuşmada yer alan küfüre verilen gülme reaksiyonu, bu sahnelerin dinamiğini bozuyor. İkinci sıkıntı ise tercümesel noktada karşımıza çıkıyor. Bazı küfürler tercüme süzgecinden Türkçe'ye çevirildiği zaman, karakterlerin ağzında 'yapay' kalıyor. Bu hiç şüphesiz, karakterlerin Türkçe'nin alışık olduğu şekilde küfür veya argo kullanmaları anlamına gelmiyor. Sadece oyunun realist ve vurucu yapısını, düşük etkili de olsa 'yapaylaştırıyor'

Mickey-Bebe 
Müzikler tek kelimeyle olağanüstü. Hem oyunun arka planını başarıyla izleyiciye aktarıyor hem de oyunun bütünüyle, rejisiyle mutlak bir uyum gösteriyor. Aynı şeyi ışıklar için de söylemek mümkün, zira Stüdyo Cer şunu gösterdi ki, her oyun için çok sayıda ve kalitede ışık kullanmak mümkün. Mojo'da bu nimetten faydalanarak, sahnelerin dinamiklerine göre çok başarılı ışık kullanımlarını bizlere sunuyor. Reji, yukarıda da belirttiğim üzere hem kalıp dışılığıyla hem de göz yormayan akıcılığıyla, çok farklı ve güzel bir tiyatro deneyimi  vaad ediyor. İlham Yazar, bu tarz kalıp dışı rejileri çok başarıyla uyguluyor. (Yastık Adam, Jerry ve Tom gibi oyunlarda da gördüğümüz üzere) Mekanın oturma düzenine bağlı olarak bazı bölümlerde sıkıntı yaşansa da -oyuncuların sahneyi kapatması gibi- bu durumu alternatif sahnelerin küçük bir handikapı olarak görmekte ve aslında daha büyük resme baktığımızda büyük bir sıkıntı olmadığını düşünmekte fayda var.

Oyunculuklar oldukça başarılı -3 yıl önce sürekli oynamanın verdiği alışkanlıkla daha oturmuştu- fakat oturmayan bir kaç nokta var gibi. Bir kaç oyundan sonra bu sıkıntının da düzeleceği aşikar, zira oyun 3 yıl önceki kadronun aynısıyla sahneleniyor. Özellikle, Sıska karakteri ve Berkan Şal'ın performansını her iki sahnelenişte de çok beğendiğimi söylemek istiyorum.

Şekerci-Potts
Stüdyo Cer, Hayvan Çiftliğinden sonra yine çok başarılı bir prodüksiyonla karşımıza çıkmış. Ankara'lı tiyatroseverlerin, İstanbulda'ki başarılı alternatif tiyatro sahnelerince sahnelenen oyunlara karşı kıskançlığını ve bu tarz oyunlara olan açlığını doyurmak için elinden geleni yapıyor. Bu noktada StüdyoCer kapsamında sahnelenecek diğer oyunları daha da bir merakla beklememizi sağlıyor. Bundan böyle, Mojo, Cuma-Cumartesi-Pazar günleri 20.30'da Stüdyo Cer'de olacak. Her tiyatro severin kaçırmaması gereken bir oyun.

Künye:
" MOJO "
JEZ BUTTERWORTH

Çevirmen:
Özge Kayakutlu
Genel Sanat Yönetmeni:
Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen:
İlham Yazar
Dramaturg:
Özcan Özer
Işık:
Mustafa Bal
Dekor Kostüm:
Ercan Eker
Müzik:
Ali Erel
Reji Asistanı:
Ebru Tartıcı
Grafik Tasarım:
Negrican Birlik
Sahne Amiri:
Fatih Katırcı

Oyuncu Kadrosu:
Nusret Şenay
Doruk Nalbantoğlu
Ali Yoğurtçuoğlu
İnanç Konukçu
Berkan Şal
Engin Öztürk

30 Aralık 2012 Pazar

Ankara Tiyatro Rehberi 6 (1 Ocak 2013 - 10 Ocak 2013)

Acısıyla tatlısıyla bir yıl geride kalırken, yeni yıla dair ilk tiyatro rehberi. Rehberle ilgili açıklanması gereken bir konu var. Bazen bazı tiyatroların bazı oyunlarını rehbere koymayı unutabiliyorum. İnsanlık hali olup, altında başka bir sebep aramamak gerekiyor. Bu konuda yapılacak uyarılar yeterli olacaktır. Zira bazı zamanlar da bazı oyunların sahneleniş bilgisine ulaşmak epey zor oluyor. 2013'ün ilk programına baktığımızda yine dopdolu bir program bizleri bekliyor.

1- Hayvan Çiftliği (Stüdyo Cer):

Hayvan Çiftliği
Sonunda gidip görebildiğim, hatta blogda incelediğim bu oyun, her rehberimize liste başı olarak haklı olarak giriyor. Ankara'daki özel tiyatroların üretim azlığına inat ilaç gibi gelen bir oyun Hayvan Çiftliği. Cer Modern bünyesinde kurulan Stüdyo Cer'de sahnelenen oyun, dünyaca ünlü yazar George Orwell'in aynı adlı romanını Erdal Beşikçioğlu rejisiyle sahneye taşıyor ve farklı sahnelenişi, farklı tarzıyla dikkati çekiyor. Uzun zamandır Ankara'da görülmemiş bir renk katıyor Ankara Tiyatro hayatına. Romanda geçen meşhur, Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir, sözünü afişine taşıyan bu oyun kaçırılmaması gereken oyunlar listesinde en tepeye oynuyor. Son yıllarda bir kaç farklı devlet tiyatroları yapımına oldukça ilgi gösteren Ankara izleyicisi şimdiden bu oyunu da oldukça sahiplenmiş durumda ve biletler kısa sürede tükeniyor. Erdal Beşikçioğlu hem oyunculuk hem de rejisörlük anlamında farklı işler yapmaya devam etmesi de oldukça güzel. Zira artık klasik kalıplı oyunlar izleyicinin ilgisini pek çekmiyor. Oyun 08-10 Ocak 2013 tarihlerinde Stüdyo Cer'de sahnelenecek.

Oyunda oyuncular, sopa destekleriyle hareket ediyorlar ve bu hareketleriyle canlandırdıkları hayvanı başarıyla gösteriyorlar. Oyuncuları %100 bir şekilde o hayvanın bütün unsurları gösterecek şekilde değil fakat çağrıştıracak şekilde bir reji benimsemiş Erdal Beşikçioğlu. Bu nokta çok başarılı zira, oyuncuların vücut kullanımları yer yer temsil ettikleri hayvanlara ilişkin sesleri çıkarmaları son derece başarılı. Bu nokta önemli zira, Hayvan Çiftliği gibi sadece hayvanlar arasında geçen bir oyunda kullanılan reji hem oyuna akışkanlık sağlamış hem de karakterlerin sadece birer hayvan olmadıklarını aslında temsil ettikleri imgeler olduğunu vurgulayacak şekilde yapılmış. 

2- Jerry ve Tom (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Jerry ve  Tom
Farklı dekoruyla dikkat çeken oyun, Ankara Devlet Tiyatrosunda bu yılın gözdelerinden şimdiden olmuş durumda. Bilet bulmak neredeyse imkansız. İki kiralık katilin hayatlarından kesitler anlatan oyunun yönetmen koltuğunda İlham Yazar var. Şu hayatta oyunu bilmeden, sadece yönetmen ismine bakıp oyununa gideceğim 2-3 kişiden birisi. Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde sahnelenmeden önce yine İlham Yazar yönetmenliğinde yıllar önce, Erdal Beşikçioğlu'nun sahibi olduğu Dib Sahne'de sahnelenmişti bu oyun. Fakat çok az gösterim yapıldığı aklımda kalmış. Yastık Adam'dan sonra yine Ankara izleyicisine oldukça farklı bir deneyim sunuyor oyun. Gerilim, dram, komedi unsurlarını bir arada taşıyan oyunda en dikkat çekici unsur hiç şüphesiz izleyicilerin oturduğu dönme mekanizmalı oturma sistemi. Oyun 4-6-8-11 Ocak 2013 tarihlerinde Stüdyo Sahne'de ve biletler tükenmiş durumda.

3- Dolores Claiborne (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Dolores Claiborne
Geçtiğimiz ay prömiyer yapan oyun, Stephan King'in aynı adlı eserinden sahneye uyarlanan bir yapım. Reji koltuğunda Hakan Çimenser yer alıyor. Stephan King öykülerinin-romanlarının ilginçliği oyunun ilgi çekiciliğine işaret ediyor. Oyunun konusu kadar ilk gelen yorumlara göre dekor ve sahnelenmesi de oldukça ilgi çekici olduğu yönünde. Ankara Devlet Tiyatrolarının sıkı takipçilerinin yakından tanıdığı ve başarılı oyunculuklarına alıştığı Hakan Çimenser'in rejisörr Mithat Erdemli'nin ise yardımcı rejisör olması ise oyuna gitme isteği uyandıran diğer unsurlar. Oyun 2-3-4-5 Ocak 2013 tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek.

4- Yastık Adam (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Yastık Adam
Hiç şüphesiz son yıllarda Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenmiş en ilginç ve en beğenilen oyunların başında geliyor Yastık Adam. Farklı sahneleniş tarzı, ilginç konusu, sağlam metni ve tabi ki olağanüstü oyunculuklarıyla 2 yıldır sahnelenen bu oyun, izleyenler tarafından tam puan oluyor. Daha önce bu blogda da bir incelemesine yer verdiğimiz Yastık Adam, Martin McDonagh'ın kaleminden çıkıp İlham Yazar rejisiyle izleyiciyle buluşuyor. İlham Yazar tiyatro adına gerçekten oldukça yenilikçi işler yapan ve sürekli kendini yenileyen ve güzel işlerin altına imza atan bir yönetmen, ayrıca bu yıl yine Ankara Devlet Tiyatrosunda, Jerry ve Tom isimli oyunun yönetmenliğini yapıyor. Sadece onun yönetmenliğini izlemek için bile gidilebilir. Oyun 8-9-10-11-12 Ocak 2013 tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek. Blog'un ve oyunun sıkı takipçilerinin bildiği üzere, Şinasi Sahnesinin çerçeve sahne yapısı aslında oyunun ruhuyla çok bağdaşmayan ve belki de etkisini azaltan bir sahne. 

5- Kerbela (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Kerbela
Ankara Devlet Tiyatrosunun bir kaç yıldır gedikli oyunlarından olan Kerbela, kalabalık kadrosu, başarılı oyunculukları, reji başarısı ile dikkat çeken bir oyun. Ali Berktay'ın kaleminden çıkan ve Ayşe Emel Mesci rejisiyle sahnelenen bu tarihsel oyunda, Kerbela'da yaşananlar anlatılıyor. Uzun süresi bir handikap gibi görünse de, Devlet Tiyatrolarının başarılı yapımlarından birisi olan bu oyun da fırsat olduğu takdirde izlenmeli, zira her anlamıyla çok başarılı bir yapım. Oyun 4 ve 6 Ocak 2013 tarihlerinde Büyük Tiyatro'da sahnelenecek.

6- Cesaret Ana ve Çocukları (Ankara Devlet Tiyatrosu):
Cesaret Ana ve Çocukları
Epik Tiyatro'nun kurucusu, Berthol Brecht'in en başarılı oyunlarından biri sayılan Cesaret Ana ve Çocukları, İrfan Şahinbaş Atölye sahnesinde sahneleniyor. Ayşe Emel Mesci rejisinde sahnelenen bu oyunu henüz izleme fırsatı bulmasam da hem gelen tepkilerin oldukça olumlu olması hem de İrfan Şahinbaş sahnesinin yenilikçi rejilere müsait bir ortam sunmasıyla, izlenme listesine alınması gereken oyunların başında geliyor. Ayrıca bir Brecht klasiği olarak oyunda yer alan Orkestra da, izleyicinin ilgisini çekebilecek nitelikte. Oyun 2-3-5-9-10-12 Ocak 2013 tarihlerinde İrfan Şahinbaş sahnesinde sahnelenecek. Kısa bir not, oyunun süresinin uzunluğu ile İrfan Şahinbaş sahnesinin uzaklığı çekinceler yaratmasın. Zira Büyük Tiyatro önünden oyundan 1 saat önce servis kalkıyor. Aynı şekilde oyun bitiminde de servisler izleyicileri Büyük Tiyatro'ya ücretsiz taşıyor.

7- Diğer Oyunlar:

Ankara Devlet Tiyatrosu: Hürrem Sultan, Fosforlu Cevriye, Ben Ödüyorum, Yosunlar, Euridice'nin Elleri, 33 Varyasyon, Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun

Mavi Sahne: Gıres - Angaralı (11-12 Ocak 2013), Tuluatmasyon (5 Ocak 2013 Cumartesi)

İstanbul Tiyatro Topluluğu: Bir Delinin Hatıra Defteri (5-9-16 Ocak 2013)

- Başkent Oyun Atölyesi: Doğaçlama Geceleri (4-11-18 Ocak 2013)

- Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu: Hayyam (4-5-6 Ocak 2013)

- Tiyatro Kafe: Matruşka (9 Ocak 2013 Çarşamba)Şu İşe Bak (5 Ocak 2013 Cumartesi)

- Antik Tiyatro: Ne Romeo Ne Juliet (4-5 Ocak 2013)

- Meydan Sahnesi: Sakıncasız (5-12 Ocak 2013)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Selamün Kavlen Karakolu (4-5-11-12 Ocak 2013), Zübük (6-13 Ocak 2013 Pazar)

- Başkent Kültür Sanat Tiyatrosu: Yedi Kocalı Hürmüz (5-12-19 Ocak 2013 Cumartesi)

- Başkent Tiyatroları: Bir Adam Yaratmak (9-12-13 Ocak 2013), Hayal Kahvesi (3 Ocak 2013 Perşembe), O Nefeste Gizli Herşey (2-5-6 Ocak 2013)

26 Aralık 2012 Çarşamba

Hayvan Çiftliği (Stüdyo Cer)

Hayvan Çiftliği Afiş
Uzun zamandır merakla beklediğim oyunların başında geliyordu Hayvan Çiftliği. Ankara'da eşine az rastlanır bir şekilde doğru insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan doğru bir proje. Bu kadar doğrunun iyi bir şekilde sonuç vermemesi zaten imkansızdı. Oyunla ilgili gelen tepkiler çok heyecan uyandırıcıydı. Aslında tiyatro adına Türkiye için çok yenilikçi olmayan fakat Ankara için oldukça yenilikçi sayılabilecek bir havayla merhaba dedi Hayvan Çiftliği, Ankara izleyicisine. İstanbuldur son 4-5 yıldır oldukça artış gösteren alternatif tiyatro sahneleri ve butik tiyatroların öncülük ettiği, izleyici koltukları ve sahne kavramını ezberlerin dışına iten 'alternatif' sahnelenme yöntemleri ve doğal olarak alternatif rejiler, artık tiyatronun bir ihtiyacı haline gelmişken Ankara'da bu ihtiyaca yönelik bir şey yapılması hiç şüphesiz beklenen bir şeydi.

Erdal Beşikçioğlu, pek çokları için Behzat Ç. dizisinden sonra tanınmış bir isim olabilir. Fakat kendisinin Ankara'ya ve Ankara tiyatrosuna kattıkları çoktur. Bu nedenle, Ankara'da yapılan yeni ve farklı bir işin altında onun imzası olması şaşırılacak bir nokta değil. Beşikçioğlu'nun bu bağlamda yani kalıp dışı tiyatro bağlamında hatta belki bir açıdan in-yer face, ilk adımları 3-4 yıl öncesine uzanıyor. O zamanlar Tunalı Hilmi Caddesi üzerinde yer alan Dib Sahne'nin sahibiydi Erdal Beşikçioğlu. Mekan konsept olarak bir bar olmasına rağmen burada performanslar sergileniyordu. İşte bu noktada Jez Butterworth'ün Mojo isimli oyunu Dib Sahnede sahnelendi. Bu oyun hem şahsım adına hem de pek çokları açısından önemli bir nokta taşımaktadır. Türkiye'de henüz butik tiyatrolar bugünkü popülaritesinde ve üretkenliğinde değilken sahnelenen bir oyundu Mojo. Kalıp olarak in-yer face fakat sahneleniş olarak in-yer face'den biraz daha uzaklaşarak, daha interaktif  daha bar tiyatrosu şekline sokulabilecek bir oyundu. Belki de o günlerde DOT dışında bu akıma yönelik sahnelenmiş 2-3 oyundan sadece biriydi.

Erdal Beşikçioğlu
Sadece In-Yer Face akımına yönelik olması değil, kalıpları aşarak, yenilikçi bir rejiyle sahnelenişi de Ankara izleyicisi için pek çok şeyi müjdeliyordu. Mojo, pek çoklarının kesişim noktasıydı. Oyunun yönetmen koltuğundaki İlham Yazar, bugün devlet tiyatrolarında Yastık Adam ve Jerry ve Tom gibi yenilikçi rejiye sahip hatta yer yer in-yer face oyunlarını sahneliyor. Oyunun oyuncularından İnanç Konukçu, Berkan Şal, Engin Öztürk bugün Behzat Ç.'de çok başarılı performanslar sergiliyorlar. Doruk Nalbantoğlu, Ali Yoğurtçuoğlu, Nusret Şenay da başarılı performanslara imza atıyorlar.

Mojo'dan sonra Dib Sahne'de bu sezon Ankara Devlet Tiyatrosunda en çok ilgi çeken oyunlardan Jerry ve Tom da sahnelendi fakat kısa bir süre sonra mekan çeşitli nedenlerle kapandı. Hemen hemen bu döneme denk gelen Bir Delinin Hatıra Defterinde, Erdal Beşikçioğlu'nun yaptıkları da zaten ortada. Kısacası Hayvan Çiftliğinde Erdal Beşikçioğlu imzası olması bir tesadüf değil ya da Hayvan Çiftliğinin, Ankara izleyicisinin görmeye alışık olmadığı kadar başarılı ve yenilikçi bir oyun olmasının sebebi bu.

Hayvan Çiftliği
Lafı daha fazla dağıtmadan oyuna geçelim. Öncelikle, Cer Modern, attığı sanatsal adımlarla büyük bir alkışı hak ediyor. Sadece tiyatro değil, sanatın her alanında farklı çalışmalarla Ankaralıları ağırlıyor. Cer Modern'in bu bağlamda tiyatro ayağı olan Stüdyo Cer de, yukarıda da bahsettiğimiz üzere Ankara Tiyatrosuna yepyeni bir soluk getirmiş ve getirmeye devam edeceğe benziyor.

Salona girildiği zaman dikkati çeken ilk şey elbetteki oturma düzeni. Karşılıklı seyirci koltukları arasına yerleştirilmiş bir sahne var. Sahne yükseltisiz, fakat sahnenin ortasında az yüksekli bir platform var. Bu da oyunun dekoruyla alakalı. Yoksa Ankara izleyicisinin İrfan Şahibaş Atölye Sahnesinden alışık olduğu karşılıklı oturma düzeni ve ortada yükseltisiz sahne burada da mevcut. İrfan Şahinbaş Atölye sahnesinden farklı olarak, seyirci koltukları hemen hemen aynı hizada. Yani geriye doğru gidildikçe koltukların seviyesi yükseliyor fakat oldukça az bir şekilde. Sahneye dair, Stüdyo Cer'e dair tek kusur. Zira oyun ortada, yükseltisiz bir sahnede yani hemen hemen izleyicilerle aynı seviyede oynandığı için, geriye doğru gidildikçe sahneyi görmek oldukça zorlaşıyor.

Napolyon-Kartopu-Çığırtkan
Sahnenin bu oturma düzeni karşısında izleyicileri karşılıyan diğer unsurlar, sahnenin hemen yanında bulunan baterist ve tavandan sarkan iplere oturan Karga karakteri. Karga karakterinin oyun öncesi cansız duruşu, Bir Delinin Hatıra Defterinin başlangıcını andırmıyor değil. Aslında izleyicilerin oyuna dikkat kesilmelerini sağlamak, ilgilerini toplamak için iyi bir yöntem. Zira oyun, oyunun başladığı anda başlamıyor. İzleyiciler yerlerine otururken dahi oyuna dair bir parça görebiliyor.

Oyunda oyuncular, sopa destekleriyle hareket ediyorlar ve bu hareketleriyle canlandırdıkları hayvanı başarıyla gösteriyorlar. Oyuncuları %100 bir şekilde o hayvanın bütün unsurları gösterecek şekilde değil fakat çağrıştıracak şekilde bir reji benimsemiş Erdal Beşikçioğlu. Bu nokta çok başarılı zira, oyuncuların vücut kullanımları yer yer temsil ettikleri hayvanlara ilişkin sesleri çıkarmaları son derece başarılı. Bu nokta önemli zira, Hayvan Çiftliği gibi sadece hayvanlar arasında geçen bir oyunda kullanılan reji hem oyuna akışkanlık sağlamış hem de karakterlerin sadece birer hayvan olmadıklarını aslında temsil ettikleri imgeler olduğunu vurgulayacak şekilde yapılmış.

Kocakulak
Dekor konusunda, ortadaki platform dışında oyunun ev sahipliği yaptığı bir dekor yer almıyor. Bu platform da genellikle, çiftliğe liderlik eden domuzların, diğer hayvanlara seslendiği yer olarak karşımıza çıkıyor. Oyunun başlarında kısa süreli bir belirsizlik mevcut. Zira George Orwell'in romanını okumamışlar için kimin kim olduğunu anlamak imkansızken, romanı okuyanlar için de bir zorluk mevcut. Özellikle oyunun başında, hayvanların çiftliği ele geçirme ve kuralları açıklama sahnelerinde domuzların peş peşe konuşmalarında hangi oyuncunun hangi karakter olduğu, karakter isimleri telafuz edilmediği için pek anlaşılmıyor. Yani Napolyon'u Kartopuyla karıştırmak oyunun başları için pek ala mümkün. 

Oyun Kartopu'nun çiftliği terk edişi ve Napolyon'un diktatörlüğüne başlamasıyla beraber hız kazanıyor. Aslında Kartopu'nun gidişine kadar olan süreç biraz çiftliği tanıtırken, Kartopunun gidişi sanki biraz hızlı olmuş gibi. Zira romanı okumayanlar için Kartopu'nun kim olduğu, savunduğu değerler bu hızdan dolayı anlaşılması daha zor hale gelmiş durumda. Kartopu'nun gidişinden sonrası ise çok başarılı, roman sindirilerek verilmiş. Tek perde ve göreceli olarak kısa olmasına rağmen oyun bunu başarıyla yapıyor.

Hayvan Çiftliği
Romanı okuyanların dikkat edeceği husus şu olacaktır ki, oyun Napolyon üzerine güzel bir şekilde yoğunlaşırken aslında diğer yan karakterlerin hikayeleri biraz geri planda kalıyor. Örneğin Nazlı'nın yaptıkları oyunda üstün körü anlatılırken, kitapta olan pek çok olay gösterilmiyor. Bu da karakterin yaptığı davranışların  altının boş kalmasını sağlıyor. Yani romanı okumamış bir izleyici, karakterin bir hareketi neden yaptığını anlayamıyor. Fakat bunlar çok yan detaylar olarak göze fazla batmıyor, zira oyunculuklar tek kelimeyle harika ve oyunculukları süsleyen dans kareografileri oyuna mükemmel bütünlük katıyor. Yukarıda bahsettiğim üzere, sopa destekleriyle oyuncuların karakterlerini temsilleri o kadar başarılı ki, sadece oyuncuların beden kullanımları bile bu oyunu beğenmeye yeter.

Oyunun sonunda bu sopa kullanımının ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılıyor. Zira Napolyon sahneye sopa desteksiz, yürüyerek geliyor. Bu kitapta da hikayenin temelini oluşturan bir nokta olarak, Napolyon'un artık hayvan olmadığı, karşı çıktığı insanlardan birisine dönüştüğü ve 'insanlaştığını' anlatmanın harika bir yolu.

Hayvan Çiftliği
Hayvan Çiftliğine dair önemli bir nokta da aslında hayvanların temsil ettikleri kişilerdir. Domuzlarda ve onların her dediğine kayıtsız şartsız destek veren koyunlarda bu eleştiri güzel bir şekilde izleyiciye aktarılırken diğer karakterlerin kim olduğu oyunda daha az anlaşılıyor -hele ki romanı okumayanlar için- Fakat genel olarak sömürünün, karşı çıkılan şeyleri iktidara gelince ikiyüzlülükle yapma eleştirisi çok başarılı bir şekilde aktarılıyor.

Oyunun son sözü ise aslında oyunun özeti, kitabın özeti: "Bütün Hayvanlar Eşittir, Ama Bazı Hayvanlar Daha Eşittir"

Genç oyuncu kadrosunu ağırlıklı olarak yeni mezunlar veya öğrenciler oluşturuyor fakat performans başarıları geleceklerinin ne kadar parlak olduğunu gösteriyor. Rejisiyle, sade dekoruyla, farklı yaklaşımıyla ve oyunculuklarıyla Ankara'lıların muhakkak izlemesi gerekiyor Hayvan Çiftliğini. Oyuna dair son bir not. Erdal Beşikçioğlu önceki yıllarda Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümünde yine bu oyunun rejisini yapmıştı. Rejide bir değişiklik yaptı mı yoksa benzer bir reji mi yaptı gerçekten merak ediyorum. O oyunu izleme fırsatı olanlar bu konuda beni aydınlatırsa çok sevinirim.

Oyuna Bilet Alabileceğiniz MyBilet Sayfası: http://www.mybilet.com/event/12611/hayvan-ciftligi/ 

Oyunun Sayfası: http://www.cermodern.org/hayvan.html

Oyun Künyesi:

Orwell, hayvanlar âleminde aktardığı bu öykü ile devrimin nasıl diktatörlüğe dönüşebileceğini resmeder...
Yazan: George Orwell
Uyarlayan: Peter Hall
Çeviren: Özge Kayakutlu
Yönetmen: Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen Yrd: Elvin Beşikçioğlu
Dramaturg: Özcan Özer 
Koreografi: Binnaz Dorkip
Yrd Koreograf: Zülal Süer Gökeri
Kostüm: Nalan Alaylı 
Işık: Zeynel Işık
Işık Asistanı: Aslı Atasoy
Kostüm: Nalan Alaylı
Müzik: Artun Ertürk
Ritim: Barış Menküer
Ses- Efekt: Tayfun Gültutan
Kondüvit: Koray Alper
Sahne Amiri: Fatih Katırcı
Reji Asistanı: Musa Arslanali
Grafik Tasarım: Negrican Birlik

Oyuncular:
Kartopu: Arsal Mazmanoğlu
Napolyon: Adem Aydil
Cırtlak: Ahmet Melih Yılmaz
Kocakulak: Burak Küçükosman
Keçi: Ayşegül Çaylı
Karga: Mertcan Semerci
Boksör: Aytek Şayan
Nazlı: Naz Göktan
Tavuklar: S. Eylül Akbulut, Cemre Burcu Tosun, Başak Vural
Koyunlar: Esra Akbaş, Mihriban Seyhan, Buse Kara, Begüm Akova, Seda Bakan, Ayça Eren