sheakspere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sheakspere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2021 Cuma

Elizabeth Dönemi, Shakespeare Tiyatrosu ve Macbeth

 Shakespeare, sadece yaşadığı dönemi değil, ölümünden yüz yıllar geçmesine rağmen günümüzü de etkilemiş bir yazardır. Pek çok kişi Shakespeare’i gelmiş geçmiş en büyük yazar olarak nitelendirmekte, eserleri üzerine halen pek çok araştırma ve akademik çalışma yapılmaktadır. Shakespeare sadece bir yazar değil bir tiyatro insanıdır. Yazdığı oyunları bağlı bulundukları toplulukla sahnelemiş ve burada hem idari hem de günümüzde yönetmen, dramaturg gibi görevlere denk gelebilecek pozisyonlarda bulunmuştur.

Shakespeare’in yaşadığı dönem İngiliz Tiyatrosu Altın Çağlarından birisini yaşamıştır. Bu döneme Elizabeth Dönemi tiyatrosu denmektedir ve Rönesans’ın etkisi İngiltere Tiyatrosunu da etkilemiştir. Bu etki oyun metinlerinden oyunculuklara, sahnelemeden, tiyatro binalarına kadar pek çok alanda olmuştur.

Bu dönemde oyunlar genellikle üstü açık, oval biçimli tiyatro sahnelerinde sahnelenirdi. Shakespeare ve ekibinin oyunlarını sahnelediği Globe tiyatrosu bu tiyatroların en önemlilerinden birisidir. Globe tiyatrosu 2 kez yanarak yok olmuş, 1990’lı yıllarda bir replikası tiyatronun orijinal yerine yapılmıştır. Globe tiyatrosu dönemin tiyatrosunun izleyici etkisi üzerine güzel bir örnektir. Öncelikle bu tiyatroda ve diğer benzer açık hava tiyatrolarında oturma yerleri ve ayakta durma alanları olmak üzere 2 farklı oyun izleme yeri bulunuyordu. Ayakta durulan alan sahnenin hemen önünde olmasına karşın bilet fiyatları en ucuz olanlarıydı. Oturma yerlerinde ise sahneden uzaklaştıkça bilet fiyatları pahalılaşıyordu. Böylece Antik Roma’ya benzer bir şekilde localaşma oluyor, zenginler uzakta ama oturarak, maddi durumu iyi olmayanlar ise yakında ama ayakta durarak oyunları izliyordu. Bu dönemde tiyatro izleyicilerinin oyunlarla olan etkileşimi de oldukça ilginçtir. Oyunların sahnelenmesi esnasında bir panayır alanıymışçasına yiyecek-içecek satılıyor, sahneye kötü bir karakter çıktığında izleyiciler tarafından yuhalanıyor hatta üzerlerine domates, portakal gibi nesneler atılıyordu. Günümüzde Globe tiyatrosu sadece mimari olarak değil, bu anlayışın bütününe sadık kalarak hizmet vermeye devam etmekte, en ucuz biletler ayakta durulan yerlerden, en pahalı biletler ise koltuklu yerlerden satılmakta, izleyiciler sahnedeki oyuncuları yuhalayıp nesne atmakta ya da onları alkışlamaktadırlar.

Elizabeth dönemi tiyatrosunun yazarlarda görülen en önemli özelliğinin başında Aristoteles’in Poetika’da belirlediği kuralları yıkmak gelmektedir. Macbeth oyununda bu kuralların yıkımına bolca rastlanır. Örneğin Macbeth ’de bir koro yoktur, olaylar üç birlik kuralına uygun işlenmez. Zaman uzun bir zamanı kapsadığı gibi yer olarak da birçok farklı mekân seçilmiştir. Trajik kahraman trajik eylemi gerçekleştirirken bilinçsiz değildir, aksine farkındadır. Macbeth, tüm olay zincirini başlatacak Kral Duncan’ı öldürme konusunda hür bir iradeye sahiptir, Hırsı nedeniyle bu cinayeti gerçekleştirir ancak derin bir karakter olarak bu eylemin hem öncesinde hem sonrasında kendisiyle büyük bir iç çatışma yaşar. Oyunda Antik Yunan Tragedyalarına benzer şekilde vahşi olaylar sahnede gösterilmez, örneğin Duncan’ın ölümü, Lady Machbeth’in ölümü sahnede başka karakterlerin repliği ile verilir, ancak bu eylemler sahnede gösterilmese bile bu eylemlere dair kan ve vahşet unsurları açıkça sahnede gösterilir. Bunun en bariz örnekleri Kral Duncan’ı öldürdükten sonra Macbeth ’in kanlar içinde odadan çıkması, cinayet aleti hançeri elinde tutması ve oyun sonunda Macbeth’in kesilmiş başının sahnede gösterilmesidir. Oyunun klasik tragedya kurallarını yıktığı bir başka bölüm ise Macbeth şatosunun kapıcısınınım diyaloglarının olduğu bölümdür. Bu bölümde kapıcının söylemleri oyunun geneline aykırı bir biçimde komedya unsurları taşır ve belki de sahnede biraz sonra yaşanacak oyunun doruk noktalarından birisinin öncesinde izleyicide bir rahatlama yaratmak ister.

Shakespeare’in oyunlarında kullandığı şiirsel dil günümüzde zamanın ve çevirinin etkisiyle anlaşılmayı zorlaştırsa da o dönem yaşayan halk için anlaşılması oldukça kolay bir yapıya sahiptir. Hem dramatik olarak hem de izleyicinin anlaması bakımından özellikle Macbeth’in düşüncelerini sahnede aktarması oldukça önemlidir. Bu bağlamda oyunların okunmak için değil, sahnelenmek için yazılması gerektiğine dair Rönesans’ta ağır basan düşüncenin etkilerini Shakespeare’de de görürüz.

Shakespeare tiyatrosunda görülen bazı temel karakteristik özellikler bu oyunda da vardır. Bu özellikler kısaca:

- Shakespeare oyunlarının konusunu belirlerken tarihten, mitolojiden ya da bir söylenceden yararlanmaktadır. Ancak oyunlarını yazarken gerçeği olduğu gibi yazmaz, onu kendi belirlediği forma sokar. Macbeth hikayesi de İskoçya’da gerçek bir tarih anlatısından esinlenerek yazılmıştır. Ancak diğer oyunlarında olduğu gibi Shakespeare bir tarihi-biyografik oyun yazmamış, onu dramatize ederek bir tragedya haline getirmiştir. Gerçek tarihte Kral Duncan oyundaki gibi erdemli bir karakter olmadığı gibi Macbeth de kral olduktan sonra uzun bir süre halk tarafından oldukça sevilmiş, yaptıkları başarılı bulunmuştur.

-   Shakespeare tiyatrosunun bir başka önemli özelliği de oyunun hemen başında oyunda yaşanacak çatışmanın izleyiciye verilmesi ve karakterlerin yaşadığı felaketlerin ülke ile bağdaştırılması vardır. Macbeth oyununda henüz ilk sahnelerde, önce Macbeth’in ne kadar yiğit bir karakter olduğunu öğreniriz, sonrasında ise çatışmayı yaratacak unsur olan politik hırsını açıkça görürüz. Ayrıca Macbeth’in kral olmasıyla birlikte yaptıkları kötülük sadece bu karakterle sınırlı kalmamış, bütün ülkenin üstüne çöken bir felaket olarak tanımlanmıştır.

-     Shakespeare oyunlarında çok sayıda ve birçok farklı karaktere yer vermesi Macbeth oyununda da görülür. Oyunda repliği olan 30’dan fazla karakter bulunmaktadır. Bu karakterlerin bir çoğu soylu kişiler de olsa, katil, hekim, hizmetçi gibi farklı nitelikte pek çok karaktere yer verilmiştir.

Shakespeare’in oyundaki ana olay dışında yan olaylara yer vermesinin Macbeth’teki iz düşümü ise biraz zayıftır. Nitekim oyundaki neredeyse her sahne ana olaya ilişkindir ve çoğunlukla Macbeth’i bakış açısına almamıza sağlar. Oyunda yer alan yan olaylar genellikle ana olay nedeniyle yaşanan hikayeler ve farklı karakterlerin yaşadıkları trajedilerdir. Örneğin kralın varisi Malcom, Macduff ile konuşurken kendi kusurlarından ve iyi bir kral olamayacağından acıyla bahseder. Macduff karakteri ise ailesinin katlediliş haberini aldığında derin bir üzüntüye dalar.

Shakespeare’in diğer oyunlarında olduğu gibi Macbeth oyununda çok sayıda imge ve zıtlık de yer almaktadır. Örneğin kötü olaylar hep gece ya da karanlık vakti yaşanır. Gece ve Gündüz zıtlığı oyunda açıkça ve neredeyse her sahnede verilir. Çocuk imgesi oyunda önemli bir yer tutar. Hem Macbeth’e yaşayacağı sonu haber veren bu doğmamış çocuklardır hem de Macbeth’e cadılar tarafından söylenen ve anadan doğma birisinden korkma lafı ile açık bir Meryem Ana ve Hz. İsa imgelemi yapılmıştır.

Macbeth metninin günümüze ulaşan halinin tam olup olmadığı bilinmemektedir. Nitekim oyunda bazı boşluklar bulunmaktadır. Bu boşlukların bilinçli olup olmadığı halen tartışma konusudur. Bu boşluklardan en önemlisi kuşkusuz cadıların kehanetinde soyunun kral olacağı söylenen Banquo karakterinin oğlu Fleance karakterinin akıbetidir. Nitekim Fleance karakteri, babasının öldüğü suikasttan kurtulduktan sonra bir daha görülmez. Burada izleyicide kehanetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği sorusu belki de Shakespeare tarafından yaratılan bilinçli bir boşluktur. Nitekim Rönesans düşüncesine uygun olarak soru sormayı, sorgulamayı irdeler. Fleance veya onun soyundan gelecek birisinin kral olması yeni bir politika savaşı ve bolca kan anlamına geleceği için oyun aslında mutlu ve huzurlu bir sonla değil, bolca soru işaretiyle biter. Böylece yazar, izleyiciye çözümü hazır bir şekilde sunmamış, onları sorgulamaya itmiştir. Bu sorgu ile oyundaki karakterlereler değil o karakterlerin temsil ettikleri etik kavramlar sorgulanacaktır

Rönesans ile Ortaçağ Arasında Bir Sıkışmışlık: Dr. Faustus

Christopher Marlow ve Rönesans Dönemi:

1564-1593 yılları arasında yaşayan Christopher Marlow, İngiliz Rönesans Tiyatrosunun başta gelen temsilcileri arasında kabul edilmektedir. Marlow, bu yazıda değinilecek olan Dr. Faustus oyunu ile ün salmış ancak henüz 29 yaşındayken hayata veda etmiştir. Marlow’un hayatı, kaleme aldığı Dr. Faustus oyunu ile paralellikler gösterir. Kalıbına sığmayan, tabulara açıkça laf söyleyebilen bir kişidir. Marlow ile bilinen bazı bilgiler günümüzde hala gizemini korumakta aslında Shakespeare ile aynı kişi olduğu ya da kaleme aldığı oyunların bazı kısımlarını başkasıyla birlikte yazdığı gibi çeşitli iddialar bulunmaktadır.

Bütün bu efsaneler bir yana, yapıtlarıyla bıraktığı iz konusunda koşulsuz bir gerçek vardır. Shakespeare yanı sıra, Elizabeth dönemi İngiliz tiyatrosunun en önde gelen yazarı sayılan Marlowe, İngiltere’de “burjuvalaşma sürecinin varlığını ve çelişmelerini ilk sezen” yazar olmuş, bu sürecin bir yansıması olarak ortaya çıkan tragedyaya ilk somut boyutlarını kazandırmış: bireysel eylem ile tarihsel sürecin etkileşim bağını ortaya koymuştur. Rönesans insanının dünyasal iktidar gücünü bir tragedya sorunsalı olarak ele almış olan Marlowe, tragedya kahramanının bilincinde oluşan zihinsel çelişmeleri tragedyanın özüne oturtmuş, tragedya kahramanını bütün insanlığı yansıtan kahraman olarak ortaya koymuştur. [1]

Rönesans, 15. Yüzyılda İtalya’da başlamış, bilim, sanat, hukuk başta olmak üzere insanoğlunun var olduğu her konuda etkisini göstermiştir. Rönesans düşüncesi katı dini kuralların ve adeta bir “karanlığın” hüküm sürdüğü Ortaçağ döneminin ardından bilgiyi ve insan düşüncesini ön planda tutmakta dünyevi olanla ilgilenmektedir. Rönesans kısa sürede İtalya sınırları dışına çıkmış tüm Avrupa’yı etkisi altına almıştır.

Rönesans’ın etkileri hiç kuşku yok ki sanat alanında da görülmüş, sanat eserlerine olan yaklaşım ve yorumlar radikal değişiklikler geçirmiştir. Tiyatro da Rönesans ile birlikte büyük bir evrim geçirmiştir.

Rönesans Tiyatrosu ve Özellikleri:

İtalya’da görülen Rönesans Tiyatrosunun etkileri oyunlarda Antik Yunan eserlerine geri dönüş, Üç-Birlik gibi Katı kuralların uygulanmaya başlanması ve Tiyatro’da mimarinin artması şeklinde olmuştur. Rönesans draması İtalya’da 14. Yüzyılın sonlarından 16. Yüzyılın sonlarına kadarki 200 yıllık dönemde gelişmiştir. Günümüzde bu İtalyan oyunları sanatsal olarak değersiz kabul edilmekte ve nadiren okunup sahnelenmektedir. Aslında bunlara, Ortaçağ uygulamalarından ilk net kopuşu temsil ettikleri ve başta İngiltere ile Fransa olmak üzere, daha uzun ömürlü bir dramanın yazılacağı diğer ülkelerdeki oyun yazarları için model oluşturacağı için değer verilmektedir. [2]

İngiltere’de Rönesans Tiyatrosunun etkileri, Elizabeth Dönemi Tiyatrosu olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde İngiliz tiyatrosunun altın çağı yaşanmış, halen daha güncelliğini koruyan pek çok önemli eser bu dönemde yazılmıştır.

Rönesans dönemi tiyatrosunun etkisi sadece yazılan veya sahnelenen oyunlara ilişkin değil, oyunları izlemeye gelen halka yönelik de tespitler yapılabilmesini mümkün kılmaktadır. Tiyatro binaları veya sahneleri önceki dönemlere göre farklılık göstermekte, bir dönemler Roma Tiyatrolarında olduğu gibi aristokrat ve seçkin kesim için özel izleme yerleri olan yapıtlar, yıkılan feodal düzen ve yavaş yavaş etkisini gösteren şehirlileşme ile birlikte ortaçağın dayatmalarını sorgulayan aydın bir burjuva sınıfa ev sahipliği yapmaktadır.

Rönesans’ta güçlenen bireyin atılım gücü, yeni bir edim alanı bulmuştur sahnede. Yanılsama da olsa, gücünü sınama, tutkularını gerçekleştirme olanağı yaratılmıştır. Orta sınıfın zenginlik ve güçlülük tutkusu, oyunların ateşleyici gücünü oluşturur. Artık önemini yitirmeye başlasa da çekiciliğini koruyan geleneksel ahlak değerleri boşuna direnir bu yıkıcı tutkuya karşı. [3]

Rönesans Tiyatrosunda, Tiyatronun eğitici, öğretici yanı öne çıkmakta, insana ve hayata dair gerçekler ağır basmakta, katharsis ile izleyenlerde durulma amaçlamaktadır. Sevda Şener Rönesans Tiyatrosunun özellikleri ve odaklandığı noktaları şu şekilde aktarmaktadır:

-Tiyatro okunmak için değil, oynanmak içindir.

-Tiyatroda gerçeğe benzerlik gözetilmelidir.

-Tragedya ve Komedya Farklı özellikler taşıyan ayrı türlerdir.

-Biçimlerde Belli Kurallara Uyulmalıdır

-Tiyatronun görevi eğitmek ve Eğlendirmektir.

Rönesans’ta İngiltere’de Elizabeth Dönemi tragedyaları önemlidir. Bu dönemin ve bütün çağların en önemli tragedya yazarı da hiç kuşkusuz Shakespeare'dir. O dönemde yazılan birçok tragedya siyasal çatışmaları, savaşları, onulmaz aşkları, serüvenleri, şiddet sahnelerini, öç ve öldürü duygularını istemiştir. Vahşet, kan, ölüm bu oyunların değişmez nitelikleri oldu. Elizabeth Dönemi seyircisi de zaten bundan hoşlanıyordu. Bu dönemin tragedya açısından önemli özelliği, Shakespeare, Christopher- Marlowe, Thomas Kyd gibi büyük tragedya yazarlarının antik kuralların da dışına çıkarak kendilerini özgürce ifade etmiş olmalarıdır. Bu tutumdan da ölümsüz, her çağda anlamı olan başyapıtlar doğmuştur. [4] Bu eserlerin başında Christopher Marlowe’ın Dr. Faustus oyunu gelmektedir.

Dr. Faustus ve Rönesans Dönemi Etkileri

Dr. Faustus, Rönesans döneminde sorgulayan, daha fazla bilgiyi arayan bireyin temsilcisidir adeta. Faustus iyi bir tahsil görmüştür, akademik bir kariyer vardır. Ancak ona artık ulaşabileceği nitelikte bilgiler yetmemektedir. Mantık biliminde artık doruktadır, Hekim olarak binlerce kişiyi umutsuzluk hastalıklardan kurtarabilmiştir ancak hekimliğin de onun için bir sınırı vardır. İnsanlara ölümsüzlük bahş edememiş, onları ölümden geri döndürememiştir. Hukuk da Faustus için saçma bir bilimdir, para peşinde koşan insanlara yöneliktir. İlahiyat alanı da ona yetersiz gelmektedir. Bu yetersizlik hali, daha fazla bilgiye ulaşma isteği Faustus’u büyüye yöneltir. Daha fazla bilmek güç demektir. Faustus bu dünyanın en güçlüsü yani Tanrısı olmak istemekte, bu isteğini şu şekilde ifade etmektedir.

 

“Kuvvet ve başarabilme gücü,

Hiçbir zanaat öğrencisine vaat edilmedi.

Hareket etmeyen kutuplar arasında hareket eden her şey

Benim emrimde olacak. Krallara, imparatorlara

Yalnızca egemen oldukları topraklarda itaat ederler.

Oysa bilimde usta olan kişi, büyü alanında

İnsanın aklının erişebileceği her yere egemen olur.

Başarılı bir sihirbaz güçlü bir Tanrıdır.

Hadi Faustus, Tanrı olmak için çalıştır beynini.” (Dr. Faustus Sf. 8) 

Faustus’un bu sıra dışı istekleri ve bu istekleri elde etmek için ruhunu şeytana satmaya götürecek yol, Rönesans düşüncesindeki itaat etmeme ve sisteme karşı gelme ile paralellik taşır. Ortaçağ öğretisinin aksine Rönesans bireyi önüne konanla yetinmez, daha fazlasını ister. Bu daha fazlasını isteme hali gerekirse tabu sayılabilecek konularda bir başkaldırı yaratmaktadır. Faustus tanrı olmayı istemekle, dinlere, ortaçağ öğretilerine adeta başkaldırmaktadır. Buradaki önemli bir nokta da bilgi konusunda söyledikleridir Faustus’un. Çünkü Rönesans döneminin en önemli unsurlarından birisi bilginin önemidir. Faustus artık dünyevi bilgilerde ve bilimlerde ustalaşmış, daha fazlasını istemekte bu yüzden de büyü sanatına el atma hayalleri kurmaktadır.

Her ne kadar Rönesans tiyatrosunda Antik Yunan kurallarına bir dönüş görülse de Marlow’un Dr. Faustus oyununda bu kuralların yıkılması söz konusudur. Dr. Faustus bir tragedyadır ancak Antik Yunan Tragedyalarından farklı olarak üç birlik kuralına uyulmaz. Oyun 24 yıllık uzun bir dönemi, pek çok mekanı kapsar. Koro, Antik Yunan korolarından farklı olarak tek kişi ile temsil edilir. Hatta kimi çevirilerde Koro ile Wagner karakteri aynı kişidir. Koro, öğüt vermekten ziyade bir anlatıcı görevi üstlenir hikayede. Antik Yunan Tragedyalarının en temel özelliklerinden olan acı verici, vahşet içerici öğelerin sahnede görülmemesi ve Koro aracılığıyla izleyiciye aktarılması Dr. Faustus oyununda yoktur. Bu olaylar sahnede gösterilir ancak bu sahnelerin olduğu kısımda absürt veya bir komiklik hali mevcuttur. Belki de yazar bu sahnelerin şiddetini bu şekilde azaltmaya çalışmış belki de izleyicide bırakacağı etkileri bu şekilde arttırmak istemiştir. Yine Antik Yunan Tragedyalarında görülen kaba, argo sözlere yer verilmemesi kuralına Dr. Faustus oyununda uyulmaz. Aksine oyunda pek çok kaba konuşma mevcuttur.

Oyunun Rönesans dönemi karakteristiğine rağmen Ortaçağ döneminin de etkilerini görmek mümkündür. Özellikle Dr. Faustus’un oyun sonunda, sonsuza kadar lanetleneceğini öğrenmesi ve yaşadığı pişmanlıklar, özgürcü Rönesans bireyine yakışmayacak bir davranış olarak onu daha çok Ortaçağ bireyine yakınlaştırmakta, oyun boyunca yerden yere vurulan kilise ve din öğeleri bir anda bir kurtarıcı olarak yüceltilmektedir. Oyunda Faustus’un son sözleri bir kefaret isteği barındırmaktadır adeta:

“Tanrım, Tanrım öyle sert bakma bana!

Engerekler, yılanlar, bırakın biraz daha nefes alayım.

Açma ağzını iğrenç cehennem! Gelme Lucifer!

Yakacağım kitaplarımı.. Ah. Mephistophills!” (Dr. Faustus Sf. 70)

Yine oyunun Epilog bölümünde koro bir anda didaktik bir dile bürünür ve adeta Ortaçağ esintileri göstererek izleyiciye sert bir uyarıda bulunur. Bu uyarı Rönesans insanına değil aksine ortaçağ insanına yapılacak türden bir uyarıdır. Çünkü sınırları zorlamamaları, hadlerini bilmelerini istemektedir. Koro Şöyle der:

“Faustus gitti; cehenneme düşüşüne dikkatle bakın.

Akıllı kişiler onun kaderinden ders alsınlar da

Yasak şeylere hayranlık duymasınlar.

Onların parlak ileri görüşleri zeki insanlatı baştan çıkarır,

Tanrısal gücün daha fazlasını denemeye kalkarlar.” (Dr. Faustus Sf. 70)

Sonuç

Dr. Faustus, Elizabeth Dönemi Tiyatrosunun önemli eserlerinden biri olarak kabul edilse de aslında Ortaçağ ile Rönesans arasında bir sıkışmışlık göstermektedir. Dr. Faustus bilgiye açtır, bireysel özgürlüğüne vurgu yapar, daha fazla bilgiye ulaşmak için büyü sanatına yönelir hatta Kilisenin başı Papa ile dalga geçer, kardinallerin yüzüne tokat atar. Kısacası Ortaçağ döneminden intikam alır. Ancak aynı Dr. Faustus, şeytan ile yaptığı anlaşmanın sonuna gelince bir korkuya bürünür ve tanrıya sığınmak ister, yaptıklarından pişmanlık duyar, tövbe etmeye dair düşünceler barındırır.

KAYNAKÇA

Aziz ÇALIŞLAR, “Tiyatro Ansiklopedisi”, T.C Kültür Bakanlığı, 1995

Oscar G. Brockett, Franklin J. Hildy. “Tiyatro Tarihi”.  Mitos-Boyut Yayınları. İstanbul 2016.

Sevda ŞENER, “Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi”, Dost Kitabevi Yayınları, 2012.

Özdemir NUTKU, “Dram Sanatı”, Kabalcı Yayınevi, 2001.

Christopher MARLOW, “Dr. Faustus”, Mitos-Boyut Yayınları.


[1] Aziz ÇALIŞLAR, “Tiyatro Ansiklopedisi”, T.C Kültür Bakanlığı, 1995 Sf. 412

[2] Oscar G. Brockett, Franklin J. Hildy. “Tiyatro Tarihi”.  Mitos-Boyut Yayınları. İstanbul 2016. Sf 157

[3] Sevda ŞENER, “Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi”, Dost Kitabevi Yayınları, 2012. Sf 75

[4] Özdemir NUTKU, “Dram Sanatı”, Kabalcı Yayınevi, 2001. Sf. 54