ankara tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2022 Salı

İzledim: Cehennem - Tatbikat Sahnesi

Mart 2020. Tatbikat Sahnesinde Cehennem oyununu izlemek için arkadaşlarımı bekliyorum. Covid-19 salgını henüz Türkiye'ye uğramamış, maske takanlara "deli" muamelesi yapılıyor. Oyunu izliyoruz. Sonraki 2 yıl boyunca fiziksel olarak hiç bir tiyatro oyunu izleyemeyeceğimin farkında bile değilim. Başta metin olmak üzere bambaşka bir oyun izliyorum, oldukça etkileniyorum. Büyülenmiş bir halde oyundan çıkıyorum. Hemen Tiyatro.co için bir inceleme yazısı yazıyorum oyunla ilgili. Şu alt başlığı atıyorum: "Vurucu, Düşündürücü, Epey Etkileyici." Sonrasında girişi yapıyorum: "Bu yazı zor bir yazı olacak. Nitekim Tatbikat Sahnesi tarafından sahnelenen Cehennem oyunu sindirmesi zor, alt metinleriyle insanı soru yağmuruna tutan, fazlaca düşündüren, fazlaca sorgulatan bir oyun." Oyunu izledikten yaklaşık 1 hafta sonra Türkiye'de ilk Covid-19 vakası görünüyor. Sonrası malum... 

Kasım 2022'ye gelelim. Tatbikat Sahnesi yeniden Cehennem oyununu sahneleme hazırlıklarında. Kastta ve Rejide değişiklikler var. Bende ise ayrı bir gerilim. Bir oyun yazarı olarak korkumla yüzleşmek zorundayım. Zira tam da şu sıralar ben de Cehennem gibi sanal Dünya'da geçen bir oyun kaleme alıyorum. Bu oyunu kaleme alırken 2 yıl önce izlediğim oyundan ne kadar etkilendim? Bir yazarın en büyük kabusu bu. İzlediği ya da okuduğu bir şeyden "esinlenme" ötesinde etkilenmek.

Salona giriyoruz. Dikkatimi ilk çeken şey dekorun baştan aşağı değişmiş olması. Demek ki bambaşka bir reji ile karşılaşacağız. Kastta değişiklik olduğunu biliyorum. Peki değişen başka neler var? Baştan aşağı yeni bir oyun mu izleyeceğiz? Zaten çok beğendiğim bir oyunu daha çok beğenmem mümkün mü? Bu sorular eşliğinde oyun başlıyor...

Cehennemin 2020 yılındaki temsilinden. Iris rolüyle Beyza Nur Metin, Papa rolüyle Ünsal Coşar.

Jennifer Haley tarafından kaleme alınan Cehennem, insanların artık neredeyse tüm yaşamlarını sanal ortamda sürdürdüğü, İnternet'in, Cehennem olarak adlandırıldığı bir yakın gelecek dünyasında geçiyor. Bu Dünya'da Cehennem, ekmek ve su gibi yaşamı idame ettirebilmek için bir ihtiyaç haline gelmiş. Eğitimden, eğlenceye; sosyalleşmekten, ilişkilere; hayata dair ne varsa Cehennemde yaşanıyor. Gerçek ile Sanal ayrımı ortadan kalkmış, Sanal dünya yaşanmak için daha tercih edilesi bir yer almış. Oyun, bu Sanal Dünya'da kullanıcılarına gerçek hayatta "suç" olarak addedilen eylemleri gerçekleştirebilecek bir ortam hazırlayan Papa'nın gerçek hayatta sorgulanması ile başlıyor. Papa'yı sorgulayan Dedektif, bu süreç boyunca suç ve ceza kavramlarını, sanal ve gerçek dünya ekseninde irdelerken hem kendi içinde hem de ucu bucağı olmayan "cehennem" içinde korkutucu bir yolculuğa çıkıyor.

Cehennem başarılı ve bir o kadar da zor bir metin. Çarpıcı gerçekleri, tabu insan davranışlarını ve dahası bu davranışlara karşı iki yüzlü yaklaşımı tokat gibi izleyicinin yüzüne vuruyor. Suç ve ceza kavramları konusunda insanı derin düşünmelere sevk ediyor. Bundan da ötesi, sanal dünyanın insanlarda yarattığı "yeni bir kimlik yaratma" ihtiyacı noktasında son derece gerçekçi bir uyarıda bulunuyor. Oyunda izlediğimiz yakın geleceğin çok da uzak bir "ihtimal" olmadığını, hemen yanı başımızda durduğunu bizlere hatırlatıyor.


Oyun temel olarak gerçek dünyada bir sorgu odası ve sanal Dünya'da Papa'ya ait "Kuytu" ismi verilen yerde geçiyor. Bu bağlamda sanal dünya ile gerçek arasındaki geçişler oyunun sahnelenmesinde kilit bir öneme sahip. 2020 yılındaki oyunda sahne, yatay olarak gerçek ve sanal dünya şeklinde ayrılmışken yeni sahnelemede dikey bir kullanım mevcut. Yükseltinin üst kısmı sorgu odası, alt kısmı ise Sanal dünya olarak kurgulanmış. Yatay uzamdan, dikey uzama geçiş oyuna müthiş bir derinlik dahası tempo kazandırmış.

Sanal Dünya yansımaları olarak dekorun üst ve yan kısımlarına verilen görüntüler, bu tarz bir oyun için çok yerinde bir tercih. Tiyatroda projeksiyon kullanılmasının hayranı olmasam da oyununun alt metnine uyan bu kullanım, metni desteklediği gibi; tiyatro ortamında verilmesi zor olan "sanal dünya" imini başarıyla izleyiciye aktarıyor.

Her iki oyunda da sorgu sahnelerinde kullanılan canlı kamera bu oyunda biraz daha geliştirilmiş. Bu kamera kullanımı izlemesi ilginç bir deneyim. Zira sadece oyuna derinlik katmakla kalmıyor, sorgu odasındaki oyuncuların jest ve mimiklerini çok daha detaylı görmemize izin veriyor. 

Önceki oyunda 9 yaşındaki İris bir salıncakta sallanırken tasvir edilirken bu oyunda büyük bir oyuncak tahta at kullanılmış. Bu yeni tercih oyun metninin karanlık yapısını rejide de daha fazla gösterme olanağı sunmuş. Nitekim, Sallanan At üzerindeki hareketler "cinsel birleşme" metaforunu izleyicinin gözüne sokmadan veriyor ve kullanılan bu metafor "pedofili" olgusunun rahatsız ediciliğini oyuncak at'ın sahnede durduğu her an hissetmemize sebep oluyor.  

Görsel Temsilidir

Dekor ve projeksiyon yansımaları gibi oyunda kullanılan müzikler de izleyiciye hissettirilen "rahatsız edicilik" ile uyumlu bir şekilde. Oyun, metne uygun şekilde tüm bu unsurları (dekor, müzik vs.) başarılı bir uyumla kullanarak; metnin arka planındaki rahatsız edici atmosferi yaratıyor.

Gelelim performanslara.

Cehennemin her iki kastında da yer alan sadece 2 oyuncu var. Ünsal Coşar Papa rolüyle bir kez daha çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Coşar'ın performansında en dikkat çekici nokta, Papa karakterini oynarken "salt bir kötü" tiplemesine düşmeden; derinlikli bir karakter yaratabilmesinde. Bu çok ince bir çizgi. Zira Papa, izleyicinin empati kurmaması gereken bir karakter. Coşar bu dengeyi korumayı çok iyi başarıyor.

İlk Cehennem oyununda Dedektif rolündeki Selin Tekman bu sefer Iris rolünde. Bu gözlemlemesi ilginç bir kast değişikliği zira canlandırdığı iki karakter birbirinden tamamen zıt yapılara sahip. Önceki oyunda karakter gereği katı ve sert dedektifi canlandıran Tekman bu sefer de hayalperest, 9 yaşındaki Irıs'i başarıyla canlandırmış. Oyuna dair spoiler vermeden daha fazlasını söylemek mümkün değil ancak Tekman, İris olarak sahnede yer alırken olması gerektiği gibi 9 yaştan öte derinliği de görebiliyoruz.

Dedektif rolüyle Elvin Beşikçioğlu uzun bir aradan sonra Ankara sahnelerine geri dönüyor. Katı, Sert yapıya sahip, içinde ciddi travmaları olan bu karakteri başarıyla canlandırdığı gibi, dekor gereği sürekli sahnede bir şekilde görünmesine rağmen bir an olsun karakterden çıkmıyor. Umarım kendisini daha fazla izleme şansına erişiriz.

Adem Aydil, Fen öğretmeni Bay Norris rolüyle karşımıza çıkıyor. Bay Norris performansı  hakkında yazması en zor karakterlerden birisi. Zira oyunun sonu hakkında spoiler vermeden bir şeyler söylemek pek mümkün değil. Ancak oyunun sonunu bilen biri olarak Aydil'in sahneye ilk çıktığı andaki duruşuyla ve konuşmasıyla izleyiciye verdiği  durağanlık ile bezmişlik halini görünce çok mutlu oldum. Nitekim bu karakterin hikayesinin yolculuğunu bilen birisi olarak ne kadar başarılı canlandırıldığını hemen anlamıştım.

Eda Eğilmez, metinde ve önceki sahnelemede erkek olan Bay Woodnut rolünü canlandırıyor. Oyunu izlemeden önce; bu karakterin Erkek olması ve Kadın bir oyuncu tarafından canlandırılması dolayısıyla "karikatürize" olabileceği endişesi duymuştum. Ne var ki Eğilmez performansıyla, canlandırdığı Bay Woodnut'ın cinsiyetinden öte bir "persona" bir "sanal görünüş" olduğunu izleyiciye başarıyla aktarıyor. Burada sağlanan denge sayesinde izleyiciyi "yadırgatmama" hali çok başarılı olmuş.  Karakterde yapılan bu "cinsiyet" değişikliği oyunun alt metnine de çok uymuş nitekim sanal dünyada edinilen görünümler oyun anlatısının çok önemli bir parçasını oluşturuyor.

Yazıyı bitirmeden bir iki ufak eleştiri.

İris'in ayağının bağlandığı zincir, görsel olarak da alt metinsel olarak da çok iyi bir tercih olsa da yere çarptığı anlarda çıkardığı sesler kimi zaman diyalogların duyulmamasına sebep oldu.

Bay Norris'in giydiği "Los Angeles Lakers" forması, yakın gelecekte geçen nispeten "distopik" sayılabilecek bu atmosfer içerisinde bende yabancılaşma yarattı.

Sonuç olarak oyun, metninden rejisine; performanslardan atmosferine yine Tatbikat sahnesinin prodüksüyon kalitesine yaraşır bir şekilde sahneye konulmuş. Tiyatroseverlerin mutlaka izlemesi gereken bir yapım.

Oyun Puanı: 10/10

Oyun Künye:

Yazan: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin & Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen Yardımcısı: Selin Tekman
Işık Tasarım: Tatbikat Sahnesi
Dekor Tasarım: Barış Dinçel
Kostüm Tasarım: Tatbikat Sahnesi
Afiş Tasarım: Hande Şiri
Video Mapping: Can Akyürek
Fotoğraf: Murat Muratal
Oyuncular:
Ünsal Coşar
Elvin Beşikçioğlu
Selin Tekman
Adem Aydil
Eda Eğilmez

Bu yazı oyunun 28.11.2022 tarihli gösteriminin ardından yazılmıştır. Yazıda kullanılan görseller biletix.com, tiyatrodergisi.com.tr ve Tatbikat Sahnesi Sosyal Medya hesaplarından alınmıştır.

Ali Uygur Selçuk

https://twitter.com/aliuygurselcuk

https://www.instagram.com/aliuygurselcuk/

1 Aralık 2021 Çarşamba

İzledim: Küvetteki Gelinler (Tatbikat Sahnesi)

1915 yılında İngiltere'nin meşhur Adalet Sarayı Old Baily'de olağandışı bir dava görülmekteydi. George Joseph Smith isimli adam farklı tarihlerde evlendiği 3 kadını öldürmek ile suçlanıyordu. Dava olağandışıydı zira o günlerde literatürde yeri olmayan bir seri katil ile karşı karşıyaydı İngiltere. George Joseph Smith farklı kimliklerle toplamda 8 evlilik yapmış, eşlerinin parasını çalmıştı. Evlendiği 3 kadın ise diğerleri kadar şanslı değildi zira Smith onları bir banyo küvetinde boğmuş ve miraslarını kendi üzerine geçirmişti. 

1 Temmuz 1915 tarihindeki oturumda Jürinin karar vermesi sadece 20 dakika sürdü. Smith'in evli olduğu 3 kadın, banyo küvetlerinde benzer şekilde boğulmuş, öldükten sonra mirasları ve hayat sigortasından gelen para eşleri George Joseph Smith'e geçmişti. Smith suçlu bulundu ve 1 Ağustos 1915 tarihinde asılmak suretiyle idam edildi. Dava literatüre Küvetteki Gelin Cinayetleri olarak geçti. İşlenen farklı suçlar arası benzer eylemlerde bağlantı kurulması hukuk pratiğine emsal oldu, katil George Joseph Smith yıllar sonra isimlendirilecek "Seri Katil" tanımlamasına uygun bulundu ve İngiltere'nin ilk seri katillerinden biri olarak kabul edildi. Öldürülen kadınlar Bessie Williams, Alice Smith ve Margaret Lloyd'un isimleri ise sadece dava tutanaklarında ve bir kaç gazete haberinde yer aldı sonra da unutuldu. Smith, suç ve hukuk literatüründe kendine büyük bir yer bulurken, öldürülen kadınlar Küvetteki Gelin Cinayetlerinde birer özne olmuşlardı sadece. İsimleri yoktu.

Beth Grahami, Charlie Tomlinson ve Daniela Vlaskalic tarafından kaleme alınan Küvetteki Gelinler, 1915 yılında küvette boğularak öldürülen bu 3 kadının hikayesini, tarihin hiç şans vermediği şekilde onların gözünden ve dilinden anlatıyor. Erdal Beşikçioğlu tarafından yönetilen oyunda Naz Göktan, Hazal Türesan ve Selin Zafertepe rol alıyor. Tatbikat Sahnesinin pandemi sonrasında sahneye koyduğu oyun oldukça çarpıcı, düşündürücü ve etkileyici.

Yazının bundan sonraki kısmı spoiler içerir.

Oyun metninden başlayalım. Postdramatik yapıda yazılmış metin, her anında izleyiciyi meraklandıracak şekilde kurgulanmış. Merkezine Küvetteki Gelin Cinayetlerini alsa da, anlatısını biyografik bir şekilde değil, öldürülen kadınların gözünden ve düşüncesinden yaparak daha genel ve güncel bir soruna, günümüzde hala artarak devam eden kadına karşı şiddete yöneltiyor. Bu anlamda bir nevi 20. yüzyılın başlarında işlenen bu cinayetlerin hikayesi değil, öldürülen, şiddet gören tüm kadınların hikayesi anlatılıyor. Zaten baktığımızda oyundaki 3 gelin yani Bessie Williams, Alice Smith ve Margaret Lloyd sahnede karakter olarak değil daha çok simgesel olarak konumlandırılmış durumdalar. Oyuncular sürekli olarak rol değiştirip kah katil Smith kah başka bir karakteri canlandırabiliyorlar. Biz onları izlerken öldürülen bu 3 kadını pek fazla tanımıyoruz. Tanımamız da gerekmiyor. Zira metin bu haliyle, küvetteki gelinler aracılığıyla öldürülen tüm kadınların sesi oluyor bir nevi.

Yer yer grotesk öğelerin yer aldığı metin, izleyiciyi bir an sarsarken başka bir an güldürmeye korkmuyor. Bu inişli çıkışlı tempo izleyiciyi derinden etkilerken, sahnede görünen gerçeğin sahnenin ötesinde hemen yanı başımızda olduğunu başarıyla hissettiriyor. Bessie, Alice, Margaret ya da Ayşe, Fatma, Zeynep. Sahnede olduğu gibi hayatta da bu gerçeği yaşıyor. Umutları, düşünceleri, yaşanmamışlıklarıyla gülmek isteyen kadınlar ve onlara engel olan erkekler. Gelinler, ancak öldükten sonra, gerçek üstü bir yerde kendileri olabiliyor ve başka kadınların başına aynı şeyler gelmemesi için gür sesleriyle izleyiciye bağırıyorlar.

Yukarıda bahsettiğim gibi karakterlerin, biyografik olarak bir derinlikleri yok. Zaten metin de oyun da izleyiciye bunu vermek istemiyor. Pantolon giyemeyen, Oy Kullanamayan ve pek çok yasakla baskılanan 20. Yüzyıl kadını, aradan geçen yüzyıla, yeni bir çağa rağmen baskılanmaya, hapsedilmeye ve toplumsal cinsiyet rollerini yaşamaya mahkum ediliyor. Bu da 100 yıl önce ya da bugün kadınların katil George Joseph Smith gibileri ile yollarının kesişmesine ve benzer bir yazgıyı yaşamalarına neden oluyor.

Oyun en başından itibaren kadınların başına gelen bu vahşeti izleyicinin suratına haykırırken, simgesel bağlamda sahnedeki bu kadınların iç dünyasını, neşelerini, mutluluklarını da bizlere aktararak finalini bir tokat gibi vuruyor. Mesaj ile kör göze parmak yapılmıyor, aksine izleyiciden satır aralarını, gülünç ile trajik olanı birleştirmesi, sorgulaması, düşünmesi isteniyor.

Bu haliyle metin kadar, oyunun sahnelenmesi ve oyunculuklar da çok başarılı. Oyunun sahnelenmesinde izleyiciyi kırmızı ışık ile aydınlatılmış büyük bir ağaç ve önünde 3 küvet karşılıyor. Küvetler, tiyatroda görmeye pek alışık olmadığımız şekilde su ile dolu ve su oyun anlatısının önemli bir parçası. Sahnede oyuncular başlarını suyun altına sokarken sadece boğulurmuş gibi yapmıyor, gerçekten nefessiz kalarak boğulma gerçeğini izleyicinin yüzüne vuruyor. Hayatın kaynaklarından birisi olan su, bu 3 kadının hikayesinde bir öldürme aracı. Bu karşıtlık ürkütücü. İşte sahnede gerçek su kullanılmasının önemi de burada ortaya çıkıyor. Bu ürkütücülüğü iliklerimize kadar hissediyoruz, boğulmuş gibi yapan oyuncuları değil, gerçekten boğulan kadınları görüyoruz. Su ile dolu bir küvette hem oyunculuk anlamında hem sahneleme anlamında çalışmanın zorluğu bir gerçek ve oyun bunun altından başarıyla kalkmış durumda. 

Oyunun önemli bir bölümü de gelinlerin farklı karakterlere büründükleri bölümler. Bu noktalarda izleyici adına tam bir yabancılaşma gerçekleştirilirken, seslerini kalınlaştırarak oldukça başarılı, karikaritüze erkek taklidi yapan gelinlerin bu sahnelerinde izleyicinin gülmesi belki de oyunun tam olarak anlatmak istediği şey ile örtüşüyor. Nitekim oyunun hemen başında, farklı şekilde katledilen kadınlara atıfta bulunan, kendilerinin de boğularak öldürüldüğünü söyleyen gelinlerin kaderi izleyici açısından bilinirken, katil George Joseph Smith'in taklit edildiği sahnelerde, bu taklide gülünmesi, sadece sahnede değil hayatta yaşanan yabancılaşmayı gösteriyor ve dikkatli izleyici güzel bir dille uyarıyor: "Biz öldürülen 3 kadının hikayesini izlerken, onları öldüren adamın taklidine neden güldük?"

Yer yer dördüncü duvarı yıkan replikleriyle, yer yer kullanılan müzikleriyle, kimi zaman söylenen şarkılarıyla oyun bu baş döndürücü tempoda salondan ayrılan herkesin içine bu düşünce kıvılcımlarını başarıyla yerleştiriyor. Erdal Beşikçioğlu bu bağlamda cesur bir reji tercihi yaparak izleyiciyi güldürmekten korkmuyor. Zira sahnede gülen izleyici, yukarıda da belirttiğim gibi oyun bittikten sonra salondan ayrılırken güldüğü yerlere mahcubiyet duymaya başlıyor.

Son olarak oyunculuklara değinelim. Oyunda kullanılan dekor ve reji, oyuncuların oyunun büyük bölümünü su içinde, kimi zaman art arda, kimi zaman ise uzun süre başlarını suya sokmaları gibi sahnede oldukça yüksek enerji getiren hareketler yapmasını gerektiriyor. Oyuncular buna rağmen, küvetin içinde veya dışında enerjilerinden hiç bir şey kaybetmeyerek, kah yapışan kıyafetler, kah dağılan saçlar gibi sahnede dikkat dağıtabilecek unsurlara rağmen performanslarını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyorlar.

Gelin olarak veya başkalarının yansılandığı sahnelerde komedi ve dram dozu hem oyunda hem oyunculuklarda o kadar iyi ayarlanmış ki, oyundan çıktıktan sonra saatlerce bu gel gitli tempoyu sindirmem, oyunun satır aralarını düşünmeyi beklemem gerekti. 65 dakika süren bu oyunda, hiç aralıksız, neredeyse her an her karakterin konuştuğu, sürekli devinim halinde olduğu ve dahası fiziksel olarak oyunculukları oldukça zorlayacak şartlar olmasına rağmen düşmeyen performanslar büyük bir alkışı hak ediyor.

Oyunun Artıları:

- Güçlü metin ve olağandışı hikaye anlatısı.
- Çarpıcı sahneleme.
- Dekor ve atmosfer. Küvet ile Suyun oyuna entegre edilişi.
Naz Göktan, Hazal Türesan ve Selin Zafertepe'nin performansları.

Oyunun Eksileri:

- Bazı yansılama sahnelerinde taklit öğesinin bir "tık" abartılması.
- Bazı müzik sahnelerinde, diyalogların duyulmaması.

Oyun Puanı: 9.5/10

Künye:

Yazan: Beth Graham, Charlie Tomlinson, Daniela Vlaskalic
Çeviren: Beliz Coşar
Yöneten: Erdal Beşikçioğlu
Yönetmen Yardımcısı: Fatih Sönmez
Koreografi: Evrim Akyay
Işık Tasarım: Yakup Çartık
Dekor Tasarım: Barış Dinçel
Kostüm: Tasarım Alisse Nuera
Afiş Tasarım: Hande Şiri
Fotoğraf: Murat Muratal
Oyuncular: Hazal Türesan, Selin Zafertepe, Naz Göktan

Yazıda kullanılan görseller Biletix.Com ve Tatbikat Sahnesi Sosyal Medya hesaplarından alınmıştır.

9 Mart 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (10 Mart - 16 Mart 2020)

Bu yıl bahar Ankara'ya erken geldi. Havaların ısındığı bu dönemde, birbirinden güzel oyunlar Ankaralı izleyicileri bekliyor olacak. İşte haftanın öne çıkan oyunları.

10 Mart 2020 Salı - Cehennem (Tatbikat Sahnesi)



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Çok çarpıcı bir metin, nefis bir reji, başarılı oyunculuklar. Son yıllarda izlediğim en özgün yapımlardan birisi. Her tiyatro severin muhakkak izlemesi gerekiyor.
Oyunla ilgili ayrıntılı inceleme yazıma şu adresten ulaşabilirsiniz: http://tiyatro.co/cehennem-tatbikat-sahnesi/

11 Mart 2020 Çarşamba - Kral Lear (Oyun Atölyesi)



Tiyatro: Oyun Atölyesi
Sahne: MEB Şura Salonu
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Hem aktör hem çevirmen kimliğiyle yoğun bir Shakespeare mesaisi olan Haluk Bilginer, bu kez Shakespeare’in “trajedisini kendi elleriyle çizen” kahramanı Kral Lear’a bürünüyor. İktidarın ve mülkiyetin paylaşımı üzerine çokkatmanlı bir klasik olan oyunun yönetmeni ise Muharrem Özcan. Kral Lear, kızları ve ülkedeki diğer güç odakları arasında dönen bu trajedi, oyunun özündeki grotesk etkiler eşliğinde yorumlanıyor."
Künye:
Yazar: William Shakespeare
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan
Oyuncular: Haluk Bilginer, Berfu Öngören, Hare Sürel, Nazlı Bulum, Yavuz Topoyan, Deniz Celiloğlu, Kaan Turgut, Onur Özaydın, Sertan Müsellim, Efe Tunçer, Hüseyin Sevimli
Öne Çıkma Nedeni: 
Oyun Atölyesi İstanbul'daki en başarılı tiyatrolardan birisi. Haluk Bilginer gibi bir ustayı, Shakespeare'in en güzel eserlerinden birisi ile sahnede izlemek heyecanlandırıcı. Oyuna dair iki olumsuz detay var yalnız. İlki bilet fiyatlarının oldukça pahalı olması, ikincisi ise MEB Şura salonunun tiyatro gösterimleri için yeterli olmaması.

12 Mart 2020 Perşembe - Açık Denizde (Ankara Devlet Tiyatrosu)



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

13 Mart 2020 Cuma - Dünyanın Sonuna Şöyle Bir Dönüp Baktım




Tiyatro: Şekip Taşpınar Tiyatrosu
Sahne: FADE Sahne
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Siz hiç bu koca dünyada 2 kişi kaldınız mı? Peki 2 kişi kalsanız ne yaparsınız? Mantığınızı dışarda bırakın ve hadi gelin 2 kişi kalalım... Peki nerede?
Künye:
Yazar: Erdal Ozan Metin
Yöneten ve Oynayan: Şekip Taşpınar, Dilek Bozkurt
Öne Çıkma Nedeni: 
Erdal Ozan Metin'in kalemini çok sevdiğim bir yazar. Şekip Taşpınar ise izlemekten her daim keyif aldığım bir oyuncu. Bu ikilinin yer aldığı proje dikkate almaya değer.

14 Mart 2020 Cumartesi - Kuşlar (Heveskar Tiyatro)




Tiyatro: Heveskar Tiyatro 
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 19.00
Oyun Tanıtımı
"Slawomir Mrozek'in Polisler oyunundan uyarladığımız oyunumuz Kuşlar ikinci sezonunda yeniden sahnede. Bir ülke düşünün… Uzakta, çok uzakta, pespembe bir ülke. Herkes çok mutlu, çok çok mutlu. Her şey çok yolunda, fazla yolunda. Öyle yolunda ki koca ülkede sadece bir mahkum kalmış. Ve o da suçunu kabullenip, hapisten çıkmak üzere. Heveskâr Tiyatro’nun Kuşlar ismiyle sahneye taşıdığı Slawomir Mrozek’in Polisler adlı oyunu, bir çocuk kral ve dayısı kral naibi tarafından yönetilen bir ülkede muhalif olmanın zorluğunu absürd ironinin iç acıtıcı komiğiyle aktarmayı hedefliyorken, günümüzde gerçekle kurmaca, doğruyla yalan arasındaki ayırımın iyiden iyiye önemini yitirdiği çeşitli ülkelerde hüküm süren baskıcı ortamla oyundaki temel meselelerin büyük oranda çakışıyor olması, absürd olarak nitelenegelen oyunu gerçekçi diyebileceğimiz bir noktaya yaklaştırıyor, ki bu durum son derece kaygı verici. Absürdün trajik tarafı, neredeyse tüm dünyada, gitgide daha baskın hale geliyor ise de, Kuşlar oyunu, seyircisine, yakıcı meselelerle yüzleştirirken, o acıtıcı komiği deneyimletme çabasının ürünüdür."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Neşe Taluy Yüce
Yöneten: Özgür Avcı
Oyuncular: Pınar Dündar, Sertaç Kağan Aydın, Nurtaç Gür, Ufuk Yurtsever, İlker Karabulut, Doğanay Yağcı, Ziya Can, Erdinç Bellisan, Tuna Yurtsever, Ege Karabulut , Canan Aksoy, Doğucan Bulut , Cengiz Subay, Hasret Şencan, Baturalp Yücetürk
Öne Çıkma Nedeni: 
Heveskar tiyatro kendilerini "Yolları ODTÜ Oyuncuları'ndan geçmiş bir grup insanın tiyatroya dönüş çabası. Oyun oynama inadı..." olarak tanıtıyor. Bu tanıtım bile başlı başına ekibin projeleri için heyecanlanmaya yeterken 2. sezonunu oynayan Kuşlar isimli oyunlarının aldığı övgüler bu oyunu izleme listesine alınmasını elzem kılıyor.

15 Mart 2020 Pazar - Ayak Bacak Fabrikası (Tiyatro Tez)




Tiyatro: Tiyatro Tez
Sahne: Tiyatro Tempo
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Önce... Sonra... Şimdi... Önce ülkede kıtlık olmuş, insan insanı tanımaz olmuş. Sonra ülkedeki büyük göl için için kaynamaya başlamış, bereket sarmış tüm ülkeyi. Şimdi o göl bizler için tapınak, göldeki balıklar da kutsal yaratıklar oldular."
Künye:
Yazar: Sermet Çağan
Yöneten: Erdinç Kılıç
Oyuncular: Ipek Sarılar , Melih Salgır, Erdinç Kılıç
Öne Çıkma Nedeni: 
Yolları DTCF Tiyatrodan geçmiş-geçmekte olan kişilerin oluşturduğu bir ekip Tiyatro Tez. İlk oyunları Kapıların Dışında ile oldukça övgü alan ekip repertuvarına Türk Tiyatrosunun önemli metinlerinden Ayak Bacak Fabrikası da eklemiş bulunuyor. Oyunda Durukan Ordu'unun Genel Sanat Yönetmenliği, Haluk Yüce'nin Kukla Tasarımı katkılarını da belirtmek gerekiyor.

16 Mart 2020 Pazartesi - Ödül (Kulis Sanat Tiyatrosu)



Tiyatro: Kulis Sanat Tiyatrosu
Sahne: Kulis Sanat Tiyatrosu
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı
"Terkedilmiş bir binanın 33.katında yalnızlığıyla başbaşa kalan Beatrice ,hergün litrelerce su içip içindeki kumu ıslatsa da yalnızlığının verdiği sancıları gideremez... Bir akşam eline bir kağıt alır ve ödül vaadeden bir ilan yazmaya başlar ...“Akıllı ve zeki hiç kimseyi sevmemiş... Genç mirasçıyı etkileyecek bir erkek aranmaktadır...” diye. Günlerce bekler. Erkekler gelir. Hepsini gönderir ve son aday Jean geldiğinde işler biraz değişir... Jean’ da diğer erkekler de göremediği şeyleri farkeder... Jean ödül için gerekli olan aşamaları geçebilmek uğruna her yolu dener... Ama bu süreç Jean ve Beatrice’i tahmin edilemeyecek durumlara sürükler ..."
Künye:
Yazar: Carole Frechette
Çeviri: Ece Okay
Yöneten: Sinan Pekinton
Oyuncular: Serkan Melikoğlu, Ayşin Tabiloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Ödül başından sonuna kadar izleyiciyi merak ettiren, geren, düşündüren bir metin. +18 uyarısı konması, rejide Sinan Pekinton'un olması, bu harika metnin yorumunu merak etmek için başlıca unsurlar.

Ali Uygur Selçuk
www.twitter.com/aliuygurselcuk

24 Şubat 2020 Pazartesi

Ankara Tiyatrolarında Haftanın Öne Çıkanları (24 Şubat - 1 Mart 2020)

Blogda bu tarz bir yazı kaleme almayalı 6 yıla yakın süre geçmiş. 6 yıl o kadar uzun bir süre ki Ankara tiyatrolarında yaşanan değişimi yazının hazırlığını yaparken bile hissetmek mümkün. Bu değişim olumlu yönde nitekim 6 yıl öncesine göre Ankara'daki özel ve alternatif tiyatroların sayısındaki artış mutluluk verici. Bu yazıda haftanın her günü için öne çıkan 1 oyun bilgisini vereceğim, 7 gün için 7 oyun tanıtımı olacak yani.

24 Şubat 2020 Pazartesi - Nereye Gitti Bütün Çiçekler



Tiyatro: Mam'art
Sahne: MEB Şura Salonu (Turne)
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"Eve Ensler'in, Bosna savaşının ardından yazdığı ve orijinal adı "Necessary Targets" olan oyun bilinmeyen bir coğrafyada, bilinmeyen bir zamanda, bir mülteci kampında geçiyor. Bir psikolog kadın mültecilerin travmalarını onarmaya çalışırken bir yazar da bu hikayeleri dünyaya duyurmak istiyor.Kadınlar kendi hikayelerini birer birer anlattıkça, bir yandan savaşın ve mülteci olmanın korkusu ve çaresizliğine tanık olurken diğer yandan da kadınların kendi aralarındaki ilişkilerin nasıl güçlendiğini göreceğiz."
Künye:
Yazar: Eve Ensler
Yöneten: Tuğrul Tülek
Oyuncular: Şenay Gürler, Nazan Diper, Goncagül Sunar, Feri Baycu Güler, Gözde Kansu, Melisa Doğu Ece Yüksel
Öne Çıkma Nedeni: 
Savaş eksenli oyunların sahnede yarattığı dramatik etkiyi oldukça sevmişimdir. Bununla beraber hem oyuncu hem yönetmen olarak başarısını daha önce DOT bünyesinde ispatlamış olan Tuğrul Tülek'in rejisi ve oyunun oyuncu kadrosu oldukça ilgi uyandırıyor.

25 Şubat 2020 Salı - Dansöz



Tiyatro: Kadıköy Theatron - Mek'an
Sahne: Farabi Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Hiç kimsenin, annesinin bile dönüp bakmadığı kayıp bir kız çocuğunun; Meryem’in hikayesini anlatıyor “Dansöz”. Meryem, dünyanın ağırlığını gövdelerinde taşıyan çocuklardan. Fakat günün birinde, duyduğu bir müzikle, bütün hikayesi aniden değişiyor: Meryem, kökleri kadim ritüellere kadar uzanan oryantali ve dans ettikçe daha da büyüyen gövdesindeki hafifliği keşfediyor. Bakışlar ilk kez üstüne çevriliyor. Tüm bakışların üstüne çevrildiği andaysa, Meryem, bakışın da kendi ağırlığıyla geldiğini; hatta bazen görülmenin en ağır yük olduğunu, bakanın neredeyse her zaman gördüğünden fazlasını talep ettiğini fark ediyor… Buradan sonrası ise kıyamet! “Çölün tek gözü vardır, o da Allah’ındır. Tek Allah’ın nazarı üstündeymiş gibi oynayacaksın…”"
Künye:
Yazar: Şâmil Yılmaz
Yöneten: Şâmil Yılmaz
Oyuncular: Sezen Keser
Öne Çıkma Nedeni: 
Şamil Yılmaz önderliğindeki Mek'an Sahne 4-5 yıl öncesine kadar Ankara'nın en ciddi üretim yapan alternatif tiyatrolarından birisiydi. Özellikle tek kişilik oyunları Artık Hiçbi'şii Eskisi Gibi Olmayacak Sil Gözyaşlarını ve Kadınlar, Aşklar, Şarklılar oyunları büyük dikkat çekmişti. Dansöz de yazarın/yönetmenin önceki oyunları gibi oldukça dikkat çekici ve çarpıcı bir oyun.

26 Şubat 2020 Çarşamba - Açık Denizde



Tiyatro: Ankara Devlet Tiyatrosu
Sahne: Akün Sahnesi
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı
"Şimdi mantıklı düşünelim... Eğer gerçek özgürlükle alelade özgürlük aynı şey değillerse, o zaman gerçek özgürlük nerede olacaktır? Cevabı açık: Gerçek özgürlük, alelade özgürlüğün olmadığı yerde olacaktır. İşte bu yüzdendir ki... İşte bu yüzdendir ki gerçek özgürlük, alelade bir şekilde, içinde bulunduğumuz bu özgür açık denizde..."
Künye:
Yazar: Slawomir Mrozek
Çeviren: Yücel Erten
Yöneten: İlham Yazar
Oyuncular: Pelin Şahin, Müjgan Aksoy, Elif Çetinel, Barkın Kenan, Ümit Atalay
Öne Çıkma Nedeni: 
İlham Yazar ve genç oyuncu kadrosu. İlham Yazar'ın yönettiği her oyun dikkat çekicidir ve Ankara izleyicisi için bir şanstır. Açık Denizde oyunu da hem rejisiyle hem genç oyuncularının performansıyla dikkat çekiyor.

27 Şubat 2020 Perşembe - Cehennem



Tiyatro: Tatbikat Sahnesi
Sahne: Tatbikat Sahnesi
Oyun Saati: 20.30
Oyun Tanıtımı: 
"Sanal olmasının gerçek olmadığı anlamına gelmeyen bir dünyada, her şeyi yapabileceğiniz, hissedip deneyimleyebileceğiniz bir hayatta, gerçeklik duygusunun sınırlarıyla oynamaya var mısınız? Peki neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bile unutursanız; kim olduğunuzu kim bilebilir?...” Jennifer Haley’in yazdığı, Elvin Beşikcioğlu’nun yönettiği, Genel Sanat Yönetmenliği’ni Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı ”Cehennem” oyunu; gerçek dünyadaki yaşamın izlerini sanal dünyada sürerken, bizleri doğru ve yanlışla, kimliklerimiz ve hislerimizle, sanal ve gerçekle ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin gerçekliğiyle baş başa bırakıyor."
Künye:
Yazar: Jennifer Haley
Çeviren: Gülay Gür
Yöneten: Elvin Beşikçioğlu
Oyuncular: Ünsal Coşar, Selin Tekman, Talha Sezer, Korhan Karabal, Beyza Nur Metin, Taylan Yılmaz
Öne Çıkma Nedeni: 
Dikkat çekici bir metin, başarılı oyuncular ve her Tatbikat Sahnesi oyunu gibi heyecan uyandırması.

28 Şubat 2020 Cuma - Cehennem Boş



Tiyatro: Tiyatro 1112 Garaj
Sahne: Tiyatro 1112 Garaj
Oyun Saati: 20.00
Oyun Tanıtımı: 
"“İyi değil, iyilik de çıkmaz bundan” Shakespeare oyunlarının vazgeçilmezi olan doğaüstüvarlıklar, vahşi düzenin süngüleridir. Aynı zamanda tehlikeli olduğu için iktidardan da her zaman sürgün edilmişlerdir. Fakat bir gün iktidardan payını isteyen Kâhin, üç Shakespeare karakterini yeniden çağırır. Kendi zamanlarının en önemli katilleri olan karakterlerimiz, yeniden doğmuş olmanın mutluluğuyla, kaldıkları yerden devam etmek isterler yani iktidar için yeniden savaşacaklardır fakat bu sefer hem yalnız değillerdir, hem de yeniden geldikleri dünya, kendi hikâyelerindeki gibi bütünlüklü değildir. Peki, bu sefer taht için ne yaparlar, neyi göze alırlar? Tüm insani değerlerin ortadan kalktığı bir dünyada, iletişimin en ilkel ama bir o kadar da vahşi olan haliyle yaratılan yeni düzen, tamamlanmamış olmanın eksikliği ve çarpıklığıyla eskinin yerini almaya hazırdır fakat iktidara giden tüm yollar kanlı olduğu kadar uzun ömürlü de değildir. Kendine benzemeyi mecbur bırakan iktidar, ondan vazgeçmeyi göze almadığımız sürece varlığını devam ettirirken, kimsenin artık iyi olmadığı dünyaya bizi mahkûmeder."
Künye:
Yöneten: Aylin Saraç
Oyuncular: Cengiz Sezgin, Aylin Saraç, Burçin Yalçın, Şirin Saldamlı, Alper Haliloğlu
Öne Çıkma Nedeni: 
Oldukça ilgi çekici bir metin ve yıllardır ayakta kalan Ankaralı bir tiyatro. Önceki prodüksiyonlarının başarısı bu oyun için de heyecan uyandırıyor. 

29 Şubat 2020 Cumartesi - Madam



Tiyatro: Sahne 367
Sahne: Sahne 367
Oyun Saati: 15.00
Oyun Tanıtımı: 
"Dünyanın sayılı ikonik sanatçılarından biri olan ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın hayatından kesitler sunan oyun, bir otobiyografinin aksine Piaf'ın acıları, hayalleri, hayal kırıklıkları, özlemleri ve başarılarıyla beslenmiştir ve günümüz dünyasına dair bir durum sorgulaması yapma niyetindedir. Yaşadığı onca acıya rağmen hayata tutunmanın yolunu bulma hikayesinde Piaf'ın azmi galip gelmiş ve tek tutkusu mikrofonu olmuştur. Tüm sevdiklerini mikrofonunun içine gömmüş ve orada çok iyi saklayabileceğini bilen bir kadının günümüzle hesaplaşması Madam. Acılarını sevmiş ve onun acılarını bilmeden kendisini ikonlaştırmış dinleyicisine hesap soran bir kadın olarak, son kez sahne aldığı yerde tutunduğu tek bir şey vardır; Mikrofonu, kendi ve geçmişi... “...kollarınız birinin, bir şeyin, bir yerin arkasında kavuştu mu işte dünya o aradaki boşlukta büyümeye başlar. Dünya daha keyifli dönmeye başlar. Güneş bir mesaiye başlamaz da keyifle çevirir sizin olduğunuz yere yüzünü. Sarılın. Dediğim gibi, sanata, insana, boşluğa. Çünkü elleriniz neyin arkasında kavuşuyorsa sizindir o.”
Künye:
Yazan: Erdal Ozan Metin
Yöneten: Erdal Ozan Metin
Oyuncular: Naz Göktan
Öne Çıkma Nedeni: 
Sahne 367 yeni ve dinamik bir tiyatro. 1 yıl öncesinde kurulmuş olmalarına rağmen oldukça dikkat çektiler Ankara'da. Oyun Yazarı ve Yönetmeni Erdal Ozan Metin'in kalemi oldukça kuvvetli, oyuncu Naz Göktan ise bu oyundaki performansıyla Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Oyuncu Ödüllerinde Genç Yetenek Özel Ödülünün Sahibi oldu.

1 Mart 2020 Pazar - Antigone


Tiyatro: Yakın Tiyatro
Sahne: Yakın Sahne
Oyun Saati: 18.00
Oyun Tanıtımı: 
"İnsanı merkeze koyan, her türlü kararı insana, insanın değişkenliğine bırakan ve tıpkı insanın ölümlülüğü gibi yalnızca belirli süre geçerli olan modern yasalar, yüzyıllar içerisinde Tanrının değişmez ve tıpkı Tanrı'nın ölümsüzlüğü gibi sonsuza kadar geçerli olan Tanrısal yasalardan tamamen kopmuştur. Tanrısal yasalar yalnızca efsanelerde kalmıştır. Ancak; Tanrının yasalarınca belirlenen ahlak, bütün değişmezliği ile modern insanın içinde unutmaya çalıştığı bir “sızı” olarak yaşamaya devam etmiştir. “Ayıp” yaptığımız zaman, yüzüne bakamadığımız anne, abla, kadın, bu oyunda Antigone olarak karşımıza çıkar. Antigone, oyun boyunca değişimin karşısında değişmeyeni, yeni yasanın karşısında kadim yasayı, insanın karşısında Tanrı’yı savunan, bir anlamıyla da aziz kimliğiyle karşımızdadır. Kreon ise, insanlar tarafından yazılmış ve kabul edilmiş yasaların uygulayıcısı olan devletin temsilcisidir. Zamana bakıp duran insanın, hatırlaması umuduyla…"
Künye:
Yazan: Uyarlama
Yöneten: Öncü Alper
Oyuncular: Derya Divan, Elif Demir, Emel Budak, Emre Şamdan, İlayda Nur Tekeli, Kutluhan Dağ, Salih Özkaraca, Serkan Kavaklı, Sıla Sert
Öne Çıkma Nedeni: 
Yakın Tiyatro son zamanlarda Ankara'da dikkatimi en çok çeken ekiplerden birisi. Sezon içerisinde sahneledikleri oyunlar, tiyatroya yaklaşımları Ankara tiyatrosu için oldukça sevindirici ve ümit verici.

Ali Uygur Selçuk
https://twitter.com/aliuygurselcuk

20 Şubat 2020 Perşembe

Geçmiş Notlar: Kuklacı - Ritüel Sanat Merkezi

Bu yazı aslen 2015 yılında kaleme alınmıştır. Tozlu rafları kaldırarak, bloga geri bir dönüş yapalım.

Kafe/Bar Tiyatrosu konseptine ilgi duymadım. Bu konsept bende, tiyatroya verilen emekten çok, “oyunu izlemeye gelen izleyiciden nasıl daha fazla para kazanırız” sorusunun önemsendiği hissiyatını uyandırmıştır. Hele ki, kimi yerlerde,“Türkiye’deki ilk Kafe/Tiyatro”nun kurucusu olmakla övünen
çeşitli sanatçılar, tiyatrodan çok, olayı ticari bir hamleye dönüştürmeye başladığından beri, bu konsept bana oldukça soğuk ve tiyatronun samimiyetinden uzak geliyor. Yurtdışında kafelerde/barlarda oyun sahnelenmesinden ziyade küçük doğaçlama gösterilerin veya stand-up şovların yapıldığı mekanlar, hiç kuşkusuz popüler fakat yine de sahnede ciddi bir oyun oynanırken yemek yenmesi, bir şeyler içilmesi, oyunun etkisini her daim azaltacakmış gibi görünüyor.

İngiltere’de, tarihi ve meşhur Globe Tiyatrosu’nun fuaye alanında sosisli satıcısından, içki köşesine, Çin yemeğinden, türlü atıştırmalıklara kadar envai çeşit seçenek izleyicilere sunulurken, izleyiciler kah oyun arasında kah oyun esnasında gidip alışveriş yapabiliyor ve bu yiyecek-içecekleri oyun
esnasında tüketebiliyordu. Bu da pek tabi bana oldukça ters gelmişti, fakat bu, gerek Globe Tiyatrosu’nun yarı-açık alan olması, gerekse çok eskilere dayanan bir kültür olması sebebiyle anlayış gösterilebilecek bir durumdu.

Bu önyargılar ve Kafe-Tiyatro konseptine olan olumsuz bakışım elbette ki, daha ismi Kafe Tiyatro olan bu yere karşı  oldukça mesafeli durmama sebep oldu şu ana kadar. Burada
amacım hiçbir tiyatronun yapısını veya işleyişini sorgulamak ve eleştirmek değil. Aksine, insanın ön yargılı yaklaştığı yerlerde ve konseptlerde dahi güzel vakit geçirebileceğini ve bir noktada haksız olabileceğini kabul etmek.



Önyargılarımı, bütün mesafelerimi kırıp beni Kafe Tiyatro’ya yönelten oyun ise Kuklacı oyunu oldu. Bu oyuna gitmemdeki kuşkusuz en önemli nokta, birkaç yıl önce bu oyun metnine amatör bir toplulukta çalışmış olmamız, oyuna oldukça hakim bir noktada bulunmamız ve oyuna dair elden geldiğince dramaturjik bir altyapımız olmasıydı. Dolayısıyla başka bir yönetmenin oyunu nasıl okuduğu, nasıl sahneye koyduğu ve dahası Kafe-Tiyatro konseptiyle bu oyunun buluşmasının nasıl
olacağına dair merak ve heyecanla oyuna gittim.

Oyuna ilişkin izlenimlerime geçmeden evvel birkaç hususu belirtmekte fayda var. Gardner McKay tarafından kaleme alınan oyunun orijinal ismi “Toyer”. Yani Türkçeye çevirdiğimiz zaman “Oyuncakçı” anlamına geliyor. Bu noktada, oyunun ismi olarak Kuklacı seçilmesi ekibin bir tercihi mi yoksa başka bir sebebi mi var bilemiyorum. Her ne kadar bence Oyuncakçı ismi, oyunun alt metnini daha doğru kavrayan bir isim olsa da, özünde bir gerilim oyunundan ziyade çocuk oyununu andırması nedeniyle ekibin böyle bir isim değişikliğine gitmiş olmasını yadırgamadım. (Bu noktada isim değişikliğinin ekip tarafından yapıldığını varsayılmıştır.)



Cantuğ Turay’ın yönettiği oyun, kurbanlarını bir ilaç ile paralize edip onları birer oyuncak’a/kukla’ya dönüştüren ve öldüren bir seri katil ile, bu seri katil üzerine araştırmalar yapan bir psikoloğun hikayesini anlatıyor. Oyunda Peter rolünde Melih Efeçınar, Maude rolünde Begüm Topçu Turay yer alırken, Maude’ın iş arkadaşı sesi olarak Sinan Pekinton’un sesini 
duyuyoruz.

Tek mekan olarak Maude’nin evinde geçen oyunda bir paravan aracılığı ile ev, dış dünyadan ayrılmış ve bu paravandaki kapılar aracılığıyla da hem ev içi hem de ev dışına geçişler sahnelenebiliyor. Küçük bir sahne ve daha da ötesi izleyicilerin L şeklinde oturma düzenine sahip oldukları salonda, sahne düzeni ve dekor yeterli ve tatmin edici düzeyde. Gerçekten oyun çok küçük bir sahnede oynanıyor fakat bu oyun nazarında bu husus büyük bir avantaja dönüşmüş durumda. Zira bu tarz gerilim hatta belki yer yer “in-yer face” öğeli oyunların, büyük, şaşaalı sahnelerde vereceği etkiyle, küçük, kara kutu sahnelerde vereceği etki hiç kuşku yok ki aynı değil.

İzleyiciler oyunun neredeyse içinde, hatta bazı noktalarda oyuncuların nefesini hissedebilecek bir yakınlıkta oturuyor. Kafe Tiyatro’nun küçük sahnesi, bu noktada sanki bir kara kutu sahneymişçesine, izleyicileri oyunun içine çekmekte, gerilimi daha yakından hissettirmekte önemli bir rol oynuyor. Oyunun metnine dair olan en önemli şey, Peter ile Maude’nin karşılaşmalarından itibaren izleyiciye/okuyucuya alttan altta hissettirilen bir rahatsızlık duygusunun olması, izleyicinin
her an diken üstünde olup bir şeylerin kötüye gideceğini düşünerek gerilmesi. Kuklacı’nın Kafe Tiyatro sahnelenmesinde bu oldukça başarılı bir şekilde verilmiş durumda. Maude’nin
iş arkadaşının telesekretere bıraktığı ses kaydı ile Maude’nin araştırmalarına az biraz kulak misafiri olduktan sonra kapıda  Peter’ın belirmesi ile bu rahatsız edicilik düzeyi artıyor, izleyici neden sonuç ilişkisini kurarken Peter’ın hal ve tavırları, söyledikleri ile giderek gerilen bir oyunu izliyor.



Burada reji doyurucu, sesler ve müzikler pek çok büyük sahneye göre gayet net ve yeterli. Önemli olan nokta, inanılmaz ses efektleri veya harikulade müziklerin kullanılması değil. Ses ve müziklerin sahnedeki gerçekliği pekiştirmesi, izleyiciyi oyunun içine katması ve oyunun bir bütün olarak
eksiksiz olmasını sağlaması. İşte Kafe Tiyatro’nun Kuklacı sahnelemesinde de bu var.

Peter rolü ile Melih Efeçınar harikalar yaratıyor. Bilkent’in son dönem en iyi jenerasyonlarından birinin içinde yer alan Efeçınar, karakterini oldukça özümsemiş ve sahneye çok başarılı bir performans çıkarmış. Metin gereği karakter zaten düz bir çizgide ilerlemiyor, düşmeler, yükselmeler var ve fakat daha önemlisi belki de; 5’er dakika arayla 3-4 farklı karaktere bürünüyor. Bu karakter geçişleri o kadar keskin ve başarılı ki, hem oyuncunun hem yönetmenin başarısı bu noktada ortaya
çıkıyor. Peter’ın bu oyun açısından önemi çok büyük, zira hem Maude ile hem izleyici ile bir cambaz gibi oynaması oyunun gerilim unsurunun en temel noktası.

Maude rolü ile Begüm Topçu Turay sahnede yer alıyor. Metin gereği gerilim kısmının pasif süjesi ama karakter olarak sakinliği, ne yaptığını bilmesi sahneye başarılı bir şekilde aktarılmış. Peter’ın onunla oynamasına, onu manipüle etmesine izin verirken, bir yandan da yıllardır peşinden
koştuğu, aradığı ve araştırdığı kişiyi nasıl ve ne şekilde özümsediğini başarılı bir şekilde sahneye taşıyor Begüm Topçu Turay.

Yönetmen Cantuğ Turay, başarılı bir sahneye koyma gerçekleştirmiş. Burada önemli iki nokta var. Birincisi, yönetmenin yapmak istedikleri, düşündükleri kadar, küçük sahne ve L oturma düzenli küçük bir salonda aksaksız ilerliyor oyun. İkincisi ise oyun yaklaşık 2 yıldır sahneleniyor fakat yönetmen bizim izlediğimiz oyunda, oyunu izleyenler arasındaydı. Birçok defa sahnelenmiş oyununu hala izliyor olması, büyük bir artı puan. Prömiyere bile katılmayan nice yönetmen var ülkemizde.

Kuklacı, ufak tefek aksaklıkları olsa da başarılı bir yapım. Her ne kadar Kafe-Tiyatro konseptinde sahnelense de Ankara’nın eksikliğini çektiği alternatif tiyatro oyunları açısından az sayıdaki örnekten birisi olmuş durumda. Burada oyun metninin, sahne düzeninin etkisi büyük yukarıda belirttiğim
gibi. Bu nedenle tiyatroseverlerin izleme listesine almaları gerekiyor bu oyunu. Oyun düzenli olarak Kafe Tiyatro’da  sahneleniyor.

Son olarak önyargıyla yaklaştığım Kafe-Tiyatro konseptiyle ilgili, Kafe Tiyatro’da gözlemlediğim birkaç husus. Oyunun başlamasına kısa bir süre kala salona geldik. Bu yüzden yemek servisi var mı bilmiyorum fakat oyun öncesi ve arasında içecek servisi var. Tiyatro izlerken bir şeyler içmek değişik bir duygu. Bunu ticarete dökenlerden dolayı önyargılı yaklaşsam da Kafe Tiyatro gerçekten sahnede işin hakkını vererek yani olayın tiyatro ayağına önem vererek benim önyargılarımı kıran bir
mekân oldu.

Ali Uygur Selçuk