8 Kasım 2012 Perşembe

Ankara Devlet Tiyatrosu Sahneleri

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
Bu blogda da çokça değinildiği üzere, Ankara ve Tiyatro kelimeleri yan yana gelince, Devlet Tiyatrolarından bahsetmemek olmuyor. Zira son yıllarda özellikle İstanbul'da pek çok özel ve butik tiyatro gelişme gösterirken, Ankara'da bu gelişim aynı hızda olamadı ve üretkenlik oldukça düşük bir seviyede kaldı. Bu durum da insanların Devlet Tiyatrolarına yönelimini arttırdı. Son yıllarda klasik tiyatro sahnelemelerinin artık izleyiciye hitap etmemeye başlamasıyla, daha deneysel, yenilikçi oyunlar ortaya çıkarken, devlet tiyatroları bünyesinde de bu oyunları görmek mümkün oldu. Belki Ankara'da özel tiyatroların üretkenliği son derece kısıtlı olsa da Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde bu tarz yenilikçi, çağdaş oyunlar izleme şansına erişti Ankara izleyicisi.

Bu blogda daha önce değindiğimiz Yastık Adam, yıllardır kapalı gişe oynayan Bir Delinin Hatıra Defteri, bu sezonun yenilerinden Jerry ve Tom gibi oyunlar bu ihtiyacı bir nebze olsun karşıladı ve bu tarz oyunlar sahnelendikçe karşılamaya da devam edecek. Son derece tiyatroya bağlı ve gerçekten tiyatroyu takip eden bir izleyici kitlesine sahip Ankara. Bu da Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki oyunlara ilginin hiç ortadan kalkmamasına, oyunların çoğunlukla dolu salonlarda oynanmasına yol açıyor.

Bu yazıda, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki sahnelere bir bakış atacağız. Sahne Bilgisi tekniğine çok girmeden, sahnelerle ilgili basit bir rehber olması temel amaç.

1- Cüneyt Gökçer Sahnesi (Çayyolu):

Cüneyt Gökçer Sahnesi
Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde bulunan, en yeni ve en modern sahnelerden birisi. İsmi Usta tiyatrocu Cüneyt Gökçer'in anısını yaşatıyor ve yaşatmaya devam edecek. Çayyolunda bulunan Arcadium alışveriş merkezinin hemen arkasında bulunan sahne, Ankara'daki diğer pek çok sahneden farklı olarak hem derinliği hem de barındırdığı mekanizmalarla, farklı oyunların sahnelenmesine elverişli bir ortam sunuyor. Hem klasik tarzda, normal bir çerçeve sahnede sahnelenebilecek oyunlar hem de daha farklı mekanikler getiren dekorları rahatlıkla ağırlayabiliyor. Hem normal hem de balkon oturma düzeni mevcut. Öyle ki örneğin, klasik çerçeve sahnede sahnelenen Kerbela oyunu hem Büyük Tiyatro'da hem Cüneyt Gökçer Sahnesinde sahnelenebiliyor. Bununla beraber daha önce Stüdyo Sahne ve Akün Sahnesinde sahnelenen Bir Delinin Hatıra Defteri de farklı rejisi ve oturma düzenine rağmen burada sahnelenebiliyor.

531 koltuğa sahip sahnenin (Bazı oyunlarda, örneğin Bir Delinin Hatıra Defteri, oturma düzeni ve sayısı değişebiliyor) en büyük handikapı Çayyolunda yer alıyor olması. Çayyoluna ulaşım toplu taşıma ile kolay olsa da özellikle hafta içleri 20.00'deki oyunlara iş veya okul çıkışı yetişmek biraz zor, zira sahneye şehir merkezinden gelmek için, Eskişehir Yolu'nun yoğun trafiğine girmek gerekiyor. Ayrıca Çayyolundan şehire dönüş kısmı da biraz sıkıntılı olabiliyor. Özellikle toplam süresi 3 saate varan oyunlardan sonra, saat 23.00 civarı Çayyolundan şehir merkezine toplu taşıma araçları ya çok seyrekleşiyor ya da hiç kalmıyor. Devlet Tiyatrolarının, Stüdyo Sahne veya İrfan Şahinbaş Sahnesinde olduğu gibi bu sahneye de bir servis koyması izleyicileri oldukça rahatlatabilir.

2- Akün Sahnesi (Tunalı):

Akün Sahnesi
Önceleri sinema olan daha sonra bir tiyatro salonuna dönüştürülen Akün Sahnesi, Atatürk Bulvarı üzerinde yer alıyor. Çerçeve sahnelerden farklı olarak, sahne ile izleyiciler arasında bir boşluk veya yükselti olmaması, sahnenin hemen izleyicilerin önünde yer almasıyla bir İtalyan Sahne olarak dikkat çekiyor. Sahnenin izleyiciyle olan bu yakınlığından dolayı şahsi olarak Ankara'da en beğendiğim sahnelerin başında geliyor. Cüneyt Gökçer Sahnesi gibi, Akün Sahnesi de hem klasik sahnelemelere hem de farklı, yenilikçi sahnelemelere kolaylıkla ev sahipliği yapabiliyor. Yine Cüneyt Gökçer Sahnesi gibi farklı mekanizmalara ve dekorlara ev sahipliği yapabilen bu sahnenin de derinliği oldukça fazla.

Akün Sahnesinde bir balkon sistemi bulunmamasına rağmen, diğer tiyatro sahnelerinden farklı olarak, eski bir sinema olmasının da etkisiyle koltuklar aynı seviyede yer almıyor ve önden arkaya doğru yükseliyor. 361 koltuğa sahip sahne, Kızılay'dan yürüme mesafesinde olmasıyla oldukça merkezi bir konum taşıyor. Bu nedenle de Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde ulaşımı en kolay sahnelerden birisi. Başta da belirttiğim üzere, sahne düzeni, oyunların izleyici ile daha etkileşimli bir halde buluşmasını sağlıyor. Bu noktada sahne ile izleyici arasında mesafe olmaması, bu sahnenin izleyici koltukları dışında, daha butik tiyatro denemelerine de ev sahipliği yapmasına imkan tanıyor. Bununla beraber sahnede yer alan mekanizma, oyuncuların sahne altına girmelerine, ya da sahne altından bir anda oyuncu çıkmasına imkan tanıyabiliyor.

3- Şinasi Sahnesi (Tunalı):

Şinasi Sahnesi
Akün Sahnesiyle arkalı önlü yer alan, Şinasi Sahnesi, Tunus Caddesi üzerinde bulunuyor ve bu nedenden ötürü, yine Akün Sahnesiyle beraber ulaşımı en rahat sahnelerin başında geliyor. Klasik bir çerçeve sahne olarak nitelendirebileceğimiz bu sahnede farklı tarz oyunların sahnelenmesinin oldukça zor olacağını düşünüyorum. Zaten daha önce İrfan Şahinbaş Sahnesi ve Akün Sahnesinde sahnelenen Yastık Adam'ın yönetmeni İlham Yazar, oyunun Şinasi Sahnesinde sahnelenmesinden önce attığı bir tweette de bu noktaya değinmişti.

490 koltuğa ev sahipliği yapan bu sahne, Cüneyt Gökçer Sahnesi ve Akün Sahnesinden farklı olarak çok da rahat olmayan bir oturma düzenine sahip. Adı geçen sahnelerde oturma düzeni ve koltuklar, izleyicilere oldukça rahat oyun izleme imkanı sunarken, Şinasi Sahnesinde böyle bir durum olmadığını belirtmekte fayda var. Kişisel olarak, hem sahnenin çerçeve sahne olması, hem oturma düzeninin bu sıkıntısı nedeniyle, çok da beğenmediğim bir sahne Şinasi Sahnesi.

4- Küçük Tiyatro (Ulus):

Küçük Tiyatro
Devlet Tiytroları bünyesinde açılan ilk sahne olan Küçük Tiyatro, Ulus'ta yer alıyor ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Sahne dışında bulunduğu bina içerisinde hem Oda Tiyatrosuna hem de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne ev sahipliği yapıyor. Küçük Tiyatro sadece bir tiyatro sahnesi değil. Zira mimarisi, içinde yer alan tarihi dokusuyla aslında tiyatrodan çok daha fazla şeyi bünyesinde barındırıyor.

Balkon'lu oturma düzeninin mevcut olduğu sahnede 467 koltuk bulunuyor ve sahnenin akustiği tek kelimeyle mükemmel. Hem Balkondan hem en ön sıradan bu sahnede oyun izlemiş birisi olarak bunu söylemem mümkün. Çerçeve sahne olmasına rağmen, izleyici ile sahne arasındaki boşluk Şinasi Sahnesindeki kadar rahatsızlık yaratmıyor, ayrıca koltukların ve oturma düzeninin de Şinasi Sahnesindeki kadar rahatsız edici olmadığını belirtmek gerekiyor. Konumu itibariyle de merkezi bir noktada yer alması, ulaşım açısından Küçük Tiyatronun en büyük artılarından.

Küçük Tiyatroyla ilgili son bir not. Diğer pek çok sahnede gişeler sahneye yakın yerlerde yer alırken, Küçük Tiyatro'nun ayrı bir gişesi var. Özellikle İnternet'ten alınan biletlerde, eğer oyuna çok yakın bir zamanda Küçük Tiyatro'ya ulaşırsanız, biletiniz gişede değil, sahne girişine yakın bir yerde görevlilerde oluyor. Telaşa kapılıp gişeye gidip vakit kaybetmeye lüzum yok.

5- Oda Tiyatrosu (Ulus):

Oda Tiyatrosu
Ulus'ta bulunan Küçük Tiyatro ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile aynı binada yer alan Oda Tiyatrosu, 60 kişilik kapasiteye sahip. Adından da anlaşılabileceği üzere diğer sahnelerden farklı olarak küçük bir sahnesi ve oturma düzeni mevcut. Genellikle az sayılı casta sahip ve bu tiyatronun sahnesine uygun oyunlar sahneleniyor.

Oturma düzeni nedeniyle özellikle arka sıralarda oturan izleyiciler tarafından şikayet görse de, bu sahnede gerçekten çok başarılı oyunlar sahneleniyor. Fakat bir yanılgıya düşmemek lazım. Oda Tiyatrosu farklı bir konsept olarak yer alıyor ve 50-60 kişilik butik tiyatro salonlarından ayrılıyor. Burada butik bir oyun oynamak mümkün değil, zira butik oyunlar genellikle farklı oturma düzenlerine ve italyan sahnelere sahip yerlerde sahneleniyor. Oda Tiyatrosu ise küçük bir çerçeve sahne. Burada sahnelenen oyunlar, diğer oyunlardan farklı olarak 18.30'da başlıyor.

6- Büyük Tiyatro (Ulus):

Büyük Tiyatro
 Hem tiyatrolara hem de operalara ev sahipliği yapan bu sahnenin geçmişi 1930'lu yıllara kadar dayanıyor ve Küçük Tiyatro gibi burası da sadece bir tiyatro sahnesinden çok daha fazlasını veriyor izleyiciye. Balkonlu ve localı oturma düzeni, 595 oturma kapasitesi ile Ankara'da yer alan en büyük Tiyatro sahnesi Büyük Tiyatro. Burada sahnelenen oyunlar da genellikle dekor ve oyuncu sayısı itibariyle büyük oyunlar olarak dikkat çekiyor.

Oturma düzeni rahat olmasına rağmen, salonun büyüklüğü nedeniyle, oturma sırasında geriye gidildikçe seyir keyifi biraz düşebiliyor, fakat oturma düzeninin rahat olduğunu da söylemek gerekiyor. Bina önünde bulunan Leyla Gencer ve Cüneyt Gökçer heykelleri ise diğer tiyatro yapılarından ayırmaya yetiyor Büyük Tiyatro'yu.

7- İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi - Stüdyo Sahne (Ostim):

İrfan Şahibaş Atölye Sahnesi
 Ankara'da yer alan en ilginç iki sahne İrfan Şahinbaş ve Stüdyo Sahne. Ostim'de yer alan Devlet Tiyatroları yerleşkesindeki bu sahneler, izleyiciye Devlet Tiyatroları bünyesinde, alışılmışın dışında oyun deneyimi yaşamalarına imkan tanıyor.

Bunun başlıca sebebi her iki sahnenin de, klasik sahne kurallarında olmaması. Yani, izleyicilerin kafalarını kaldırıp bakacakları bir sahne yok. İzleyiciler aslında sahneye konulmuş koltuklarda oturuyorlar ve oyun izleyicilerin arasında sahneleniyor. İrfan Şahinbaş sahnesinde, karşılıklı oturma düzeni dikkat çekiyor. Oyun izleyicilerin ortasında oynanıyor. Bu açıdan, her türlü yenilikçi ve farklı rejiye ev sahipliği yapabiliyor.

Stüdyo Sahne - Bir Delinin Hatıra Defteri
Stüdyo Sahne'de ise, oturma planı oyundan oyuna göre değişkenlik gösterebiliyor. Dahası bir oturma düzeni mevcut değil. Yani, Stüdyo Sahne'de yer alan bir oyuna bilet alan kişinin oturacağı yer belli değil. O an boş olan bir yere oturuyor izleyici. Klasik anlamda bir sahne olmadığı için ve oturma düzeni klasik olarak önden arkaya doğru yer almadığı için, nerede oturduğunun çok bir önemi yok. Örneğin, Bir Delinin Hatıra Defterinde izleyiciler bir çember şeklinde otururken, Jerry ve Tom oyununda izleyicilerin oturdukları yerler oyun etrafında dönüyor.

Her iki sahne için de temsillerden 1 saat önce Büyük Tiyatro önünden servis kalkıyor ve oyunlardan sonra izleyiciler yine servislerle Büyük Tiyatro önüne bırakılıyorlar.

8- Altındağ Tiyatrosu (Altındağ): 

Altındağ Tiyatrosu
Şehire uzak bir konumda yer alan, 307 koltuklu oturma düzenine sahip Altındağ Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesindeki diğer sahnelere nazaran adeta biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Klasik Çerçeve sahneye sahip bu tiyatroda dikkat çeken bir nokta özellikle önceki yıllarda çoğunlukla komedi, vodvil tarzı oyunların sahnelenmesi.

Son Bir Not, Her Sahnede My Bilet Dokunmatik Ekranı bulunuyor fakat kimi zaman bunlar çalışmıyor. Ayrıca İnternetten aldığınız biletler oyun günü, oyundan yaklaşık 1 saat önce gişide oluyor, kimlik karşılığı alabiliyorsunuz.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Ankara Tiyatro Rehberi 2 (8 Kasım 2012 - 15 Kasım 2012)

Geçtiğimiz hafta ilk kez başladığımız ve Ankara'da o haftaki bütün tiyatro etkinliklerini duyurmaya çalıştığımız rehberin 2. ayağı. İlk yazıda da vurguladığım üzere o haftaki bütün oyunları bildirip en öne çıkanları tanıtmak bu yazının esas amacı. Bu hafta Ankara'daki tiyatro etkinliklerine baktığımız zaman şu oyunlar öne çıkıyor:

1- Bir Delinin Hatıra Defteri (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Bir Delinin Hatıra Defteri
Yıllardır Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan, Gogol'un eseri Cem Emüler yönetmenliğinde ve Erdal Beşikçioğlu oyunculuğunda sahneleniyor. Farklı dekoru, rejisi ve muhteşem oyunculuğu ile oyunun biletleri çıktığı anda tükeniyor. Hatta bu oyuna bilet bulabilmek için gişe önünde sabahlayanlar dahi oluyor. Bilet bulursanız kaçırmamanız gereken bu oyun, Stüdyo Sahne ve Akün Sahnesinden sonra şimdi de Cüneyt Gökçer Sahnesinde. Talebin yoğunluğu karşısında 100 kişilik oturma düzeni 200 kişiye çıkarılmış durumda ama ne yazık ki yine biletler tükenmiş. Bir şekilde bilet edinebilirseniz ya da şanslıysanız boşalan bir koltukta yer bulabilirseniz muhakkak gidip görmeniz gerekiyor. Oyun 8-9-10 Kasım tarihlerinde sahnelenecek.

2- Yastık Adam (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Yastık Adam
1. Rehberden alıntılayarak yine paylaşalım: Hiç şüphesiz son yıllarda Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenmiş en ilginç ve en beğenilen oyunların başında geliyor Yastık Adam. Farklı sahneleniş tarzı, ilginç konusu, sağlam metni ve tabi ki olağanüstü oyunculuklarıyla 2 yıldır sahnelenen bu oyun, izleyenler tarafından tam puan oluyor. Daha önce bu blogda da bir incelemesine yer verdiğimiz Yastık Adam, Martin McDonagh'ın kaleminden çıkıp İlham Yazar rejisiyle izleyiciyle buluşuyor. İlham Yazar tiyatro adına gerçekten oldukça yenilikçi işler yapan ve sürekli kendini yenileyen ve güzel işlerin altına imza atan bir yönetmen, ayrıca bu yıl yine Ankara Devlet Tiyatrosunda, Jerry ve Tom isimli oyunun yönetmenliğini yapıyor. Sadece onun yönetmenliğini izlemek için bile gidilebilir. Oyun 8-9-10-11 Kasım tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek. Son bir not, İlham Yazar'ın twitter'dan belirttiği üzere oyun ilk kez çerçeve sahnede sahnelenecek. Zira daha önce Akün'de ve İrfan Şahinbaş sahnelerinde sahnelenmişti.

3- Kerbela (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Kerbela
Ankara Devlet Tiyatrosunun bir kaç yıldır gedikli oyunlarından olan Kerbela, kalabalık kadrosu, başarılı oyunculukları, reji başarısı ile dikkat çeken bir oyun. Ali Berktay'ın kaleminden çıkan ve Ayşe Emel Mesci rejisiyle sahnelenen bu tarihsel oyunda, Kerbela'da yaşananlar anlatılıyor. Uzun süresi bir handikap gibi görünse de, Devlet Tiyatrolarının başarılı yapımlarından birisi olan bu oyun da fırsat olduğu takdirde izlenmeli, zira her anlamıyla çok başarılı bir yapım. Oyun 9 ve 11 Kasım tarihlerinde Büyük Tiyatro'da sahnelenecek.

4- Cesaret Ana ve Çocukları (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Cesaret Ana ve Çocukları
Epik Tiyatro'nun kurucusu, Berthol Brecht'in en başarılı oyunlarından biri sayılan Cesaret Ana ve Çocukları, İrfan Şahinbaş Atölye sahnesinde sahneleniyor. Ayşe Emel Mesci rejisinde sahnelenen bu oyunu henüz izleme fırsatı bulmasam da hem gelen tepkilerin oldukça olumlu olması hem de İrfan Şahinbaş sahnesinin yenilikçi rejilere müsait bir ortam sunmasıyla, izlenme listesine alınması gereken oyunların başında geliyor. Ayrıca bir Brecht klasiği olarak oyunda yer alan Orkestra da, izleyicinin ilgisini çekebilecek nitelikte. Oyun 8-10-14-15-16 tarihlerinde İrfan Şahinbaş sahnesinde sahnelenecek. Kısa bir not, oyunun süresinin uzunluğu ile İrfan Şahinbaş sahnesinin uzaklığı çekinceler yaratmasın. Zira Büyük Tiyatro önünden oyundan 1 saat önce servis kalkıyor. Aynı şekilde oyun bitiminde de servisler izleyicileri Büyük Tiyatro'ya ücretsiz taşıyor.

5- Van Gogh (Tiyatro Gerçek): 

Van Gogh
Hakan Gerçek'in kurmuş olduğu Tiyatro Gerçek tarafından sahnelenen bu oyun, turnesi kapsamında Ankara'ya uğruyor. Van Gogh'un hayatının sahnelendiği bu tek kişilik oyun başarılı oyunculuğu ile dikkat çekiyor. Özellikle turne kapsamında Ankara izleyicisi ile buluşacak olması sebebiyle bu oyun da bu haftanın dikkat çeken oyunları arasında yerini alıyor. Oyun 9 Kasımda Odtü KKM'de, 15-16-17 Kasım tarihlerinde ise Şinasi Sahnesinde Sahnelenecek. Oyunun biletlerine şuradan ulaşabilirsiniz.

6- Hayvan Çiftliği (Stüdyo Cer):

Hayvan Çiftliği
Yine ilk rehberimizde bahsettiğimiz üzere; Ankara'daki özel tiyatroların üretim azlığına inat ilaç gibi gelen bir oyun Hayvan Çiftliği. Cer Modern bünyesinde kurulan Stüdyo Cer'de sahnelenen oyun, dünyaca ünlü yazar George Orwell'in aynı adlı romanını Erdal Beşikçioğlu rejisiyle sahneye taşıyor ve farklı sahnelenişi, farklı tarzıyla dikkati çekiyor. Uzun zamandır Ankara'da görülmemiş bir renk katıyor Ankara Tiyatro hayatına. Romanda geçen meşhur, Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir, sözünü afişine taşıyan bu oyun kaçırılmaması gereken oyunlar listesinde en tepeye oynuyor. Son yıllarda bir kaç farklı devlet tiyatroları yapımına oldukça ilgi gösteren Ankara izleyicisi şimdiden bu oyunu da oldukça sahiplenmiş durumda ve biletler kısa sürede tükeniyor. Erdal Beşikçioğlu hem oyunculuk hem de rejisörlük anlamında farklı işler yapmaya devam etmesi de oldukça güzel. Zira artık klasik kalıplı oyunlar izleyicinin ilgisini pek çekmiyor. Oyun 8-13-15 Kasım tarihlerinde Stüdyo Cer'de sahnelenecek.

7- Diğer Oyunlar:

Hürrem Sultan
Ankara Devlet Tiyatrosu: 33 Varyasyon, Eurydicenin Elleri, Bir Kahve Molası - Karıncalar, Yağmur Durduğunda, Mekruh Kadınlar Mezarlığı, Soğuk Bir Berlin Gecesi, Hürrem Sultan, Dönülmez Aşkın Ufkundayız, Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun, Boğaç Han (Çocuk Oyunu), Keloğlan Keleşoğlan (Çocuk Oyunu)

- Adile Naşit Tiyatrosu: Bir Delinin Hatıra Defteri (14 Kasım 2012 Çarşamba) 

- Meydan Sahnesi: Bir Garip Orhan Veli (11 Kasım 2012 Pazartesi), Sakıncasız (10-14-17-24-28 Kasım 2012)

- Mavi Sahne: Gıres - Angaralı (9-10-11 Kasım 2012)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Zübük (9-16-25 Kasım 2012), Selamün Kavlen Karakolu (11-17-18-24-30 Kasım 2012), Giderayak (10 Kasım 2012 Cumartesi)

- Tiyatro Kafe: Kuklacı (14-17-25 Kasım 2012), Şu İşe Bak (10-21 Kasım 2012)

- Tiyatro 1112 Garaj: Kutular (9-12-18 Kasım 2012)

- Antares Sanat Merezi: Sözler (10-11 Kasım 2012)

- Pervasız Tiyatro (Turne): Uçurtmanın Kuyruğu (9-10 Kasım 2012)

- Ankara Halk Tiyatrosu: Uysal Yurttaş Projesi (10 Kasım 2012 Cumartesi)

- Başkent Kültür Sanat Tiyatrosu: Yedi Kocalı Hürmüz (10-24 Kasım 2012)

- Başkent Tiyatroları: Ağaçlar Ayakta Ölür (10-11-13-14 Kasım 2012)

- Tiyatro Gerçek (Turne): Üstü Kalsın ( 10 Kasım 2012)

- Tiyatro Sahnekarlar (Turne): Canlı Yayın (13 Kasım 2012)

4 Kasım 2012 Pazar

Profesyonel (İstanbul Devlet Tiyatrosu)

Profesyonel

Profesyonel, yıllardır İstanbul Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan bir Duşan Kovaçeviç oyunu. Işıl Kasapoğlu rejisindeki oyun geçtiğimiz hafta Ankara'ya uğradı ve izleyiciyle buluştu. Oyuna geçmeden önce bir kaç noktayı belirtmekte fayda var. İstanbul'da oldukça rağbet gören ve bilet bulmanın zor olduğu bu oyun Ankara'da da büyük ilgiyle karşılandı ve Şinasi sahnesinde sergilendi. İstanbul'daki sahneleri bilmediğim için yorum yapamayacağım fakat Şinası Sahnesi gözümde iyi bir sahne değil benim. Hem oturma düzeni hem sahnenin küçüklüğü oyunların bir şekilde istenilen etkiyi verememesini sağlıyor olabilir. Bu durum Profesyonel'de çok geçerli değildi fakat dekorun sahneye tam oturmadığını, boşlukların olduğunu gözlemlemek oyunun başlangıcı için bir handikaptı. Buraya şerh düşmekte fayda var, dekorun bu durumu yani dekorun sahnede boşluklu durması bir şekilde sahneye oturmaması bir tercih meselesi veyahut zaten var olan bir durum olabilir.

Oyun yıllarca edebiyatla uğraşmış, şimdilerde bir yayınevinin genel yayın yönetmenliğine getirilmiş Teja'nın (Yetkin Dikinciler) odasında başlıyor. Geri planda politik değişime uğramış bir Yugoslavya var. Oyuna dair hiç bilgi olmadan gidilmezse bu geri plan biraz geç anlaşılabiliyor, oyunun başlarında duyulan Balkan müzikleri ilk ipuçları olsa da sonrasında yer alan bolca politik göndermeyle karakterlerimizin ait olduğu çevreye hakim oluyoruz.

Okuduğu başarısız kitap denemelerinden sıkılmış vaziyetteki Teja, izleyiciye bir kişinin gelip hayatlarını değiştirip değiştiremeyeceğini sorarken, izleyici beklentisi bu noktaya çekiliyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'nın (Bülent Emin Yarar) başlardaki gizemi, kendini açıkladıkça yerini Teja'nın geçmişine bir yolculuğa, geçmişi, geleceği sorgulamasına yol açan olaylar bütününe yol açıyor. Teja'yı ziyarete gelen Luka'yı ilk başta, romanını okutmaya gelen başarısız bir Yazar adayı olarak gören ve onunla görüşmeyi dahi kabul etmeyen Teja karşısında Luka, kendini açıkladıkça ve Teja'ya geçmişinden kesitler sundukça iki kişi arasındaki soğuk başlangıç kısa süreli bir dostluğa, bir kader birlikteliliğine yol alıyor.

Teja (Yetkin Dikinciler) - Luka (Bülent Emin Yarar)
Luka karakterinin gizemi çabucak çözülse de şüphesiz izleyicide yarattığı merak oyunun başında izleyiciyi hikayeye tutunduran temel öğe. Bir evrak çantası, bir bavul, saç-baş dağılmış görüntüsüyle Teja'nın ofisinde beliren Luka, Teja'ya 4 adet ciltlenmiş kitap verirken, Teja'nın bunları önce başarısız birer yazı denemesi zannetmesi, Luka'yı küçümsemesi sonrasında ise bu yazıların aslında Teja'nın 18 yıl boyunca yaptığı konuşmaların yazıya aktarılmasını öğrenmesiyle yerini hüzünlü bir yolculuğa bırakıyor. Emekli bir polis olan Luka, görevi gereği Teja'yı 18 yıl boyunca takip edip onun konuşmalarını ses kaydına alırken, zamanla Teja'nın bu ziyarete kadar bilmediği bir ilişki başlıyor aralarında. Luka için Teja, 18 yıldır tanıdğı bildiği, bütün hayatını takip ettiği, pek çok kez ölümden kurtardığı bir kişi olarak yer alırken, Teja'nın kendi geçmişine olan yabancılığı oyun boyunca izleyiciye aktarılıyor.

Luka önce görevi gereği, Teja'nın tüm konuşmalarını kayıt altına aldıktan sonra kağıda döküp rapor ettikten sonra, zamanla bu konuşmaları bir edebiyat antolojisi haline getirmeye başlıyor. Önceleri Teja'nın öldürülmesi gerektiğini dahi düşünüp bunu amirlerine bildiren, hatta bir kaç kez Teja'yı öldürmek isteyip çeşitli sebeplerle bunu başaramayan Luka, zaman içerisinde Teja'ya karşı bir yakınlık duyuyor hiç kuşkusz.

Luka'nın Teja'ya olan ziyareti ve Teja'nın son 18 yılını ona hatırlatışı sadece kişisel sebeplere dayanmıyor. Aslında bu 18 yıl, aile ilişkilerinden başlayıp ülkenin politik değişimine kadar pek çok noktaya değiniyor. Oğlu edebiyat öğretmeni olan Luka, konuşmalarını kitaplaştırdığı Teja'nın bu kitaplarını okulunda okuttuğu için okuldan atılan ve 'yasaklı' ilan edilen oğluyla yaşadığı çatışmanın bir benzerini, Teja'nın hayatında görüyor. Teja'nın babasıyla yaşadığı politik çatışmayı kendi oğluyla yaşayan Luka belki de bu noktada, yıllarca takip ettiği ve görevi olan bu 'adam'a karşı görevden farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Bu noktada Teja'nın yıllardır kendi çocuğunu görmemiş olması ise Luka ve oğlunun yaşadıklarını öğrendikten sonra Teja'ya bir uyarı niteliği taşıyor adeta.

Luka - Teja

Oyunda üstünde çok durulmayan fakat ciddi olduğu anlaşılan bir ameliyata girecek Luka, belki de ölmeden önce, oyunda da belirttiği üzere herkese karşı borçlarını kapıyor ve Teja'ya geçmişini, göremediklerini, yitirdiklerini hediye ediyor. Geçmişine dair pek çok eşya, çok sevdiği annesinin kendisine yazdığı fakat eline hiç ulaşmayan mektuplar, Teja'ya yıllar sonra gelen hem büyük armağanlar niteliği hem de hayatını gözden geçirmesi için birer düşündürücü sebep oluyor.

Kendi ifadesiyle hayata dair öğrendikleri sadece polis okuluyla sınırlı olan Luka, bir edebiyat adamının hayatına bu denli girince bir değişime uğruyor. Bu yaşanılan değişimi hem görüşler, hayat bilgisi, aile ilişkileri olarak özetlemek mümkünken, bir zamanlar İktidar için çalışan Luka, iktidar değişimiyle birlikte polislikten emekli edilip, taksi şöforlüğü yapmaya başlarken, Teja da tam tersi olarak bu iktidar değişimiyle yükselişe geçip, bir genel yayın yönetmeni oluyor ve Luka'nın değişiyle artık 'onların' adamı oluyor.

Ülkede ve karakterlerde yaşanılan değişimler bir yana, aile ilişkileri oyunun önemli bir noktasını hatta en büyük trajedisini kapsıyor. Teja'nın babasıyla kavgalı ayrılması, annesini yıllarca görmemiş olması ve aslında her iki ebeveyninin de ona dair özlemini belirten şeyleri yıllar sayesinde Luka sayesinde öğrenmesi onun geçmişle hesaplaşmasındaki en önemli noktalar oluyor. Aynı zamanda bu durumları yıllarca gözleyen Luka'nın da benzer bir çatışmayı oğluyla yaşaması ve oğlunun ondan uzaklaşması ve belki de Luka'nın ölecek olmasından ötürü oğlunu bir daha göremeyecek olması Luka'nın trajedisi olurken Teja'ya da adeta uyarı niteliği taşıyor.

Marta-Teja
Luka, Teja'nın odasına ilk geldiğinde 4 kitap ve 1 oyundan bahsederken, Teja hiç bir zaman bir oyun yazmadığını hatırlıyor ve Luka'ya soruyor. Luka ise kendinden emin bir şekilde, oyunun başından beri 4 kitabı göstermiş olmasına rağmen bu 'oyun'u en sona saklıyor ve çantasından bir ses kayıt cihazı çıkarıyor. Teja'dan 18 yıl boyunca kendi yaptığı şeyi, yani konuşmaları kağıda dökme işini bu sefer onun yapmasını, bu oyunu yazmasını istiyor. Ayrıca ölmesi durumunda ise Teja'nın, oğluna ulaşmasını da son istek olarak belirtiyor.

Luka ve Teja'nın geçmişle, günümüzle ve gelecekle olan bu hesaplaşmasında, Teja'nın asistanı Marta'a da yer yer görünerek uzaktan uzağa onun trajedesine de göndermelerde bulunuluyor. Fakat Teja ve Luka'nın hikayeleri ne kadar doyurucuysa, Marta'nın hikayesi de bir o kadar içi boş ve yetersiz kalıyor. Bu noktada Marta karakteri ve hikayesinin boşluğu/yetersizliği oyunun akışına biraz sekte uğratıyor gibi. Oyun, geçtiğimiz aylarda ölen ünlü Çek oyun yazarı ve Devlet başkanı Vaclav Havel'e de selamını çakarken, sanata, siyasete ve aileye dair önemli mesajları yer yer güldürerek yer yer düşündürerek izleyiciye aktarıyor.

Konu itibariyle çok şaşırtıcı unsurların olmamasına rağmen, bir nevi 'hesaplaşma' temasını başarıyla işleyen oyunda epik tiyatroya dair öğeler bolca yer alıyor. Belki tam anlamıyla düşündürtmeyi amaçlamasa da, oyun boyunca Teja karakterinin, izleyiciyle olan diyaloğu, oyun bitene kadar karşımıza bir yabancılaştırma efekti olarak çıkıyor. Kişisel olarak, epik tiyatroyu ve yabancılaştırma efektine antipati ile yaklaşmama ve Teja karakterinin izleyici ile olan diyaloğunun gereğinden fazla uzun olmasına rağmen Profesyonel gerçekten harika bir oyun.

Oyunda ışık kullanımı bir iki sahne hariç hep sabit kalırken, tek dekor ve arasız 2 saatlik oynanış süresi izleyici sıkmıyor. Zira Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar sahnede harika işler çıkarıyorlar. Işık kullanımının azlığı gibi, oyunda çok fazla müzik veya efekt kullanımı da yer almıyor.

Luka Giriş
Bu güzel oyuna dair göze batan bir kaç noktadan daha bahsetmekte fayda var. Öncelikle olarak, Marta karakterinin oyunculuğu göze batmasa da, yukarıda değindiğim üzere hikayesi gerçekten oyun için bir boşluk yaratıyor. Fakat asıl sıkıntı, kitabı yayınlanmadığı için, yayınevini basan karakterde. Oyuna hiç bir katkısı olmadığı gibi ne yazık ki çok sönük bir oyunculuk karşımıza çıkıyor ve bu durum, akıcı devam eden bir oyunda izleyicinin oyundan kopmasına rol açabiliyor.

Son olarak 2 şerh düşelim ve yorumlayalım:

1- Luka karakterinin, dil hareketleri, tavrı, gülmelerinin yönetmen tercihi olduğunu düşünüyorum. Zira hatırladığım kadarıyla orjinal oyun metninde, Luka için böyle bir tasvir tam olarak yer almıyor. Eğer durum böyleyse, riskli bir seçim zira, Luka'nın hareketleri oyunu absürt bir çizgiye taşımaya çok elverişli. Ama aynı zamanda, alt metin dramın izleyiciye daha iyi aktarılmasını sağlıyor.

2- Orjinal metinde, Luka'nın Teja'ya doğrulttuğu silah patlıyor. (Yine yanlış hatırlıyor olabilirim) Fakat o silahın oyunda patlamaması sanki daha yerli yerinde olmuş. Zira oyunun akışını etkileyecek bir gerginliğe, o silahın bir daha patlayıp patlamayacağını izleyiciye düşündürtmeye gerek yok.

Ek bir not. Yıllardır sahnelenen bir tiyatro oyununda ilk kez bütün salonun ayağa kalktığına şahit oldum. Fakat oyun da zaten fazlasıyla hak ediyordu. Ayakta alkışlayan kişilerin arasında pek çok tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve gönüllüsü olduğunu da belirtmekte fayda var.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Ankara Tiyatro Rehberi 1 (1 Kasım 2012 - 8 Kasım 2012)

Ankara ve tiyatro denilince akla hemen devlet tiyatroları ve sadık izleyicisi geliyor. Ankara Devlet Tiyatroları ile özdeşleşmiş bir şehir. Ne yazık ki tiyatroya ilgi oldukça büyük olmasına rağmen özel tiyatrolar, hem üretim sıklığı hem de kalitesi açısından İstanbul'un oldukça gerisinde kalıyor. Bu da Devlet Tiyatrolarını Ankara'da neredeyse tekel haline getiriyor. Bu rehberle 10'ar günlük süreçlerle Ankara'da sahnelenecek oyunlara kısa bir göz atıp, gidilmesi gerekenlere not düşeceğiz. Her oyuna da muhakkak ismen değineceğiz.

1 Kasım 2012-8 Kasım 2012 tarih aralığında Ankara'da şu oyunlar dikkat çekiyor:

1- Profesyonel (İstanbul DT):
Profesyonel
1-2-3 Kasım tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek bu oyun bir İstanbul Devlet Tiyatroları oyunu ve başrollerini Bülent Emin Yarar ile Yetkin Dikinciler paylaşıyor. Son yıllarda devlet tiyatroları bünyelerinde sahnelenen en dikkat çekici oyunlardan birisi. Şu an itibariyle bütün gösterimlere bilet tükenmiş durumda olsa da muhakkak görülmesi gereken bir yapım. Biletiniz yoksa dahi, oyun saati sahneye gidip gelmeyen birleri olması durumunda yetkililer tarafından içeri alınabiliyorsunuz. (Tabi ki bir garantisi yok). Duşan Kovaçeviç'in kaleme aldığı oyun Işıl Kasapoğlu rejisiyle sahneleniyor.

2- Hayvan Çiftliği (Stüdyo Cer):
Hayvan Çiftliği
Ankara'daki özel tiyatroların üretim azlığına inat ilaç gibi gelen bir oyun Hayvan Çiftliği. Cer Modern bünyesinde kurulan Stüdyo Cer'de sahnelenen oyun, dünyaca ünlü yazar George Orwell'in aynı adlı romanını Erdal Beşikçioğlu rejisiyle sahneye taşıyor ve farklı sahnelenişi, farklı tarzıyla dikkati çekiyor. Uzun zamandır Ankara'da görülmemiş bir renk katıyor Ankara Tiyatro hayatına. Romanda geçen meşhur, Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir, sözünü afişine taşıyan bu oyun kaçırılmaması gereken oyunlar listesinde en tepeye oynuyor. Son yıllarda bir kaç farklı devlet tiyatroları yapımına oldukça ilgi gösteren Ankara izleyicisi şimdiden bu oyunu da oldukça sahiplenmiş durumda ve biletler kısa sürede tükeniyor. 1-6-8 Kasım 2012 tarihlerinde Cer Modernde sahnelenecek bu oyunu da izleme listesine almakta fayda var. Erdal Beşikçioğlu hem oyunculuk hem de rejisörlük anlamında farklı işler yapmaya devam etmesi de oldukça güzel. Zira artık klasik kalıplı oyunlar izleyicinin ilgisini pek çekmiyor.

3- Yastık Adam (Ankara DT):
Yastık Adam
Hiç şüphesiz son yıllarda Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenmiş en ilginç ve en beğenilen oyunların başında geliyor Yastık Adam. Farklı sahneleniş tarzı, ilginç konusu, sağlam metni ve tabi ki olağanüstü oyunculuklarıyla 2 yıldır sahnelenen bu oyun, izleyenler tarafından tam puan oluyor. Daha önce bu blogda da bir incelemesine yer verdiğimiz Yastık Adam, Martin McDonagh'ın kaleminden çıkıp İlham Yazar rejisiyle izleyiciyle buluşuyor. İlham Yazar tiyatro adına gerçekten oldukça yenilikçi işler yapan ve sürekli kendini yenileyen ve güzel işlerin altına imza atan bir yönetmen, ayrıca bu yıl yine Ankara Devlet Tiyatrosunda, Jerry ve Tom isimli oyunun yönetmenliğini yapıyor. Sadece onun yönetmenliğini izlemek için bile gidilebilir. Oyun 6-7-8-9-10-11 Kasım tarihlerinde Şinasi sahnesinde sahnelenecek. Son bir not, İlham Yazar'ın twitter'dan belirttiği üzere oyun ilk kez çerçeve sahnede sahnelenecek. Zira daha önce Akün'de ve İrfan Şahinbaş sahnelerinde sahnelenmişti.

4- Diğer Oyunlar:
Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği
Öne çıkan bu oyunların yanı sıra bu hafta Ankara Tiyatrolarında Şu Oyunlar Sahnelenecek:

Ankara Devlet Tiyatrosu: 33 Varyasyon, Kış Gelmeden, Aşk Hastası, Cesaret Ana ve Çocukları, Eurydicenin Elleri, Venedik Taciri, Jerry ve Tom (Biletler Tükendi), Kerbela, Bir Kahve Molası - Karıncalar, Yağmur Durduğunda, Bir Delinin Hatıra Defteri (Biletler Tükendi), Mekruh Kadınlar Mezarlığı

- Ortaoyuncular (Turne): Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği (5-6 Kasım 2012)

- Tiyatro Gerçek (Turne): Van Gogh (9-15-16-17 Kasım 2012), Üstü Kalsın ( 8 Kasım 2012)

- Ertan Gösteri Merkezi: Anadolu Ekspresi Göç (7 Kasım 2012 Çarşamba)

- Nazım Hikmet Kültür Merkezi: Eş Zamanlı Aşklar (2-4-9-11 Kasım 2012)

- Tiyatro Tempo: Bavuldaki Hayatlar (2 Kasım 2012 Cuma), Macbeth-Bir Fikr -i Firar Meseli (4 Kasım 2012 Pazar)

- Müjdat Gezen Sanat Merkezi: Bir Güvercin Kanadında Yaşıyoruz İnadına (2-16 Kasım 2012)

- Tiyatro 1112 Garaj: Kutular (9-12-18 Kasım 2012)

- Black Model: Yanlış Numara - İki Kişilik Yanlışlık (2 Kasım 2012 Cuma)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Zübük (9-16-25 Kasım 2012), Selamün Kavlen Karakolu (2-3-4-11-17-18-24-30 Kasım 2012), Giderayak (10 Kasım 2012 Cumartesi)

- Tiyatro Kafe: Kuklacı (7-14-17-28 Kasım 2012)

- Mavi Sahne: Gıres - Angaralı (2 Kasım 2012 Cuma)

26 Temmuz 2012 Perşembe

Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü 2012-2013 Önkayıt Başvuru Rehberi

DTCF
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümü, 2012-2013 Akademik Yılında yetenek sınavıyla 25 öğrenci alacak. Bu yetenek sınavına girmek isteyen adayların içinse ön kayıtlar başladı. 16 Temmuzda alınmaya başlayan ön kayıt başvuruları 31 Temmuz'a kadar sürecek. Bu yazıda ön kayıt yaptırmayı düşünen adaylara neler yapmaları gerektiği hakkında kısa bilgiler vereceğiz.

Öncelikle, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümü, 3 Anabilim dalından oluşuyor ve adaylar istedikleri anabilim dalının veya dallarının sınavına girebiliyoralar. Bu anabilim dalları: Oyunculuk, Tiyatro Tarihi ve Teorisi, Dramatik Yazarlık. Her bir anabilim dalına başvurabilmek için, YGS'den en az 220 ham puan almış olmak gerekiyor. Oyunculuk Anasanat dalına başvurabilmek içinse 1986 veya sonrası doğumlu olmak gerekiyor.

Şu adreste, DTCF adaylardan istediği belgelerin neler olduğunu bir süre önce duyurmuştu. Buna göre ön kayıt yaptırmak isteyen adayların, Ortaöğretim başarı puanını da gösteren YGS belgelerini, 5 adet vesikalık resimlerini ve başvuracakları dalın veya dalların başvuru formlarını vermeleri gerekiyor. Listede belirtilmeyen bir belge daha var, bu da nüfus cüzdanı örneği. Ön kayıt için gittiğinizde sizden 1 adet de nüfus cüzdanı örneği  istenecek.

DTCF'de sahnelenen bir oyun

Başvurular Ankara üniversitesi DTCF'de yapılıyor. DTCF hemen Sıhhıye Köprüsünün yanında, Ankara Adliyesinin karşısında. Metro, dolmuş ve otobüsle ulaşım son derece kolay. DTCF'nin içindeyse başvurular Döner Sermaye Bürosunda kabul ediliyor. Hemen girişte sol tarafta kalan öğrenci işlerine yerini sormanız yeterli olacaktır.

DTCF yine yukarıda belirttiğimiz adreste sınav tarihlerini de açıklamıştı ve buna bağlı olarak Tiyatro Tarihi ve Teorisi ile Dramatik Yazarlık anabilim dallarının ilk sınavları çakışmaktaydı. Fakat başvurudan öğrendiğim kadarıyla, isteyen adaylar bu iki bölüm için başvuru formu doldurabilecekler, talebe göre de sınav saatlerinin değişme ihtimali olacakmış. Fakat yine de siz ne olur ne olmaz, ilk girmeyi istediğiniz yeri formlarda belirtmeyi unutmayın, sınav saatlerinin değişmeme ihtimaline karşı.

Belgelerimizi görevliye teslim ettikten sonra orada sınav girişiyle ilgili bir form daha dolduruluyor ve görevli size o formu sekreterliğe onaylatmanız için veriyor. Bu arada Oyunculuk Anasanat dalına başvuracak adaylar, fakültenin belirlediği Tirad'ları oradan alabiliyor. Belgemizi onaylatacağımız sekreterlik hemen Döner Sermaye Bürosunun çaprazında. Onaylattığımız belge bizde kalıyor ve ön kayıtımız tamamlanmış oluyor.

Başvurmadan önce Şu adrese tıklayıp detaylıca yönergeleri okumak, sınav tarihlerine bakmak ve formları indirmekte vayda var: http://www.dtcf.ankara.edu.tr/haber.php?goster=haber&haber=95

Herkese başarılar!

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tuğrul Tülek Röportajı

Tuğrul Tülek 2006 yılında Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümünden mezun oldu. Başta DOT'da olmak üzere pek çok tiyatro oyununda sahneye çıktı, televizyon dizilerinde ve filmlerde oyunculuk yaptı. Kendisi ile internet üzerinden bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisine verdiği yanıtlar için tekrar teşekkür ediyorum.

Tuğrul Tülek
Artaud'un Defteri: Oyunculuğa Nasıl Başladınız?
Tuğrul Tülek: Aslında her zaman yapmak istediğim meslekti oyunculuk. Özellikle de tiyatro alanında icra etmek istediğim bir meslekti. İngilizce Bölümü’nde okurken okulun tiyatro grubundaydım, sonra Bursa’da bir oyunculuk workshopuna katılmıştım,  orada devlet tiyatrosu sanatçısı Özer Tunca’da gözlemci olarak vardı. Oradan aklına yazmış beni.Bir sene sonra sahneleyeceği oyunda bana bir rol teklif etti ve her şey böyle başladı. Ardından konservatuvar, Polonya deneyimi  derken bugünlere geldik.

Artaud’un Defteri: DOT Sürecinden bahseder misiniz? DOT’un anlattıkları hayatımızın neresinde duruyor?
Tuğrul Tülek: Okul, askerlik vs. bitince ne yapmam gerektiğini, nereden başlamam gerektiğini tam bilemiyordum. O arada gazetede DOT un oyuncu seçmeleriyle ilgili bir haber okudum ancak 30 yaş altında erkek oyuncular arıyorlardı, ben de 30 yaşımı daha yeni bitirmiştim ve bunun bir işaret olduğunu düşünüp katılmamaya karar verdim ama sonra içim rahat etmedi, CV’imde yaşımı biraz küçültüp seçmelere katıldım J , olumlu bir cevap alınca da çok mutlu oldum tabi. Böylece Kürklü Merkür ekibine dahil oldum, o zamandan beri de DOT ta oyuncu, çevirmen  ve yönetmen olarak çalışmaya devam ediyorum. Bu yıl altıncı sezonum olacak. DOT’un anlatmayı seçtiği hikayeler aslında çok da yabancısı olduğumuz hikayeler değil. Metropol insanının dertlerini, paranoyalarını, yaşadığımız dünyanın çelişkilerini, insanlığın geldiği noktayı, belli duyarlığa sahip bir güruhun ortak sıkıntılarını anlatan hikayeler bunlar. Yani sahnede izlediğimiz hikayelerin her gün gazetede okuduklarımızdan yahut haberlerde izlediklerimizden pek farkı yok. Hatta gerçek hayattaki vahşet dozu maalesef o kadar arttı ki, artık bizim oyunlarımız dahi o kadar sert değil.

Malafa
Artaud’un Defteri: In Yer-Face, DOT’u anlatan bir kavram mı? Yoksa Yan bir kavram mı?
Tuğrul TülekIn-Yer-Face DOT için bir başlangıç noktası ama artık dünyada olduğu gibi DOT ta da sıkça başvurulan ve hala takip edilen bir tarz değil. Yani o oyunların, o metinlerin üstüne çok fazla oyunlar yazıldı, In-Yer-Face yazarlar kulvar değiştirip daha deneysel, farklı tarzlarda oyunlar yazdılar/ yazıyorlar. Dolayısıyla her zaman yeniyi, çağdaşı temsil eden DOT da In-Yer-Face ile olan bağlarını farklı tarzlarla genişletti. Örneğin “Süpernova” Devised Theatre diye adlandırılan tarzda  bir oyun. Farklı disiplinleri harmanlayan yapısıyla alışılagelmiş DOT oyunlarından çok farklı bir yerde duruyor ve dansın, müziğin, sporun, metnin, ışığın birleştiği bir tasarım-oyuna dönüşüyor.

Artaud’un Defteri: DOT’un yaptığı işleri çok takdir ediyorum. Cesur ve yenilikçi. Hem metinler özgün hem sahneleme. Sizce DOT tiyatrolar arasında yeni bir akım başlattı mı? 5 yıl öncesine kadar bilinmeyen bir akım şu an çok popüler Türkiye’de.
Tuğrul TülekBöyle bir etkiden elbette bahsedebiliriz. DOT tan sonra onun tarzını benimseyen, ya da onun geldiği noktadan cesaret alıp kurulan pek çok grup çıktı ortaya. Zamanla hepsi de kendi tarzını oturttu. Böyle ekipler kurulmaya, aramıza katılmaya devam ediyor ki bu hareketlilik çok sevindirici.

Kürklü Merkür
Artaud’un Defteri: Kürklü Merkür. Galiba DOT nezninde ilk oyununuz. İzleyemedim fakat okudum. Çarpıcı bir metin.  Nasıl bir deneyimdi?
Tuğrul TülekEvet DOT daki ilk oyunumdu. Müthiş bir deneyimdi elbette. Hem o zamana kadar okuduğum, oynadığım hiçbir oyuna benzemiyordu hem de çok riskli bir işti bence. Ama tabi risk almadan başarının yakalanması pek de mümkün olmuyor. O yüzden iyi ki o riski almışız ve hala hatırlanan, akıllarda kalan bir oyun çıkarmışız ortaya. Her zaman çok özel hatırlayacağım bir oyun Kürklü Merkür.

Artaud’un Defteri: Malafa. İzleyebildiğim ender DOT oyunlarından. Diğer oyunlardan farklı, romandan uyarlama. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Oyunun roman uyarlaması olması oyuna hazırlanırken sizleri ne ölçüde etkiledi?
Tuğrul TülekHakan Günday romanı oyuna uyarlarken orijinal metine sadık kalmadığı pek çok yer vardı, dolayısıyla bundan cesaret alarak biz de oyunu romandan bağımsız düşündük, bu elbette işimizi daha kolaylaştırdı.

Malafa
Artaud’un Defteri: Hakan Gündayla (ki kendisi bence çağdaş Türk yazarları arasında çok önemli bir yere sahiptir) çalışma fırsatı buldunuz mu?
Tuğrul TülekHakan Günday’la ilgili düşüncelerinize aynen katılıyorum, Malafa sürecinde kendisiyle tanışma ve birlikte çalışma şansımız oldu ve o zamandan beri de hem ekip olarak hem bireysel olarak dostluğumuz aynen devam ediyor. Hakan Günday zekasını kalemine yansıtan ender yeteneklerden biri, hem bir okur, hem bir oyuncu hem de herhangi bir kişi olarak onunla tanışmış olmak gerçekten büyük bir şans.

Artaud’un Defteri: Oyundaki enerjiniz muazzam. Oyuna kattığınız canlılık. Bu ne kadar yönetmen yönlendirmesi ne kadar sizin takdiriniz?
Tuğrul TülekDediğim gibi 2006 yılından beri DOT dayım ve yer aldığım oyunların hepsini Murat Daltaban yönetti. Bu kadar sık ve çok birlikte çalışınca her iki taraf da birbirlerinin enerjilerini çok iyi biliyor, ne demek istediklerini bazen konuşmaya gerek kalmadan anlıyor. Bu Malafa da da böyle oldu, Shopping and F**ing de de, Süpernovada da… Dolayısıyla sahnede gördüğünüz her şey karşılıklı yaratılan enerjiyle ortaya çıkan bir durum.

Süpernova
Artaud’un Defteri: Süpernova (Beautiful Burnout). 1 yıl boyunca uzaktan takip ettim bu oyunun haberlerini. Boks çalışmaları nasıl bir deneyimdi?
Tuğrul TülekOyunculuk çok basit, sıradan, herkesin yapabileceği bir meslekmiş gibi görülür nedense ama tiyatro oyunculuğu gerçekten müthiş disiplin gerektiren, hayatınızı hep kontrol altında tutmak zorunda olduğunuz, sürekli çalışmayı ve kendinizi yenilemeyi gerektiren bir meslek. Yani durursanız ölürsünüz. Boks çalışmaları, boksla tanışmak ekip olarak hepimizin hayatında yepyeni bir soluk getirdi. Aslında oyunculukla çok fazla ortak yönü olduğunu gördük. Müthiş bir konsantrasyon gerektiren, beden koordinasyonuna dayalı, zekaya sonuna kadar ihtiyaç duyduğun, hem çok yumuşak hem çok sert bir spor boks. Tıpkı oyunculuk gibi.

Artaud’un Defteri: Öksüzler. İlk yönetmenlik deneyiminiz mi? Nelere dikkat ettiniz?, In Yer-Face ne kadar etken oldu reji çalışmalarında?
Tuğrul TülekÖksüzler ilk yönetmenlik deneyimimdi. Dennis Kelly’nin çok güzel yazdığı, anlattığı bir hikaye vardı elimde, ben rejinin bu hikayeyi boğması taraftarı değildim hiçbir zaman çünkü seyircinin kendini hikayeye kaptırmasını, kendini o karakterlerin yerine koymasını, kısacası empati kurmasını çok istemiştim. Bu sebeple olabildiğince sakin, hikaye demlendikçe ilişkileri ve durumu daha da ortaya çıkaran bir tarzda sergilemek istedim oyunu. Tabi bunda o üç karakteri de müthiş bir şekilde oynayan İbrahim Selim, Gizem Erdem ve Yusuf Akgün’ün de payı çok büyük.

Artaud’un Defteri: DOT neden turneye çıkmıyor? Mesela bir Ankaralı olarak söyleyebilirim ki buradaki izleyici olarak bu tarz oyunlara açız.
Tuğrul TülekOyunlarımız mekanlarıyla belli bir bağı olan oyunlar, yani aynı şartlarda başka bir mekan olmadığı sürece atmosferinden çok şey kaybedebiliyor. O yüzden biz de turneye çıkıp oyunların dilinden taviz vermektense seyircilerimizi kendi salonlarımızda ağırlamayı tercih ediyoruz.

Shopping and F**ing
Artaud’un Defteri: Biraz genel bir tiyatro sorusu olsun. Sizce bir tiyatrocu hem büyük sahnelerde hem DOT gibi alternatif sahnelerde mi oynamalı, yoksa zaten DOT’un tadını almış bir oyuncu dahasını istemez mi?
Tuğrul Tülek:Böyle bir kural yok elbette. Herkes istediği sahnede, istediği oyunda oynar. Biz bu işin eğitimini aldık dolayısıyla küçük sahnelerde de, büyük sahnelerde de oynarız. Yeter ki proje, oyun, hikaye içimize sinsin.

Artaud’un Defteri: Son olarak kişisel beğenilerinizi merak ediyorum. Mesela en sevdiğiniz kitap, film, müzik türü gibi. Dizi takip eder misiniz?
Tuğrul TülekEn sevdiğim kitap Zadie Smith-İnci Gibi Dişler. Birden fazla okuduğum ilk kitap ve her okuyuşumda da ayrı bir haz vermiştir bana. Film dünyası derin bir dünya, o kadar iyi filmler çekiliyor ki her an favorilerim değişebiliyor. Mesela Ashgar Farhadi’nin Bir Ayrılık filmi tesirini uzun süre üzerimde taşıdığım bir film oldu. Wong Kar Wai’nin Aşk zamanı da bir diğer sevdiğim filmdir. Müzik deseniz o da öyle çok kalabalık bir dünya ve ben de iyi bir müzik takipçisiyim. Björk, My Brightest Diamond, KT Tunstall, I Am Kloot, Adele, Rufus Wainwright, Metronomy gibi kimi popüler kimi daha alternatif isimleri dinlemeyi severim.

Artaud’un Defteri: Tekrar teşekkürler.
Tuğrul Tülek: Ben Teşekkür ederim.

17 Temmuz 2012 Salı

Yastık Adam (Ankara Devlet Tiyatrosu)

Yastık Adam - Ariel & Tupolski

Devlet tiyatroları özellikle 3-4 sene öncesine kadar bilindik kalıplardaki oyunlarla izleyici karşısına çıkıyordu. Bu oyunların temel yapısı, anlattıkları hep standarttı. Komik, dramatik, düşündürücü v.b Çoğunlukla yaratıcılıktan uzak, tek düze. Sahnelenen oyunlar adeta fabrikasyon ürünü gibiydi. Hem oyunların içeriği, hem de oyunların sahneye konuluş şekli bu duruma yol açıyordu. Fakat özellikle son senelerde, Devlet Tiyatroları bünyelerinde daha farklı, daha yenilikçi oyunlar izlemeye başladık. İçerikten, sahnelenişe bu 'farklı' olarak nitelendirebileceğimiz oyunların başında ise hiç şüphesiz Yastık Adam geliyor.

Yastık Adam (The Pillowman), İrlandalı oyun yazarı Martin McDonagh tarafından 2003 yılında kaleme alındı. Oyunla ilgili incelemeye geçmeden önce kısa bir şekilde Martin McDonagh'tan bahsetmekte fayda var. 1970 yılında doğan İrlandalı yazar, Britanyalı çağdaş oyun yazarlarının en başarılı temsilcilerinden birisi olarak kabul ediliyor. Yazarın, Leenane'nin Güzellik Kraliçesi ve Inishmaan'ın Sakatı isimli oyunları İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından, Inishmorelu Yüzbaşı isimli oyuncu Kent Oyuncuları tarafından, 
Yalnız Batı isimli oyunu ise Yan Etki tarafından sahneye konuldu. Martin McDonagh aynı zamanda 2008 yapımı In Bruges filmini hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlenerek, Sinema konusundaki yeteneklerini de ispatlamış durumda.

Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenen Yastık Adam'ın bu aslında ilk Türkiye macerası değil. İlk olarak 2006 yıllarında bu oyunun DOT tarafından sahneleneceği konuşulmuştu. DOT bu oyunu hiç sahnelemedi fakat 2009 yılında oyun Mehmet Ergen yönetmenliğinde ve Bekir Çiçekdemir, Murat Karasu, Serhat Tutumluer ve Yurdaer Okur'un oyunculuklarıyla, Talimhane tiyatrosunca sahneye konuldu.

Ankara Devlet Tiyatrosunca sahneye konulan Yastık Adam'a gelecek olursak. Oyunu sahneye koyan isim İlham Yazar. Oyuncu ve Yönetmen. Kendisini ilk olarak, Ankara Dip Sahne'de sergilenen Mojo isimli oyunun yönetmeni olarak tanımıştım. Aslında Mojo çok ilginç bir kesişim noktasıdır. Zira Dip Sahne'nin işletmecisi Erdal Beşikçioğlu. Mekan bir tiyatro değil. Bir bar. Fakat oyun konseptine göre düzenlenmiş. Oyunun oyuncularından İnanç Konukçu ve Berkan Şal Behzat Ç. yolunu tuttu, İlham Yazar ise devlet tiyatrolarının. Çok bereketli oyun çünkü diğer oyuncuların da hepsi çok iyi yerlerde, fakat bu başka bir yazının konusu olsun. Mojo, In Yer-Face olarak kabül edilen bir oyun metni. Hatta In Yer-Face'in isim babası Aleks Sierz'in kitabında bu tarz oyunlara örnek olarak gösterilirken de yer verilen bir oyun Mojo. Filmi bile çekilmiş.


İlham Yazar Mojo'da çok başarılı bir iş sahneye koymuştu. Yastık Adam'ın yönetmeni olduğunu öğrendiğim zaman da çok başarılı bir işle karşılaşacağımdan hiç şüphem yoktu bu yüzden.


Yastık Adam izleyiciyi alışık olmadığı bir dekorla karşılıyor. Dekor sıradışı ya da çok şaşırtıcı değil. Fakat kesinlikle ilgi çekici. Fakat oyun Akünde. İlk sıkıntı ve soru işareti burada. Zira Yastık Adam bu tarz bir sahnede istediği vuruculuğu yapabilir mi? Bence In Yer-Face'in en temel silahlarından birisi olan seyirciyi black box bir sahnede oynayarak oyunun içine alma hamlesini koca bir salonda yapabilir mi? Bu noktada bir seçim yapılması gerekiyor, Devlet Tiyatroları butik bir tiyatro değil. 50 kişiye oynama lüksü olamaz. Bu yüzden sahne büyük olacak. O nedenle tam anlamıyla bir In Yer-Face ile karşılaşmayacağımız belli. Mesela efsanelere konu olan 'İzleyicilerin gördüklerinden sonra kusarak salondan çıkmaları' gibi bir etki şüphesiz beklemiyoruz. Rahatsız etse yeter. Fakat bu koca sahnede mümkün mü? Mümkünmüş.


Dedik. Daha salona girer girmez dekor ve müzik izleyiciyi yakalıyor, merak ettiriyor. Oyun zaten yaş sınırı nedeniyle gizemli. Dekor ve müzik bu gizemi arttırıyor. Şimdi oyun zamanı. Hikaye basit. 2 polis, çözülemeyen bir dizi cinayet vakası. Ama olaylar kötü, çünkü ölenler hep çocuk, öldürülüş tarzları vahşi. Uzaktan In Yer-Face'e bir selam! Çocukların vahşi öldürülüş tarzları öyle insanların laf olsun diye, içleri sızlamadan konuşabilecek gündelik şeyler değil. Asıl soru, karşımızda basit bir polisiye mi olacak yoksa daha ötesi mi.


Şüphelimiz, öykü yazarı Katuryan Katuryan Katuryan. Evet isim komik, belki de oyundaki gerilimi dağıtmak için düşünülmüş küçük bir numara. En gergin anlarda izleyiciyi rahatlatacak bir yol molası gibi. Katuryan, yazdığı öyküler'deki cinayetlerin birebir işlenmesi nedeniyle soruşturmanın ortasında, polislerin tam karşısında buluyor kendisini. Karşımızda iki polis. Biri genç biri yaşlı. Bir iyi polisi oynarken diğeri kötü polisi oynuyor. Fakat karakter altyapıları son derece başarılı. Söyledikleri, yaptıkları hiç sırıtmıyor. Polisler çoğu zaman dalgacı fakat olayların acısı onları daha öfkeli hale getiriyor.


Oyun baştan itibaren iki yönüyle farklılığını sunuyor. 1) Hikayenin ilerleyişi muazzam. Katuryan'ın öykülerinden atıflarla, sistem dışı, kalıp dışı ilerliyor. 2) In Yer-Face'e yaklaşan bir diğer öğe daha: Şiddet'ten sakınılmıyor oyun boyunca. Katuryan'a yapılan işkenceler, fiziki şiddet olarak yüzümüze çarpıyor. Edilen küfürler, hakaretler, bağırışmalar da zira öyle. Anlatılan hikayelerdeki öğeler ise şiddet boyutunu arttırıyor. Fakat öyküler bu oyunun asıl yıldızı. Her bir öykü ayrı ayrı düşünülmüş, inceden inceye oyun alt metnini oluşturan bu öykülerden birisi de oyuna ismini veren Yastık Adam'ın öyküsü.


Katuryan'ın masum olduğuna onun sadece bir öykü yazarı olduğuna inanırken bu denli gerçekçi bir anlatımda, cinayetler ile öykülerin bağlantısız olduğunu düşünmek olanaksız. Katil aslında izleyiciye Katuryan'ın zeka geriliği olan kardeşi Micheal. Katilin ortaya çıkışı aslında bir gizemin çözülmesi değil, daha çok malumun ilanı gibi. Asıl gizem başka yerlerde. Katuryan'ın sorgusu çok daha farklı gizemleri ortaya çıkarıyor. Katuryan belki çocukların katili değil fakat hayal dünyasının oluşumu oldukça şiddetvari. Geçmişinde yaptıkları izleyiciyi sarsıyor. Asıl sarsıcı ise Micheal'e kıyması. Belki kendince haklı bir sebebi var. Duygusal fakat oyunun en sarsıcı anı kesinlikle bu.


Ve oyunun ismi, Yastık Adam. Oyunda anlatılan en güzel öykü. Yastıklardan oluşmuş bir adamın çocukları ziyaret etmesi, onları gelecekte yaşayacağı acıları göstermesi ve çocuklara bu acıları çekmemeleri için intihar etmeleri gerektiğini söylemesi. Çocukların ölümü ve ailelerin bunu birer kaza zannetmesi. Oyunun climax'ı. Katuryanın kardeşi Micheal'e anlattığı ve Micheal'in en sevdiği hikaye Yastık Adam. Çocukları öldürerek kendince bir Yastık Adam olması. Vurucu. Katili öğrenmemizden çok daha vurucu. Asıl soru neden böyle olduğu? Cevap Katuryan ve Michael'in geçmişindeki hikayede gizli. Michael'e hiç bir zaman bir Yastık Adam'ın gelmemiş ve onu acılarından kurtarmamış olmasında gizli. Muazzam. Pek çok ileti çıkarılabilecek bir şekilde bağlanıyor oyun.


Oyunun sonu ise zirve noktada. İzleyiciyi çok farklı bir yerden şaşırtıyor. Hikayenin sadece Katuryan'ın hikayesi değil, polislerin de hikayesi olduğunu görüyoruz. Empati çok önemli. Polislerin hikaye akışı boyunca yaşadıkları, değişimleri, gizemleri, Katuryan ve kardeşininki gibi.


Gelelim oyunun sahnelenişine, oyunculuklara ve diğer unsurlara. Sahneleniş konusunda muazzam bir iş ortaya koymuş İlham Yazar! Sahne geçişleri de aynı şekilde çok başarılı. Müzikler, dekor, her şey çok iyi ama oyunculuklara değinmeden olmaz. Her bir oyuncu ayrı ayrı başarılı performans göstermiş. Polislerden yaşlı olanı Tupolski rolündeki Mesut Turan, zeka geriliği olan Michael'i canlandıran (Buğra Koçtepe - öncesinde Emre Erçil) çok başarılılar. 

Fakat Ariel rolündeki Tolga Tekin ve Katuryan Katuryan Katuryan'ı canlandıran Murat Çidamlı ayrı birer alkışı hak ediyorlar.


Bu sezon muhtemelen devam edecektir Yastık Adam, Ankara Devlet Tiyatrosu bünyesinde. İzlememiş olanların kaçırmamalı, muhakkak izlemeli!